Yazı

Ruhum Hasta-1-
Ruhum Hasta-1- 

Ümran Songun

Yer ve gök kırmızıya boyanmış. Toprak kan kokuyor, gökyüzü puslu. Bir asker yere diz çökmüş.

Sol dizinin üzerinde dik durmaya çalışırken avucundaki mermileri sayıyor. Sağ eli ile tüfeğini sıkı sıkı kavramış. Topu topu beş kurşunu kalmış avucunda. Beş kurşunu ile beş düşman askeri vuramazsam boşuna şehit olurum diye düşünüyor. Vücut direniyor yıkılmamak için. Vücudu kurşunla delik deşik olmuş. Ruh bile bedene o kadar saygılı ki terk etmemiş onu. Onca kurşun yarasından bir damla olsun kan akmamış. Ölmemek için direniyor asker, beş kurşunu ile beş düşman askerini nasıl vurabileceğinin hesabını yapıyor. Vatanı için direniyor asker...
     
     Çanakkale’ de gördüğüm her tablo, içimi kanattı derinden. Şu an müzeye çevrilen Çimen kalesinde, canını dişine takarak vatanı için mücadele eden atalarımla yeniden yaşadım o günleri. Gün ışığına çıktığımda boğazıma koca bir lokma takılıp kalmıştı sanki. Göz yaşlarıma ve içimin coşkusuna engel olamadım. İzinsiz aktı göz yaşlarım... hasta ruhumu yıkadı derinden. Bu vatan toprakları ne canlar aldı içine, yüz binlerce beden karıştı her zerresine..
    
      Savaşırken beş kurşunu ile beş düşman askeri vurdu Mehmetçik belki ama vurduğu yaralı düşman askerlerini de bulunduğu yerde bırakmadı hiç. Sırtında taşıdı, yaralarını sardı. Yiyecek bir dilim ekmek bulamazken, bulduğu her kırıntıyı düşmanı ile bile paylaştı. Savaş ayrı, insanlık ayrı bir zanaattı çünkü...
     
       Van, Rusların istilası altında. Cephede savaşan askerlerimizin cephanesi yok. Süngü elde topraklarını savunuyorlar canla, başla... Van’ dan cepheye, cephaneleri taşıyacak erkek yok. Eli silah tutan erkeklerin hepsi cephede savaşıyor. Yaşlı erkek, kadın ve çocuklardan başka kimse kalmamış orada. Erkek çocukların en büyüğü on altı yaşında. Cephane bekliyor askerler... Kar, kış bütün yolları kapatmış. At, araba hiçbir şey yok. Yüz yirmi çocuk gönüllü olarak ortaya çıkıyor cephaneyi, cepheye taşımak için. En büyüğü on altı, en küçüğü on iki yaşında. Anaların gözü yaşlı. Eşlerini, evlatlarını vermişler bu vatan için. Ses çıkaramıyorlar. Varsın son çocukları da feda olsun vatan için. Evde buldukları çarşaf, kilim ne varsa çocuklarını sarıp sarmalıyorlar, soğuktan korumak için. Bulabildikleri yiyecekleri çıkınlayıp ellerine veriyorlar. Sabahın ilk saatlerinde o dondurucu soğuğa aldırmadan yola çıkıyor çocuklar. Yürüyerek... Ellerinde cephaneler... Anaların gözleri yaşlı, söyledikleri marşlarla uğurluyorlar çocuklarını. Bir daha dönmeyeceklerini biliyorlar çünkü... Kızım aklıma geliyor o an. Ona bir şey olursa aklımı kaybederim. Deliririm.. diye düşünürken. Telefonum çalıyor acı acı. Bir arkadaşım arıyor. “ İstanbul’ da iki bomba patlatıldı, pek çok yaralı ve ölen insanlar var. İstersen Elvan’ı ara” diyor bana. Kızım bir aydır İstanbul’da staj yapıyor. Sesim titriyor... “ tamam” diyebiliyorum ancak. Yüreğimi bir ateş sarıyor. Telaş içerisinde tuşlara basıyor parmaklarım. İşte telefon çalıyor, çalıyor. Açan yok... yok... daha bir ateş sarıyor içimi. Kulaklarımın yandığını, yüzümün her karışının titrediğini hissediyorum. Ellerim terliyor, titriyor... yeniden tuşlara basıyorum. Kulağıma daha bir bastırıyorum telefonu. “ Annecimmmm” diyor bir ses. Evet “O” kızımın sesi. Tüm vücudumun kasılmaları gevşiyor birden. Titreyen sesim; “ iyi misin” diyebiliyor.
     
        Koşarak eve geliyorum. Saat gecenin 24:00 ü televizyonu açıyorum. Bir kanalda şarkılar söyleniyor. Diğeri yüzdeki kırışıklıklardan nasıl kurtulursunuz, şu kremi kullanın diyor. Bir diğerinde eğlence; oynayanlar, göbek atanlar. Yarışma proğramları, abuk zubuk diziler. Filmler...bacaklardaki selülitler, yazın giyeceğimiz bikiniler, sucuk reklamları... AKP kapatılma davası... yok... yok... yok. Bomba ile ilgili bir haber yok. Ne oldu bizlere!... Nedir bu kadar duyarsızlık, vurdum duymazlık?
        Çağımızın en büyük kitle iletişim aracı ...büyük, ekonomik ve siyasi güç medya... Toplumları yönlendirebilen ama doğru ve de dürüst bilgilendirmeyen medya... kültüre, sanata, bilime ve insanları düşünceye sevk etmekten uzak medya... insanları uyutan, gençlerin zihinlerini çürüten medya... güzelim siyaseti çirkefe çevirip, insanları koyun gibi gütme aracı medya... günlerce yanan ormanlarımızı, milli servetimizi bir kenara bırakıp sanatçıların aşklarını konu eden, dedikoducu medya... çok güzel örnek oldunuz yıllardır. Şimdi yetiştirdiğiniz eserlerinizle gurur duyabilirsiniz. Amaçlarına ulaşmayı başaranlar yaptıklarınızla övünebilirsiniz. Başardınız... isteklerinize harfiyen uyacak koca bir ordunuz oldu şimdi. Bencil, gününü gün eden, yemekten, içmekten, eğlenmekten başka bir şey düşünmeyen. Üç kuruşa kendini satan. Çalışıp üretmeyi bilmeden hazıra konmaya çalışan. Gözü kendi sahip olduklarından başka her şeyde olan bir orduya sahipsiniz. Sevgi ve saygıdan uzak. Her şeyi yaptırabilirsiniz artık onlara. Tebrikler...  
Devam edecek...    

30 Temmuz 2008  01:22:58 - Okuma: (2088)  Yazdır




İstatistik