Yazı

Sayın Belediye Başkanına
Sayın Belediye Başkanına 

Etem Kutsigil

Selçuk Sayın Belediye Başkanına ve Belediye Fen İşleri Müdürlerine Açık Mektup

Çok bilinen bir fıkradır. Paranın şımarttığı biri, yanında çalışan gariban işçisine: “Önden giden şu adamın ensesine yaman bir şaplak atarsan sana 20 lira veririm” der.
Adam şaplağı atar. Tokadı yiyen bakar ki tanımadığı biri. “Deli misin be adam. Neden bana vurdun?.” diye sorar. “Hay Allah! Çok özür dilerim beyim. Seni bir arkadaşıma benzettim. Ne olur affet.” der. Zengin, on metre sonra yine garibana döner. “Eğer bir tokat daha atarsan 50 lira veririm.” der. Gariban 50 lirayı haketmek için bir tokat daha atar. Adam dönünce özür üstüne özür diler yine, “Benzettim” diye. Para babası bu kez “Bir tokat daha atarsan bu defa 100 lira veririm” der. Gariban üçüncü tokatı da atınca deliye döner ensesi kalın adamcağız. “Belâ mı oldun başıma bu gün be adam. Deli misin nesin?” diye bas bas bağırmaya başlayınca: “Kusuruma bakma beyim. Beyde bu para, sende bu ense varken, benden daha çoook şaplak yersin” deyip savuşmuş.
Kıssadan hisse derdi eskiler;
Türkiyemizde bu zenginlikler oldukça, kapitalist dünya için yaşamsal olmaya aday enerji yolları buradan geçtikçe, yurdumuz Ortadoğu’ya egemen olmak isteyenlere basamak durumunda iken, Türkiye’nin daha pek çok sorunla başı hep belâya girecektir. Gelişmiş ülkelerin azan kuduran emperyal ihtirası, halkımızın hep huzursuzluk kaynağı olacağına ve sorunların yazı yazarak halledilmeyeceğine göre, bu gün konuyu değiştirmekte yarar olduğunu düşünüyorum. 
 
Gelelim mektup yazmama sebep olan bu günkü konumuza.
Sayın Selçuk Belediye Başkanı ve Fen İşleri Müdürüne
2002 den bu yana, yürüme sorunum, “yürüme engelli” olmamla sonuçlandı. Geçen yıl bana hediye edilen akülü sandalyemle Selçuk sokaklarını dolaşmaya başlayınca, kendimi eski günlerime dönmüş gibi hissettim. Yıllarca giremediğim, dolaşamadığım sokaklara girdim çıktım. Pek çok eski arkadaşımı gördüm, konuştum. Belediyemiz tarafından yolların yeniden parke döşenmiş olmasının, dolaşmamı kolaylaştırdığını zevkle itiraf etmeliyim.
Ne var ki dolaşmalarımın bana verdiği birtakım zorluklara da değinip ilgililere duyurararak, başka yürüme engelilerin ve çocuk arabası kullanan sayın annelerin de sessiz şikâyetlerine tercüman olmacağımdan eminim.
Ünlü İngiliz tiyatro yazarı Shapespeare yazdığı “Hamlet” oyununda “Olmak veya olmamak” diye bir deyim kullanır. Selçuk’ta engellilerin geçeceği bazı geçitlerin, çalışan işçilerce olsun, onları denetleyen elemanlarca olsun, bu zihniyetle yapıldığına eminim. “Eğim yapılmış mı yapılmış”  Ama işe yaramıyor, sorun yaratıyor mu? O önemli değil.
Gerek Ziraat Bankasının karşısından, Kızılay Cadddesine (Tahsin Ağa Camiinin önündeki cadde), gerekse Postanenin yanından yine Kızılay Caddesine inen çarşı yollarına, Kızılay Caddesinden girmek olanaksız. Çünkü kaldırıma çıkılabilecek bir tane bile eğimli geçit yok. Çarşı içine girebilmemiz için Kırıtakların satış mağazasının sokağından girmek gerekiyor. Aküsü az olup idareli kullanmak isteyenin, Medine dilencisi gibi durup, uzanacak birkaç yardım eli beklemesi gerekiyor. Geçit yapılmamasının sebebini araştırdım. “Efenim, geçit yapınca bisikletli ve mobiletli saygısızlar buralardan geçiyormuş. Onları engellemek için geçit yapılmamış”(!) Beyler çocuk mu kandırıyorsunuz? Belirttiğim bu yolların karşısına geçip on dakika izleyin. Kaldırımlardan inen bisikletli ve mobiletlileri sayın. Göreceksiniz ki onların tekerlekleri, kaldırım basamaklarından inebilecek kadar büyük çaplıdır. Onun için zaten iniyorlar. Bu yüzden bunu bahane edip, güldürmeyin beni...
Kuşadası kavşağının İzmir yönü ise tam internetlik.(!) Zira kaldırımlardan iniş yok ama refüjün iki yanında da iniş eğimleri var. İnanmazsanız gidin bakın. Ve bu eğimleri yaptıranlarla, kaldırımları yaptıranlar arasındaki iletişim komedisine şahit olun. Konu iletişimsizlik meselesine gelince, izninizle bir örnek daha vereceğim.
Belediyemiz dünya kadar masraf ederek, eski Selçuk Aydın yolunu asfaltladı. Ve bu yol üzerinde bahçesi olanları, hayallerinin bile erişemeyeceği bir mutluluğa ulaştırdı. Fakat sahneye bir “Badman” (kötü adam) çıktı ve o güzelim yolu üç günde eskisinden beter hale getirdi. Ne imiş efendim Acarlar köyünün muhtarı, köyünün atık su borusunu geçirecekmiş. Behey Allah’tan korkmaz.... Bunu yol asfaltlamadan yapsan da yolu mahvetmesen olmaz mı? Kaldı ki köy, yolun batısında. Arıtma tesisi de yolun batısında. Borunu yolun doğusuna geçirip yolu berbat etmenin alemi ne? Ama plânsızlık ve iletişimsizlik  denen hastalığımız var ya....Bana kalsa bu yol tekrar asfaltlanmalı ve parası köy bütçesinden ödenmeli. Hatta muhtarın kendisinden alınmalı.
Kuşadası ve Meryemana kavşakları arasındaki kaldırımların durumu ise, engelliler yönünden içler acısı.
Sözü daha fazla uzatmadan bizlere zorluk yaratan ve ilgililerce düzeltilmesini önemle rica ettiğim geçitleri sıralayayım.
Şehir içinde:
Kuşadası kavşağında refüjlerin karşısındaki – kaldırımlara,
Kızılay Caddesinde Câminin karşısına ve SFS’nin yanından kaldırıma eğimli yol yapılmasını;   
Tansaş mağazasının önündeki kaldırıma, Trambolinlerin bulunduğu kaldırıma, Belediye önündeki kaldırıma, Devlet Hastanesinin önünden Karayolları şantiyesine giden yoldaki kaldırımlara ve Meryemana kavşağına kadar giden parke döşenmiş yoldaki sağlı sollu kaldırımlara, çıkacak eğimli yol yapılmış olmakla beraber;
Özellikle yağmur oluklarının eğimi göz önüne alınmamış, yapılan eğimler normalden çok daha dik olduğundan bu eğimlerin yenibaştan ve daha az eğimli yapılması,    
Aydın karayolundaki kaldırımlarda eğimin bittiği yerle, yol arasında yer yer 10 santimetreye varan yükseklik farkı olduğundan, biz yürüme engelliler akülü sandalye ie çıkamadığımızdan, kaldırımın altında trafik yolundan gitme ve her an bir sürücünün kurbanı olma gibi bir tehlike ile karşı karşıyayız.
Üzülerek ifade edeyim ki bu sorunlar, takriben bir ay kadar önce yüz yüze bir ilgiliye (!) tarafımdan anlatılmış ve beni çok sevindiren bir anlayış görmüş ve düzeleceğine dair vaad alınmıştı.
Yaptırılacak iş şu; Belediye Fen İşleri Md. lüğü gerekirse beni veya bizlerden birisini alarak – Ki Rahmetle andığım sevgili Umut’a bu konuda bilirkişi olarak başvurulduğu söylenmişti – geçitler tek tek denenerek geçit verebilecek hale getirilebilir. Bir yurttaş olarak, çocuk arabası süren hanımlar ve yürüme engelliler adına bu sorunun halledilmesini Fen İleri Sayın Müdüründen ve işin takibini Sayın Belediye Başkanımızdan beklemenin hakkımız olduğuna inanıyorum.
Bu işin Eylül ayına kadar tamamlanmasını da önemle diliyorum.
Ha... olmazsa... Eskiden söylenembir slogan vardı. “Susma! Sustukça sıra sana da gelecek!.” Diye. Sağlıklı oluşunuza fazla güvenmeyin. Bu gün size gerekli olmayan bu eğimlere, inşallah çok yaşlandığınızda siz de muhtaç olacaksınız. Başka bir ihtimalle muhtaç olmamanızı Allah’tan diliyorum. Saygılarımla.
Etem Kutsigil


20 Ağustos 2008  00:17:28 - Okuma: (965)  Yazdır




İstatistik