Yazı

Harvard'la iki hafta–1
Harvard'la iki hafta–1 

Asil S. Tunçer

Ahh! Şu Yollarımız…

İzmir Adnan Menderes Havalimanı'ndan içeri girer girmez bizi karışık bir yol ağı karşılıyor. Öyle ki her an yanlış bir yola sapma korkusuyla internette oyun oynar gibi pürdikkat ilerliyoruz. Yeni yapılan Dış Hatlar Terminali'nin uzaktan görüntüsü harika ama otoparkıyla arasındaki bağlantısızlığını saymasanız… Kendi kendime soruyorum; 50 yıl sonrasını görecek vizyona ne zaman sahip olacağız? Çok kısa vadede yapılan projelere yıllar sonra yapılan uyumsuz eklemelerle bu işler daha ne kadar çözülebilecek…
 
Havalimanından otobüs terminaline gelmeye kalkışmak gibi düşüncesi olanlara ise böyle bir macerayı ömürleri boyu unutamayacaklarını söyleyebilirim. Kentin ulaşım ağlarının bu kadar birbirinden ilintisiz ve bağlantısız olması Allah'tan tek İzmir'de karşılaşılan bir sorun değil de "neden sadece burası?" diye kendi kendimize kahrolmuyoruz…
 
Aracım Isuzu marka 31lik midibüs. 15 kişilik arkeoloji ve sanat tarihi bölümü öğrencilerine toplam 5 öğretim üyesi eşlik ediyor. Oturduğum 3–4 nolu koltuklar öne o kadar yakın ki ayaklarımı koridorda tutmak zorunda kalıyorum. Bu araçların tasarımını yapan mühendisi ya da mühendisleri çok merak etmişimdir: diplomayı nerden aldığı hususunda ya da acaba bu koltuklara bir kere olsun kendi(leri) oturdu mu diye?
 
Grupla kaynaşmamız uzun sürmüyor ve ilk geceki konaklamamızın olduğu Selçuk'a doğru yola koyuluyoruz. Otoban çıkışında maalesef tek gişe çalışıyor. Neden? Çünkü Pazar ve gişedeki memurlar izinli; ayrıca Pazar günleri çok kalabalık olmuyormuş: bu da başka bir komik iddia. İzmir-Denizli otobanının biteceği günü ben görür müyüm bilmiyorum ama Selçuk ayrımının ve Belevi kavşaklarının çok yetersiz ve de gereksiz dönemeçlerle dolu olduğunu söylemeliyim. Böylesi önemli bir noktada öyle bir otoban çıkışı verilmiş ki kazaya davetiye çıkarır gibi bir kavşak çalışması ortaya çıkmış.
 
Kaptanımdan çok geç kaldığımız için daha hızlı gidip gidemeyeceğimizi soruyorum. Havalimanındaki otopark tadilatı dolayısıyla çok uzakta park etmek zorunda kalan aracımıza tüm valizleri tek tek taşımak ve yolcuları uzunca bir mesafeye eskortlamak zorunda kalınca rahat fazladan 1 saatimizi yitirdik. Bunun telafisi için kendisinden bu uzun geniş yolda biraz gaza dokunmasını rica ediyorum ama nafile çünkü yolda radar var(mış). Karşıdan gelen araçlar ikaz ediyor. Koskoca ve dümdüz yolda 88'den yukarı çıkamıyorsunuz. Biraz yüklenince takometre ötmeye başlıyor. Grupta hemen kulak kabartıyor ve hatalı pozisyonuna düşüyorsunuz otomatikman. Ben takometreli araçlardan nefret ediyorum çünkü günümüz turizm anlayışıyla hazırlanan hemen tüm Anadolu turları maliyetlerden kısmak için genelde uzun menzillerde konaklamalar içerdiğinden 88 ile bu yolları bitirmek hiçte kolay değil. Benim bu programım da 2 haftalık ve ben yaklaşık 2.500km yapıp en az günde 4–5 müze ve ören yeri ziyaret edeceğim. Bununla beraber hem sabah otelden olası geç çıkışları ve tuvalet molalarını ayrıca müzelerin öğle tatilleri ile camilerdeki namaz saatlerini tutturacağım. 
        
Akşam yemeği için bahçeye kurulan masaların başında toplanıyoruz. Çimlerin üstünde kurulan masalarda yemek yemek zevki başka hiçbir şeyle değişilmez. Bunu Selçuk'ta birkaç halıcıdan başka bir de kaldığımız otel, Akay 2 çok iyi başarmış. Hem temiz hem bakımlı; ayrıca personel çok cana yakın. Tek problem Avrupa mutfağına göre kızarmış patateslerin bizim mutfağımızda soğuk tüketilmesi. Bu benim 22 yıldır duymaya alıştığım bir şikâyet ve çok az mutfakta kızarmış patateslerin masalara sıcak servis yapıldığını gördüm.
 
Selçuk'ta son yıllarda turizm açısından önemli gelişmeler yaşanıyor komşusu ve ezeli rekabetçisi Kuşadası'na kıyasla. Bir kere yol yapım ve temizlik açısından Selçuk Kuşadası'nı birkaç kere solladı diyebiliriz. Kuşadası'ndaki yolların rezilliği hepimizce malum. Bana göre Türkiye'deki en bakımsız tatil kasabalarından birisi şuan Kuşadası. Kuşadalılar1 dolmuşlarının da güzergâhı durumunda olan ve Kadınlar Denizi mevkiindeki Palmin Otel'den Sea Pearl Otel'e kestirme geçiş sağlayan İpek Halı Sahası'nın hemen üzerindeki yolu ben şahsımda 5 yıldır bilirim ve o kadar rezil bir durumdaki bu yol, doğudaki en ücra yollar yanında bir hiç kalır. Buradan yerli ve yabancı her gün yüzlerce insan geçmekte ve ayrıca resmen bir minibüs güzergâhıdır ama gelin görün ki bu yoldan ancak kamyon ve traktörler geçebilir.
 
Yerlerdeki ve yol kenarlarında kümelenmiş çöpleri burada anlatmıyorum çünkü sokaklarımızın pisliğinden ancak kendimizi Mısır gibi bazı Afrika ülkeleri ile kıyaslayarak avunabiliriz; evimizi temizlediğimiz kadarının sadece yarısını sokaklarımızda da yapabilseydik şayet elimize su dökemezdi kimse. Yollarda bu tür manzaralarla karşılaşır karşılaşmaz genelde grubun dikkatini tam ters istikamete çevirip bir şeyler anlatmaya başlarım; joker bir konu bularak… Çünkü memleketimi kimsenin pis ve Kuşadası'ndaki gibi yollarımızın rezil görünmesini içim bu ülkenin bir Rehberi; her şeyden önce bir ferdi olarak kesinlikle kaldırmaz…
 
Ama güneş balçıkla sıvanmıyor, değil mi?
 
Sürecek…


2 Temmuz 2008  19:23:37 - Okuma: (1251)  Yazdır




İstatistik