Yazı

Ahıska Türkleri–5
Ahıska Türkleri–5 

Asil S. Tunçer

Nitekim sahip olduğu etnik çeşitliliğiyle Kafkaslar dünyada eşine az rastlanır bir biçimde kültür laboratuarını andırmaktadır.

Neticede Karadeniz'den Hazar denizine kadar Kafkasya'daki farklı ırklar ve etnik gruplar birbirleriyle kaynaşırken, ortak hayat felsefesi, benzer adet ve gelenekler, ortak tarih ve bağımsızlık şuuru, ortak giyim-kuşam ve folklordan oluşan bir ortak 'Kafkas kültürü' etrafında birleşmişlerdir. Bu ortak kültür zaman zaman büyük güçlerin hâkimiyet mücadelelerine alet olmuşlardır. Bazen de bu hâkimiyet mücadelelerinin amilleri kendileri olmuşlardır.
      Tarih boyunca bu bölge üzerinde büyük devletlerarasındaki hâkimiyet mücadelesinin hiç eksilmediği bilinmektedir. İlkçağlarda Kimmerlerin, Romalıların, Perslerin, İskitlerin yerini Ortaçağlarda Bizanslılar, Sasaniler, Hazarlar almışlardır. Bu mücadeleler sırasında genellikle Kafkas Dağlarının sinir teşkil ettiği görülmektedir. Nitekim Hazarlar, Güney Kafkasya'da önemli bir sonuç elde edemezken, Sasaniler de benzer bir duruma Kuzey Kafkasya'da maruz kalmışlardır. Hatta Sasaniler yerine geçen Müslümanlar da başka coğrafi alanlarda kaydettikleri olağanüstü başarıyı burada gerçekleştirememişlerdir.
      XI. y.y.'a kadar çeşitli Oğuz boylarının yerleşmiş olduğu Azerbaycan ki M.Ö. VIII. yy.dan itibaren Orta Asya'dan gelen Saka Türkleri ilk sakinler olarak kabul görür. Daha sonra buraya çeşitli Türk boyları gelip yerleşmişlerdir, 1019–1021 yılları arasında Büyük Selçuklu Türk Devleti'nin kurucularından Çağrı Bey'in Doğu Anadolu'ya yaptığı seferden sonra çoğunlukla Türklerin barındığı bir bölge haline gelmiştir. Malazgirt zaferinden sonra Kafkasya'ya doğru yoğunlaşan Selçuklu Türk akınları sırasında Ermeniler, Bizans'a tabi olarak bölgede küçük gruplar halinde oturmakta idiler.
      Kazan Hanlığı'nın düşmesi hem Rus hem de Türk ülkeleri açısından önemli bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Bu tarihten itibaren Rusya "çok milletli bir devlet" olmaya başlamıştır. Astrahan'ın da düşmesi ile Rusya Hazar kıyılarına ulaşmış ve İpek Yolu'nun bir kısmını eline geçirmiştir. Bu yol ise Osmanlı ve İran ticaretinde öneme sahipti. Rusya'da bu önemli gelir kaynağından yararlanmak istemekteydi. Dolayısıyla artık Osmanlı-İran mücadelesine Rusya'da eklenmiştir.
      Rusların Kafkasya topraklarında gittikçe yayılmacı bir politika sergileyeceğinin anlaşılması üzerine, Osmanlı Devletini öncelikli olarak topraklarının kuzey ve kuzeydoğu sınırlarının güvenlik stratejisi gereği rahatsız etmiştir. Nitekim Osmanlı Devleti bölgeye düzenleyeceği seferlerle buraları fethetmeyi ve Don ile Volga arasında bir kanal açarak Hazar Denizi'ne ulaşmak suretiyle hem Rusya'yı bölgeden atmayı, hem İran'ı geriden kuşatmayı, hem de Türkistan Türk hanlıklarıyla doğrudan münasebet kurmayı tasarlamıştır. Bununla aynı zamanda Osmanlı himayesini talep eden Azerbaycan ve Dağıstan beylerine Hazar Denizi vasıtasıyla karadan ve denizden yardımda bulunmak mümkün olacaktır. Ancak 1569 yılında yapılması planlanan bu sefer, çeşitli iç ve diş siyasi sebeplerle yapılamamış ve ulaşılmak istenen hedefler gerçekleşmemiştir.
      Uzun yıllar Azerbaycan ve Gürcistan topraklarında savaşan Osmanlı ve Iran ordularının zayıf düşmesi ile Ruslar tarafından I. Petro'dan sonra saldırılar sistemli bir şekilde başlatılmıştır. Çar I. Petro, Iran ve Orta Asya üzerinden Hindistan'a ulaşmak, ticari gelişmeyi sağlamak ve ipek, bakır, pamuk gibi hammadde kaynakları ile seyrek nüfuslu toprakları ele geçirmek arzusu ile stratejik öneme sahip Güney Kafkasya geçitlerine hâkim olmaya girişmiştir. 53 Nitekim Rusya'nın Kafkasya'ya doğrudan ilk inişi 1720'li yıllara denk gelir. Kafkasya önlerine gelen Rusların saldırıları sonucu bazı Kuzey Kafkas topluluklarından Çerkes, Nogay, Çeçen beyleri Çar'ın yüksek hâkimiyetini tanımak zorunda kalmışlardı. Ruslar Kabartay Prensi ile yapılan anlaşma gereğince, Terek boyundan Rus tüccarlarını korumak bahanesiyle bir kale yapmıştır. Böylece yerleşme politikası uygulayıp, savunma stratejileri geliştirebileceklerinin ilk sinyallerini vermişlerdir. Üstelik Kuzey Kafkasya bölgesindeki Rus hâkimiyeti, Güney Kafkasya'ya yönelik saldırılarını kolaylaştırmıştır.
      Ayrıca bu tarihlerde Ruslar, İran ile olan mücadelelerinde sağladıkları galibiyet sonucu onlarla anlaşarak Hazar Denizi'nin kuzey kıyılarını ve Bakü'yü ele geçirmişlerdir. Ancak Kafkasyalıların saldırıları ve İran'da Nadir Şah'ın Rus yayılmasına karşı mücadeleci tavrı sonucu işgal ettikleri yerlerden çıkmak zorunda kalmışlardır.
      Rusya'da Çariçe II. Katerina da tıpkı I. Petro gibi Kafkasya'da tutunma siyaseti gütmeye başlamıştır. Kuzey Kafkasya'da Rus hâkimiyetini büyük ölçüde gerçekleştirmiştir. Üstelik Çar I. Petro'dan farklı olarak bu bölgelerin Hıristiyanlaştırılması için misyonerlik faaliyetlerini de başlatmıştır.
      Diğer taraftan Osmanlı Devleti özellikle 1774'te Kırım'ı kaybettikten sonra, topraklarının kuzey ve doğu sınırlarının güvenliği açısından Kafkasya'ya daha fazla önem vermeye başlamıştır. Osmanlı Devleti 1769–1774 yılları arasında Ruslarla yaptıkları savaşları kaybettiler. Bu yenilgiler üzerine onlar da tıpkı II. Aterina'nın yaptığı gibi misyonerlik faaliyetlerine girişmiştir. 1782'de Gürcü asıllı Ferah Ali Paşa'yı Anapa'ya göndermişler ve böylece bu bölgeleri Müslümanlaştırarak ve Osmanlı sempatizanlığını aşılayarak dolaylı da olsa Osmanlı hâkimiyetine almak istemişlerdir. Ferah Ali Paşa sevilen bir kimse olduğu için Kafkasya bölgesindeki faaliyetlerinde başarı sağlamıştır.
...sürecek...


6 Mayıs 2007  00:52:35 - Okuma: (1495)  Yazdır




İstatistik