Yazı

Pekin Olimpiyatları ve Türkiye’nin gerçeği
Pekin Olimpiyatları ve Türkiye’nin gerçeği 

Prof. Dr. Seyhan Hasırcı

Değerli Okuyucularım; Olimpiyatların başlamasından bir kaç gün önce Olimpiyat oyunları ve Türkiye adı altında daha önce yazdığım yazımda, Olimpiyatlara katılmak o ülke ve o ülke sporcuları için çok önemli olduğunu ve hele bu oyunlarda madalya kazanmanın, katılımcı o ülke için performans sporu bazında önemli bir ölçü olduğunu da belirtmiştim.

Bu tür organizasyonlarda madalyalar almak başlı başına sporcunun, antrenörünün ve hatta kulübünün büyük bir ekonomik rahatlığa ulaşması anlamına da geldiğini de bilmekteyiz.
 
Durum böyle iken; ülkemiz için hala yıllardır daha çok madalya kazanma ve Olimpiyat düzenlemeye ilişkin arzu ve isteği her zaman gündemimizde. Amane var ki bu alanda verdiği savaşım ve stratejisinin artık değiştirmesinin zamanı geldiğini ve geçmek üzere olduğunu görüyorum demiş ve ardından eklemiştim; Dünyada en kalabalık genç nüfusa sahip olan ve en önde gelen ülkelerden biri olan Türkiye sadece 100 ün altında sporcuyla olimpiyatlara katılmasını hazmedemiyorum (ki bir kısmı da Özal modeli devşirme sporcular! Gerci son yıllarda tüm ülkeler aynı yönteme başvuruyor) yüzün altında diyorum bu sayı oldukça az bildiğiniz üzere ama en azından 100 ün altı diyerek üç rakamlı bir yere koymaya çalıştım ülkemi. Ama yarışmalar devam ettikçe ve sporcularımız elendikçe yediden yetmişe üzüntü içerisinde kaldığımızı da görüyorum.
 
Dünyanın en büyük spor organizasyonu olan Olimpiyatlara katılmanın çok önemli olduğunu vurguluyor ve ülke olarak daha sistemli bir şekilde çalışarak hazırlanmamızın gerektiğini her defasında belirtiyorum ve belirtmeyle de kalmayıp sporu ülkemizde en üst düzeyde yöneten insanlara da yazıyordum!
 
Örneğin Atina Olimpiyatlarından hemen bir gün sonra o zamanın spordan sorumlu devlet bakanı olan Sayın M. Ali Şahin beye aynen şu mektubu yazmıştım
 
Prof. Dr. Seyhan HASIRCI                                                                        29 Ağustos 2004
ALMANYA
 
Mehmet Ali ŞAHİN
Spordan Sorumlu Devlet Bakanı
Bakanlıklar - ANKARA
Fax. 0090 312 413 73 19
 
 
Sayın Bakanım,
 
Öncelikle 2004 Atina Olimpiyat Oyunlarının henüz sona ermiş olması ve her şeyin çok taze olması nedeniyle sizleri bu ikinci mektubumla rahatsız etmek durumundayım.
 
Hatırlarsanız Sizlere aşağıda örneği bulunan bir mektubumu yollamıştım. Gençlik Spor Genel Müdürlüğümüze yönlendirdiğiniz yazıma projelerimle ilgili bilgiler sayın Genel Müdürümüz tarafımdan istendi ve istemiş olduğu projeleri kendisine hemen yolladığımı sizlere yazdığım bir ikinci mektubumla da belirtmiştim.
 
Ama aradan geçen bunca zaman içerisinde ne olumlu ne de olumsuz her hangi bir cevap alamadığım gibi, olimpiyatlardan almış olduğumuz sonuçları 1 haftalığına Atina da ve daha sonrada TV den üzüntü ile izledim.
 
  1. Artık sizlerinde belirtmiş olduğu gibi kendini gerçekten spor dalına adamış olan yeni Federasyon başkanlarına ihtiyacın yanı sıra,
  2. Yine ekte belirtmiş bulunduğum yetenek tarama ve bölgesel performans merkezlerinin bir an önce kurulması ve tam teşekküllü olarak çalışması kaçınılmaz olmuştur,
  3. Tüm antrenörlerimizin hiç zaman kaybetmeden daha sık ve sürekli olarak meslek içi eğitimden geçirilmeleri inancını taşıyorum,
  4. Özellikle kendi alanım olduğundan vurgulamakta yarar görüyorum; sporcuların gerek hazırlık ve gerekse müsabaka esnasında yanlarında iyi yetişmiş profesyonel spor psikologlarının mutlaka olması gerektiğini düşünüyorum.
 
Bunlar benim saptadığım birkaç kritik nokta ama söylenecek mutlaka daha çok şeyin olduğu inancını taşıyorum. Ama bana göre de yapılması gereken bir çok şeyin olduğuna inanmaktayım Bu doğrultuda sizlere 1 yıl önce sayın genel müdürlüğümüze yollamış olduğum projelerimi belki değerlendirilir diye bu kez sizlere tekrar yolluyor ve her zaman spor için birlikte çalışmaya hazır olduğumu bildirmek istiyorum. Önce İzmir’de daha sonrada Pekin’deki 2 büyük organizasyonda daha şimdiden başarılar dileklerimle.
En içten saygılarımla
 
Prof..Dr. Seyhan Hasırcı
 
Aradan tam 4 yıl gecti Sporcuları suçlamak gibi bir davranışa girmek bence yanlış olur ama Seçilen federasyon başkanları ve yaptıkları ile Antrenörlerin durum ortada ve sonuç daha kötü!
 
Sporun bana ve benim gibi düşünenlere göre 2 ayrı boyutu var. Bunlardan birincisi bireyin ana rahmine düştükten itibaren başlayan ve ölüme kadar devam eden hareket yada egzersiz eylemi içerisinde olması. Burada asıl amaç, bireylerin hareketlerini bilinçli yada bilinçsiz olarak daha uzun ve sağlıklı yaşamalarına hizmet veren boyutunu kapsar.
 
İkinci boyutu da yarışma boyutudur; Bunu antrenman yada spor bilimlerinde çok farklı terimlerle de açıklayabiliriz; Yani sporun bu boyutu; kimine göre yüksek performans boyutu, kimine göre de organize spor alanlarında yer almak olarak ta tanımlanır, yani kısacası burada yer alanlar; son derece zor olan bu yolda, çok uzun sürelerini buna feda etmeyi seçmiş kişilerdir ki, bu gün olimpiyatlarda yarışan ve başarılı olan sporcuların çoğu böyledir. Bu tür insanların 1 yıllık takvimlerinde sosyal faaliyetlere ayırabilecekleri çok az zamanları vardır ve hayatları yarışmalarla, antrenmanlarla ve arta kalan zamanları ya okullarına yada işlerine ayırdıkları zamandır.
 
Bu gün olimpiyat oyunlarında yarışan sporcuların hemen hemen hepsi aynı amaca odaklanmış ve hepside bir derece yapmak ve madalya almaya odaklanmışlardır. Madalya sayısı belirli ve bunları alabilecek kişilerin sayısı da çok açıktır.
 
Ama ne var ki madalyaları almayı etkileyen en önemli faktörleri sıralarsak; O spor dalına uygunluk (yani fiziksel yapı yada yetenek), sağlıklı bir antrenman planlaması ve antrenmana devamlılık (kuşkusuz sağlıklı bir antrenman planı doğru bilgilerle donatılmış antrenörle mümkün olur) devam edelim; çalışma ortamının yarışma ortamına uygunluğu, sporcuların sosyo ekonomik açıdan yeterli bir desteğe sahip olmaları (yada yarının güvencesi altında olmaları, dolayısı ile psikolojik yapıları), bunlarla biter mi, hayır kuşkusuz bitmez bakın daha neler var; Ailenin (anne ve babanın) desteği, Takım kulüp ve federasyon yöneticilerini desteği, spor basının olumlu katkısı (atletlerin başarılı olduklarında göklere çıkarıp olmadıklarında yerin dibine sokmamaları gerekir), takım yada kulüp arkadaşlarının desteği ve motivasyonu (bizde genellikle başarılı olanları hep olumsuz eleştiririz çekemeyiz).
 
Daha da önemlisi ve aslında bizlerin üstünde durmak zorunda olduğumuz en büyük konuda bu olmalı; Sporu en üst düzeyde yöneten insanların sporun hiç bir biriminden yeterli bilgi ve birikim sahibi olmadıkları gibi bilgi kaynaklarının da zayıf olduğudur. Bir ikincisi yıllardır üstünde durduğum bizlerin öncelikle spor politikamızın sağlıklı bir yapıya ulaştırılması ve spor kültürümüzün oluşturulması gerekir. Yani sporu siyasete alet değil, başlı başına bir spor siyasetimizin oluşturulması yorunludur ve bu günkü uygulama yanlıştır.
 
İki gündür olimpiyatları izliyorum ve televizyonun önünde kule ve tramplen atlama yarışları var, anlatan TRT spikerine öylesine kızmışım ki defalarca onu uyaracak birini aradım ama mümkün değil ulaşamadım, en sonunda hıncımı TRT Berlin bürosu sorumlusu sevgili   dostum Yıldırım Eskiciyi aradım ve uyardım. Bu spiker arkadaşın; ikide bir öne takla , geriye takla , havada ileri geri iki buçuk takla deyip duruyor ve her defasında sinirlerimi bozuyordu. Oysa bu kardeşimiz yerde yapılan ve 180 dereceli ve daha fazlası dönüşlere takla, ama havada yapılan bu dönüşlere salto denildiğini hala bilmiyor. Daha buna benzer farklı spor dallarında anlatılan neler neler!
 
Çok önemli bulmayacaksınız ama benim için çok ama çok önemli, daha kavramları bilmiyoruz ve ardından bir olimpiyat ta naklen yayında insanlara doğru şeyleri anlatmakla yükümlüsünüz ve yanlış anlatıyorsunuz. Bir ara düşündüm, tıpkı spikerin spora bakış acısı neyse sporu yöneten insanlarımızın da spora bakışları bu olsa gerek diye. Çok üzülüyorum ne de olsa spor bizim kendi alanımız varsın idare etsinler ama önerimiz hiç değilse ülkede bu spora yeni şeyler kazandırabilecek insanlar var, izin versinler de onların düşüncelerine hiç değilse saygı duysunlar. Spora yıllarını veren nice kişiler tanıdım şimdi yoklar ortada! umarım olimpiyat dönüşünde ilgililer şapkalarını başlarının önüne alıp yeniden düşünürler.
 
Sonuç olarak Pekin Türkiye için bir hüsran oldu, olacak! Atina Olimpiyatlarından daha iyi sonuç alacağız demeçleri pek inandırıcı gelmedi bana, çünkü Atina sonrası neler yapmamız gerekir tek tek yazıp yolladım, ama nafile; Boksta kendini aniden Trabzon’un bir spor salonunda zanneden, Türkiye yerine Trabzon Spor’un havlusunu taşıyan boksörlerimiz, Olimpiyat umudu olan ve üç denemesinde de başarısız olup sıfır çeken haltercilerimiz (Antrenörü ve psikologu neredeydi yoksa sporcular mı? antrenörleri yönlendiriyorlardı? diye düşündüm) Televizyon kanallarında kendi sorumluluklarını unutarak sporcu ve antrenöre yüklenen Olimpiyat komitesinin üst düzey yöneticileri Antrenörlerin yarışma kurallarını bilmediklerinden yakınmaları ve daha da üzücü olanı aynı kişilerin; aynı televizyon ekranında itiraf etmeleriydi (Acaba sormazlar mı? bu sporcu ve antrenörleri kim seçip buralara getirdi diye?). Yarışmalar devam ediyor daha ve alabileceğimiz bir kaç madalya olacak mutlaka ama neresinden bakarsanız durum çok acı, yani her yönü ile üzücü. Bize yakışmıyor!
 
Evet gülüyoruz ağlanacak halimize ve hala havalarda uçuyoruz. Evet evet yanlış duymadınız; Evlerinin önü bakla, Güvercinler atar takla......... Sağlıcakla kalınız sevgili okurlarım. 
 
14 Ağustos 2008 Almanya
 
Prof. Dr. Seyhan Hasırcı
 


16 Ağustos 2008  01:37:55 - Okuma: (1138)  Yazdır




İstatistik