Yazı

BENDE SEN..
BENDE SEN.. 

Elvan Songun

BENDE SEN..

Sen şimdi uyuyorsun..
Sen uyurken düşlerinde ben vardım,
Ben uyanıkken de sen varsın düşlerimde.
Ellerini tutuyorum karanlık ile aydınlık arası bir saatte,
Uykusuz gözlerimde tütüyor özlemin.
Yüreğim titriyor… 
Hislerimi kaybetmeden yazmak istedim. Yıllar oldu fark etsek de fark etmesek de. Bazen acı da olsa farkındalık, bilinmezdir işte. Bu hissettiklerimdir şimdi esas olan.
Anne karnında başlayan şekil değişimimiz gelişimimiz… Önce kaba hatlarıyla oluşuyor her bir şey. El, ayak, baş... Önce ‘baş’ oluşuyor her şeyde olduğu gibi. O başlattığı için mi yaşamı acaba ‘baş’ denilmiş? Sonra el ve ayak parmakları, tırnaklar falan doğuyoruz. Yavaş yavaş hatlarımız daha bir ortaya çıkıyor. Kemikler uzuyor. Öyle bir yaş geliyor, cinsiyet denilen ikinci bir ayrıntı beliriyor. İnce ayrıntılara geçiyor hayat. Her geçen zaman bir ince ayrıntı daha ekliyor tablomuza.
Sorun şu ki zaman geçiyor ve ben bırakmışım zamanı akışına, dışarıdan izliyorum kendimi. Hiçbir şeye müdahale etmeden… Kendi yaşamımda başrolü başkalarına bırakmışım bazen.
Yazacak o kadar çok şey var ki. Antrenmana başlamadan nasıl ısınıyorsam, tam seriyi almak için yaklaşık 1 saat gerekiyorsa, tam duygularıma ulaşabilmek, anlatmak isteğimi içimden çıkarmak, tüm o şeyleri kusabilmek için önce ısınmam gerekiyor. Sonra teker teker düşünüp düşüncelerimi, duygularımı ardı ardına yaşamam gerekiyor yüreğimde. Yavaş yavaş dökülüyor sırası gelenler.
Her şeyin özü aynı yaşamda… Aerobik gibi mesela; sekizlik- element -sekizlik… Yani müziğin her vuruşu 8 ritimde bir tekrar eder. Zamanla rutine döner hayatımız. 12 elementimiz vardır bir seride. Element dediğimiz şeyler zorluğuna göre değişen esas hareketlerimizdir. Sorumluluklarımız. Zorluk dediğim ise bilirsiniz adı üstünde yapılabilme derecesine göre değişen hareketler. Koşullar. Zorluğuna göre yapabildiğin en iyi 12 elementi koyarsın serine. 4 ana grup vardır. Sahip olman gereken temel özellikler. A grubu: Dinamik kuvvet, B grubu: Statik kuvvet, C grubu: sıçrama atlama, D grubu: denge ve esneklik. Her gruptan en az 1 element yapmak zorundasındır bir seride. Yoksa ceza puanı kesilir başhakem tarafından. Diğer elementlerini seçmekte özgürsündür, ama ne kadar dengeli seçersen elementlerini o derece yükselir serinin kalitesi.
Hepimiz kendi serimizi yaparız.
Her gruptan bir elemente sahip olmalısın yaşamda da. Güçlü olmalısın seride. İyi dayanmalısın ellerine, tüm vücudunu taşıyabilmelisin. En yükseğe sıçrayabilmelisin. Hem dengeli hem de esnek olmalısın yeri geldiğinde. İşte tüm bu 12 elementi de sekizliklerin arasında sunarız serimizde. Sekizliklerle süsleriz. Önce temel adımları öğreniriz. Bebeğin emeklemesi, ilk adım, bir çocuğun koşması misali. Daha sonra ince ayrıntılara geçeriz. El ayak koordinasyonu zamanlaması, bilek ve parmaklarının duruşu… Tüm güçsüz yanlarını gizlersin. Sen büyüdükçe kurallar da büyür. 7–9, 10–12, 13–14, 15–17, 18+. Tüm bunlar 18 yaş ve üstü için geçerli kurallardır. Kendi ayaklarının üzerindesindir. Ama sonuçta en önemlisi nasıl sunduğundur serini. 1dakika 45 saniye. Yıllardır bin bir emek verip yaptığın antrenmanların değerlendirilme süreci sadece 1dakika 45 saniyedir. 
Henüz sekizlik kısmındayım düşüncelerimin. Daha elementlerime geçmedim. Bu öyle bir duygu ki, bir o kadar acı, zor, öldürücü ama bir o kadarda öldürürken mutlu ediyor insanı. Bir tam seri aldıktan sonra, bütün gücümü son damlasına kadar tüketmeliyim. 1 dakika 45 saniye kısa deyip geçmeyin. Belki dünyadaki yaşamımız da bu kadar kısadır. Zamana neye göre uzun deriz. Ya da kısa nedir ki. 1saniye kısadır mesela 1 saate göre. 1güne göre de 1 saat kısadır. 1 yıla göre de 1gün. Bu böyle sürer gider. İşte o 1 dakika 45 saniye içerisinde sadece sen varsındır başrolde. Her şeyinle… Tüm yapabildiklerinle ve bunları kullanabilme yeteneğinle… İlk 15–20 saniye çok rahat geçer. Gençlik dönemi. 20 saniyeden sonra kısa zamanda enerji elde edebileceğin tüm depoların biter ve yavaş yavaş oluşup birikmeye başlayan laktik aside karşı ilerleyen her saniye savaş verirsin. Son 20–25 saniye şuursuz bir şekilde, son derece artmış nefes alıp vermenle zorlarsın kendini. Gözlerin kimseyi görmez. Podyumda nerede olduğunu anlayamazsın. Hangi hareketi nasıl yaptığının farkında değilsindir. Son saniyeler 3 – 2 – 1 – 0 ve bittiğinde bir adım dahi atacak halin yoktur. Hızlı hızlı şişip iner göğüsün alabildiğine oksijenle dolana dek. İşte o acı içerisinde eğer elinden gelen her şeyi yaptıysan orada ondan büyük bir mutluluk kaplayamaz vücudunu. Yani içinde olduğumuz her an en iyisini yapmalıyız geriye dönüp baktığımızda zamana, mutlu bir tebessüm için.    
Zaman geçiyor, geçsin istemiyorum. Çünkü her geçen zaman sevdiklerimi çalıyor. Önce babamı aldı benden. Acımasızca… Bana, o ufacık, babasını inanılmaz çok seven küçücük kıza sormadan! Anılarımda bıraktı babamı bana. Şimdi savaşıyorum kendi içimde zamanla. Her geçen gün onun yüzünü, ellerini… Unutmamak için savaş veriyorum beynimle zamana karşı. Zaman diyor ki her geçen gün daha az hatırlayacaksın onu. İnadına yaşayacaksın inadına derler ya. Her ne kadar inadına yaşasam da sanırım çoğu kez haklı geliyor zaman. Yıllardır unutamadığım tek şey kalbimdeki acısı. Hala ilk günkü gibi… Sanki inadına büyüyor… İlk günden de kuvvetli. Hatta o kadar kuvvetli ki yüreğimde gizleyemiyorum, taşıyamıyorum duygularımı. Duyguların vücudunun taşıyamayacağı kadar ağır olduğunda gözyaşı dökermişsin ya, yanaklarımdan süzülen sen misin yoksa?
 İlk zamanlarda hatta ilk zamanlardan önce hep sen vardın babacım. Baba kelimesini söylemeyi o kadar özledim ki yazmanın inadına. ‘Babacım’ demeyeli o kadar uzun zaman olmuş ki! Kulaklarım duysa bile sanki bir başkası. Söyleyin bana bir anne 11 yaşındaki küçük kızına nasıl söyleyebilir babasının öldüğünü. Artık hiç gelmeyeceğini… Nasıl savaş açmışken koca dünyaya, ufacık kızına hiçbir şeyi belli etmeden büyütebilir onu ondan güç alarak? Nasıl olduğunu anlatayım: Her gece yatarken onun minik ellerini tutup ettiği dualarla. Ona hem anne hem baba hem arkadaş olarak. Ona hiçbir şeyin acısını, kötülüğün gerçek yüzünü hissettirmeden. Annecim ettiğimiz duaları duyuyorum hala kulaklarımda: “Allah’ım bize güç ver, sabır ver, yaşama gücü ver. Sen en büyüksün…”.
Seni düşündükçe gözlerimde sel olmuş akıyor gözyaşlarım. Rakı meze sofrasında geometri çalışmayı; kenarortay, açıortayı rakılı bir nefesten duymayı çok özledim. Pazar günleri sabahın köründe kalkıp size kahvaltı hazırlamayı çok özledim. Sizi uyandırmadan hareket etmeyi… Sizi uyandırmayı çok özledim. Senin en sevdiğin müzikle… Geceleri yatmadan önce saçlarımı seven, sağ omzumdaki meleğimi çok özledim. Bana başucumda Jan Valjean’ ı okuyan meleğimi çok özledim. Melekler görünmezdir ya hani, sen yanımda olmadığın zamanlar sol yanımda hissetmeyi öğrendim annecim seni. Elinde inkılap kitabı bana soru sorarken mavi minderli sandalyeme ters oturmuş noktası virgülüne kadar her şeyi sana sayan küçük kız olmayı çok özledim. Beni gelip sıcacık öpmeni…
Şarkılar arka arkaya acıtıyor beni… Neyden kaçtığımı bilmiyorum… En acısı da bir gün geçmişi düşündüğüm zamanlar, zamanın geri gelmeyecek olması. Geçmişi yaşamıyorum ama öyle bir geçmiş, öyle bir binmiş ki yüreğime acısı. Annecim biz seninle aslında hiç yalnız kalmadık ama hep yalnızdık. Dediğin gibi hep mesafelere sığdırdık sevgimizi. Telefonun soğuğunda hissetmeye çalıştık sıcaklığımızı. Hep inadına yaşadık. Ben yine hep şarkı söyledim geceleri yağmur yağarken penceremden bakıp. Balkona çıktım şemsiyemi alıp. Bu sefer de sen yoktun yanımda. Ama emindim tek yürek olduğumuza. Çünkü hep birbirimizden aldık gücümüzü.
Dün resmine dokundum ben öptüm yine
Zaman ağır ol henüz erken demek için güle güle
Sesini özledim özledim çok, haberin yok durmuş dünya niye?
Seninle birlikte kaybolanları arıyorum başka şeylerde
Aşk şarkısı değil bu geldi içimden
Gülümse bir kez benim için eğer duyuyorsan
Nehrim ol gel ak yine
Kelebek ol gel uç yine
Çiçeğim ol gel aç yine
Rüzgar ol…
                                                        (Şebnem Ferah)
Deli bir tutkuyla özledim sizi. Hanginizi özleyeceğimi şaşırdım. Söyle bana hanginizi özleyeyim? Merak etme annecim , hiç bırakmayacağız ellerimizi.
Rüya bütün çektiğimiz
Rüya kahrım rüya zindan
Nasıl da yılları buldu
Bir mısra boyu macera
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi
Bilmezler nasıl sevdik
İki yitik hasret iki parça can…
                   Fikret Kızılok


30 Haziran 2008  23:51:14 - Okuma: (2823)  Yazdır




İstatistik