Yazı

Harvard'la iki hafta–7
Harvard'la iki hafta–7 

Asil S. Tunçer

Ödemiş-Birgi

Sabah Bafa’dan erkenden hareket edip Ortaklar’a gelmeden ünlü Magnesia Ad Meandrum (Menderes Magnesyası) kentini gezeceğiz.
Buraya Urla’dan gelen Görevli Nazım’ı arayıp kalabalık var mı diye soruyorum. “Hocam, gel sakin” diyor. Nazım buraya Urla’dan geldi. Zamanının çoğunu burada geçiriyor çünkü işine âşık biri. Evini de Ortaklar’a taşıdı. İhtiyaç olduğunda motoruna atlayıp 5 dakikada ören yerine geliyor.

Artemis Kutsal Alanı’nı ikiye bölen Söke-Ortaklar Otoyolu’nun soluna doğru yanaşıp, önce Artemis Tapınağı’na ait o muhteşem alınlığını görüntülüyoruz. Anadolu’daki Hellenistik döneme ait en büyük dördüncü tapınak olan Artemis Leukophryene, Mimar Hermogenes’in eseri ve kendi buluşu olan “pseudodipteros” (dipteros görünümlü ya da yalancı dipteros) olarak ta tanımlanan planını ilk kez bu tapınakta uygulamış. Tarihte hep Efes’in gölgesinde kalan bu kent, ören yeri olarak ta bugün Efes Antik Kenti’nin gölgesinde; pek bilinmiyor. En enteresanı da buradaki eserlerin alçı kopyalarının bile çalınıyor olması. Skylla bunlara en bariz örnek. Sözün kısası; defineciler burada alçı kopyayı da çalarak bir rekora imza atmışlar. Eski eser hırsızlığı ve kaçakçılığında bence bir numarayız. Dünyada alçı kopyayı bile çalabilen tek hırsız ancak bizde vardır herhalde…

Daha sonra Belevi, Tire ve Gökçen’i geçerek Ödemiş’e uğruyoruz. Öğle yemeğimiz meşhur Atom’da, Ödemiş köftesi. Zamandan kazanmak maksadıyla Yeniköy’e geldiğimizde köftecimi telefonla arıyorum. Tam 20 dakikalık mesafeden lokantayı önceden aramam bana zaman açısından büyük avantaj sağlıyor. Atom’da Serdal’ın köftesinden yemeden Ödemiş’ten ayrılmak mümkün değil. Telefonla verdiğimiz siparişlerimiz çok profesyonelce hazırlanmış ve paketlenmiş şekilde yol kenarında durdurduğumuz aracımıza servis yapılıyor. Köfteler o kadar lezzetli ki bir tek parmaklarımızı yemiyoruz; lazım olacağı için. Ödemiş Müzesi, Hypaipa ve civar yerleşimlerden zengin eserlerle dolu. Buradaki eşsiz bulguların yanında özellikle Afroditler bana Heykeltıraş Praxiteles’i anımsatıyor.

Doğruca Birgi’ye kırıyoruz direksiyonu Kaymakçı ayrımından. Zamanımız bol olsa doğum yerim Kaymakçı’ya da uğrayıp grubuma çocukluğumun geçtiği bu şirin bucağı göstermek isterdim ama mümkün değil. Türkiye’nin bamya ve bezelye cenneti Kaymakçı üç ilçenin (Ödemiş, Kiraz ve Beydağ) gölgesinde kalmış tam orta nokta bir bucak. Başta erik olmak üzere meyve çeşidiyle de adını duyuran Kaymakçı, meşhur efelerden Çakırcalı Mehmet Efe'nin kızanlarından Milli Mücadele kahramanı ve İstiklal Savaşı şehidi Gökçen Efe'nin mezarının bekçiliğini de yapıyor aynı zamanda... Maalesef mezarın yanına içkili bir gazino inşa edildi. Bakalım bu saygısızlık ve terbiyesizliğe ne zaman dur denilecek.

Birgi’ye yüz yıllık evlerinin arasından ve sokaklarının büyüleyici atmosferinden içinden geçerek varıyor ve sağ tarafta caminin hemen karşısındaki kahvede mola veriyoruz. Çekül Vakfı’nca 140’ın üzerinde evin rölevesi tamamlanan bu doğal sit alanı bucakta Çakırağa Konağı ve Derviş Ağa Camii de söz edilmesi gerekli diğer kültür varlıklarımız. Birgililer bizi güler yüz ve hoşsohbetle ağırlıyorlar; misafirperverliklerini gösteriyorlar. Köftenin ardından kırmızı kuşaklı cam bardakta çaylarımızı yudumluyoruz. Kaptanım benim çay tiryakiliğimi bildiğinden “Hocama bir tane daha getir, bu kesmez onu” demiş çaycımıza. Caminin giriş kapısının yanındaki çeşmeden de buz gibi suyumuzu içiyoruz. Kaptan “Asil Ağbi, böyle yerler bırakılıp da Ada’ya (Kuşadası) gelinir mi hiç” diyor.

Birgi Ulu Cami yani Mehmet Bey Camii, yaklaşık 700 yaşında. Son iki restorasyonun tam olmaması ve birtakım yanlışlıkların yapılması nedeniyle bugünlerde zor günler geçiriyor. Özellikle son tamiratta çatısının kumla kaplanmaması yüzünden Camii yağışlı havalarda içerisine su alıyor; gerek ısı yalıtım eksikliği ve gerekse su sızması sebebiyle de büyük zarar görmeye başladı. Ayrıca Camii içi ahşap donanım da tahribat yaşanmaya başladı. Kündekari işçiliğiyle meşhur Minber geçmeleri bir bir açılıyor.

Gölcük-Bozdağ yoluna vurduğumuzda kendimizi yükseklik farkını hemen hissetmeye başlıyoruz etraftaki uçurum manzaralı görüntüler ve gruptan bir-iki kişinin hafif baş ağrısıyla. Alışık değiller tabi, Harvard’lı çocuklar böyle in-çık rampalara… Birazdan Mermeroluk’ta buz gibi suyu içince hepsinin aklı başına gelecek evvel Allah. Bir de akşam Gölcük’te kalacaktık ve meşhur güveçli, köpük helvalı bir akşam yemeği yiyecektik ki Göl kenarında işte o zaman sorma gitsin… Programımız gereği en geç 15.00’de Sart’ta olmamız lazım çünkü Amerikalı Kazı Ekibi’yle randevumuz var. Grubum, Roma Arkeolojisi ve Bizans Sanatı öğrencilerinden oluşan karma bir grup olunca bizim ilgi alanımıza giren yerler sayıca artıyor doğal olarak. Bunun yanında benim de Selçuk İsabey ve Birgi Ulucami gibi Türk İslam kültüründen bazı abideleri programa dâhil edince ortaya çok zengin bir gezi menüsü çıkıyor. Gölcük yolu bu anlamda imdadıma yetişiyor; hem Sart’a kestirme bir yol hem de Ödemiş ve Birgi gibi iki çok önemli merkezden geçiyor. Bir de yol biraz daha düzgün olsaydı nice olurdu…

Sürecek…


11 Ağustos 2008  14:18:18 - Okuma: (1891)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik