Yazı

İşte Halep İşte Arşın–3
İşte Halep İşte Arşın–3 

Asil S. Tunçer

Halep’te baklava yemek istediğinizde önünüzde birçok seçenek bulursunuz.

Yalnız bizim Antep baklavasına çok alışık olanlar için Halep baklava farklı bir lezzette kendisini hissettirecektir. Güzel olmasına güzel, leziz olmasına leziz ama ben her nedense Antep baklavada ısrarlıyım.
 
Halep’te tur yapanlara mutlaka yürüyerek kenti arşınlamalarını öğütlüyorum. O zaman Halep; Halep olup resimlerden çıkıyor ve size seslenmeye başlıyor; nefes alıyor, canlanıyor. Aksi takdirde ‘kayşani’ adı verilen soluk yüzlü ve boyasız taş yapısı evlerin içindeki renkli yaşamlardan bihaber olursunuz. Bunu yaparken sanki bir iki asır öncesine gidecek sit bölgesindeki evlerle tarihte kısa bir yolculuk yapacaksınız. Kent öylesine özgün ki 2006’da Halep’i ‘İslam Ülkeleri Kültür Başkenti’ yapıp çıkıverdi. Fast-food kültüründen nefret edenler için Halep yani Suriye tam ideal bir ülke. Her yerde Osmanlıdan bize miras kalan ama bizim yavaş yavaş unutmaya başladığımız sofra adabı ile yemek yeme kültürüyle yeniden karşılaşıyoruz. Atalarımı yeniden ama bu sefer bir Arap ülkesinde hatırlamak ve kültürümle karşılaşmak beni çok düşündürdü. Mutfak kültürümüze neden sahip çıkamadığımızı tekrardan düşünmeye başlıyorum. Baksanıza bir zeytinyağı cenneti olan Türkiye en çok margarin tüketen ülkelerin başında geliyor.

Kale’den önce Zekeriya Peygamber Camii ilk durağınız olmalı. Çünkü Kale’den sonra sizi çarşılar bekliyor. Dikdörtgen kenarlı minaresiyle Zekeriya Camii, oldukça heybetli bir görünüm arz ederken çıkışa doğru sağda kalan alanda hafızların sallanan başlarıyla sürekli Kur’an okumalarına şahit oluyoruz. Çoğu ya görme özürlü ya da işitme engelli ama çoğunlukla da çok fakir bu insanlar ekmek parasını bu işten çıkarıyorlar. Bunlar buraya gelip de ölüsüne dirisine dua etmek ve biraz da Kur’an okutmak isteyen insanlar için bulunuyorlar. Gerçi belli bir ücretleri yok ama bahşiş kabul ediyorlar. Cami’nin içinde Zekeriya peygamberin mezarı bulunuyor ama sadece yarısı. Vücudunun diğer yarısının nerde olduğu bilinmiyor. Mekân, namaz için kadınlar ve erkekler mahfili olmak üzere ortadan bir paravanla ikiye ayrılmış.

Halep Kalesi, yerden
50 m yükseklikte 10. yy.da Hamdaniler zamanında inşa edilmiş. Kalenin altında çok eski bir Hitit Tapınağı olduğu söyleniyor. Çok büyük ve muhteşem bir yapı olan kalenin bugünkü hali Selahattin Eyyübi'nin oğlu Malik el Zahir zamanına denk düşüyor. Etrafı 20m derinliğinde bir hendekle çevrelenmiş ve Gaziantep Kalesi’ne çok benzeyen Kale’den hemen tüm Halep kenti görülebilmekte. En yüksek kulesinden Halep’in simgelerinden Saat Kulesi ve Bimaristan az çok seçilebiliyor. İçindeki saray kompleksi ise tarifsiz. Bu yüzden sabırla sonuna kadar Kale’yi dolaşmalısınız. Yoksa en can alıcı yerini kaçırırsınız. Bu uzun tur size dolu dolu 2 saate patlar; ama değer doğrusu. Çıkışta son kulede yer alan yazıda Sultan Süleyman tarafından Hicri 928’de restore edildiğinden bahsediliyor.

Roma ve Bizans’ın ardından Arap hâkimiyeti, Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu devirleri yaşamış Halep, tarihte Suriye'nin sürekli ticaret ve üretim merkezlerinden biri olmuş ve bugünde ikinci büyük kent konumunda aynı misyonu sürdürmekte. Osmanlı İmparatorluğu’nda Bursa ve İstanbul’dan sonraki en önemli dokumacılık merkezi olmuş. Osmanlı'nın masonlarla tanıştığı ilk resmi loca kurumu da burada oluşturulmuş. Arap harfleriyle basım hayatına geçirilmesi düşünülen ilk matbaa da İstanbul'dan önce Halep'te denenmiş. Mimar Sinan'ın yaptığı ilk cami olan Hüsrev Paşa Camii Halep'te; Mustafa Kemal’in konakladığı ve hakkında suikast planlarının yapıldığı ünlü Baron Otel de… Kuşadası’ndaki 16.yy Camii ve Kervansarayın banisi Öküz Mehmet Paşa'nın mezarı da Halep'tedir. Bestekâr Sadi Hoşses ile ses sanatçısı Erol Büyükburç’un da hayatlarının bir bölümü Halep’te geçmiş.
 
Halep, sanayileşme yönünde önemli atılımlar peşinde olan bir kent. Eski kentin dış mahallelerini geçer geçmez yeni Halep ile karşılaşıyor ve gelişen yenileşen şehri rahatça fark edebiliyorsunuz. Modern bir organize sanayi bölgesine kavuşmak üzere olan kentte, nüfus olarak Ermenilerin diğer kentlere nazaran daha çok olması dikkatimizi çekiyor. Kalacağınız otellerin hemen hepsinde Türkçe konuşan bir-iki personele rastlamanız mümkün. Yani dil sorununuz yok Halep’te. Restoran ve dükkânların en az yarısında şöyle-böyle dilimiz konuşuluyor. Zaten Türkçemizdeki Arapça kökenli daha doğrusu dedem gününden kelimelerle bile başınızı kurtarmak işten değil. Osmanlı İmparatorluğu zamanında ‘tehcir’ edilen Ermenilerinin büyük kısmı bu bölgede iskân edilmişti, hatırlayalım. Kentte önemli sayılacak bir Türk nüfus da var. Özellikle Çukurova’da bugün yerleşik olan Avşar, Bozdoğan ve Dulkadirli gibi Türkmen boylarının uzantıları hala burada varlıklarını sürdürmekteler.

Ne ki; Adana’dan Antep’e gider gibi Antakya’dan Halep’e gidiyorsunuz. Sanki bizim oralar gibi…

Sürecek…


11 Haziran 2008  20:35:19 - Okuma: (1388)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik