Yazı

Ergenekon bir sindirme harekatı mı?
Ergenekon bir sindirme harekatı mı? 

Yaşar Varış

Ergenekon adı verilen bir soruşturma yaklaşık bir yıl önce başlatıldı. Birçok insan gece yarısı baskınlarla göz altına alındı. Tutuklandı. Evleri ve işyerleri aranarak özel eşyalarına, bilgisayarlarına el kondu.

Aradan bir yılı aşkın zaman geçmesine karşın konu ile ilgili iddianame hazırlanmadı.  Tutuklanan ve suçlanan insanlar ne ile suçlandıkları belli olmadan bir yılı aşkın süredir cezaevlerinde tutuluyorlar. Kamu oyunda “yargısız infaz” denilen şey bu olsa gerek.
Nitekim Ergenekon ihtilal örgütünün finansörü olarak tutuklanan işadamı  Kuddisi Okkır cezaevinde kansere yakalanarak ve zamanında tedavisini izin verilmeyerek vefat etti.
İddianamenin hazırlanması beklenirken geçtiğimiz günlerde soruşturma yeni bir aşamaya geldi. Kamuoyunda tanınan bazı insanlar da bir gece ansızın evlerinden alındılar.Eşyalarına el konup günlerce sorgulandılar.
Bunların içinde emekli paşalarımızdan ve Atatürkçü düşünce derneği genel başkanı Şener Eruygur, Hurşit Tolon, ATO başkanı Sinan Aygün, Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi ve köşe yazarı Mustafa Balbay da vardı.
Son dönemde yapılan açıklamalardan anlıyoruz ki tutuklanan bu kişiler ihtilal yapacaklarmış.Bu amaçla bir terör örgütü kurmuşlar.Eldeki belgeler bunu gösteriyormuş. Bu nedenle tutuklanmışlar.
Kamuoyunda bilinen yönleri ile ve ceza hukuku açısından baktığımızda yapılan ve söylenen şeyler pek inandırıcı görünmüyor. Olaylar  iddiaları çürütüyor.
Dün yaşamını yitiren Terör örgütünün finansörü olarak suçlanan Kuddusi Okkır’ın durumuna baktığımızda bırakın adamın terör örgütünün finansörü olmasına, kefen parasını ödeyecek gücü bile yok. Bu ne ciddiyetsiz bir suçlama. Ve bu adam bir yılı aşkın süredir tutuklu.
Göreceksiniz Avrupa insan hakları mahkemesi bu yüzden Türkiye’yi suçlu bulacak ve mahkum edecek. Ülkeyi bu duruma sokmaya kimin hakkı var?
İkincisi, tutuklama;  ceza hukukumuzda bir tedbirdir.Şüpheli kaçmasın, delilleri karartmasın diye uygulanan bir önlemdir. Göz altına alınan veya tutuklanan bir kişinin en kısa zamanda hakim önüne çıkarılması gerekir. Adamı yıllarca suçunu ortaya koymadan içeride tutamazsınız.
Bu durum ancak faşist idarelerde görülür.Demokrasi ile yönetilen ülkelerde böyle bir durumla karşılanmaz.
Emekli paşalara gelince, bu insanlar yaşamları boyunca terörle mücadele etmişlerdir. Hükümeti devirmek,ihtilal yapmak için terör örgütü kurmakla bunları suçlamak eski deyimle “abesle iştigal”dir.
Bu tür suçların oluşması için maddi unsurlarının var olması gerekir.İhtilali yapacak maddi olanakların ve gücünün olması gerekir. Güçlü Türk ordusunun karşısında üç-beş emekli askerin ve birkaç gazetecinin, sivil toplum örgütünün ihtilal yapması kabul edilebilir olduğun kim inanır.
Nitekim ciddi dünya gazeteleri dalga geçer gibi bu konu ile ilgili yayınlar yapmışlar, suçlamaların inandırıcı olmaktan uzak olduğunu okuyucularına duymuşlardır.
Pek iyi bu hareketi yönlendirenler bunu bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlardır.
Ama, tutuklanan ve davaya dahil edilmek istenen kişilerin ortak özelliklerinin Atatürkçü,ulusal çıkarlardan yana, AKP nin uyguladığı politikalara muhalefet eden kişiler olduğu göz önüne alındığında acaba bu soruşturma AKP nin muhaliflerine karşı yürüttüğü bir sindirme, baskı altına alma harekatı mı diye de düşünmeden edemiyor insan.
Şayet böyle ise daha tehlikeli bir yola girilmiş demektir. Tarih göstermiştir ki basınla, üniversite ile, hukukla ve hukukçularla, ve askerlerle karşı karşıya gelen siyasi partilerin ömrü pek uzun olmamaktadır. 09.07.2008


9 Temmuz 2008  20:36:19 - Okuma: (514)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik