Yazı

Vay Babacan Vay
Vay Babacan Vay 

Özcan Nevres

Dışişleri Bankı ve Başbakan yardımcısı Ali Babacan yine yapacağını yaptı.

Babacan kendi ülkesini Avrupalılara şikâyet ediyor ve diyor ki; Türkiye’de nüfusun yüzde doksan sekizi Müslüman olduğu halde azınlıklar gibi onlar da dini sorunlar yaşıyor. Sayın Babacan’a sormak gerekir nasıl bir sorun yaşıyorsunuz diye. İbadetiniz mi, camiye gitmeniz mi, kuran okumanız mı hangi hakkınız engelleniyor diye? Eğer sizin din anlayışınız kadını örtmek ve kafes arkasına kapatmak ve kadınlara esir muamelesi yapmaksa, dilediğinizde dört kadın ve daha fazlasını almaksa Atatürk’ün kurduğu bu cumhuriyette kusura bakmayın ama olmayacak duaya âmin demek olur. Bu çağ dışılığa bu ülkenin Atatürkçüleri ve zinde kuvvetleri asla izin vermezler. O şikâyetinizi ilettiğiniz tüm Avrupa üstümüze gelse bile o kapıdan size iş çıkmaz.
Peynirin kurdu kendindir Sayın Babacan. İmam hatip okulları aydın ve çağa uygun, bilgili din adamı yetiştirmek için kurulmuştu. Ne yazık ki amacına ulaşamadı. Zira Köy enstitülerinde olduğu gibi işlevine siyaset karıştırıldı. Bu okullardan mezun olanlar halkı aydınlatacaklardı ama olmadı. Halktan kopuk, hatta halkı aşağılayan tipler yetiştirildi. Nedense kılık ve kıyafetleri kendilerine uymayanlara selam bile vermez oldular. Oysa Köy enstitülerinde yetişen öğretmen ve sağlık memurları gibi halk adamı olabilselerdi ve dini siyasete alet etmeselerdi topluma oldukça yararlı olurlardı.
Aya ilk defa insan indirildiğinde haberi tüm gazeteler manşette vermişlerdi. Hem de oldukça iri puntolarla. İzmir’den Muğla’ya gitmekteyim. Yanımda oturan kişi sakal ve kıyafetiyle belli ki bir din adamı. Gazeteyi açıp aya inişle ilgili haberi okurken yanımdaki kişi öfkeyle bana buna inanıyor musun diye sordu? Hâşâ hocam dedim. Olur mu öyle şey? Allah insanı taş yapar. Hah işte her Müslüman senin gibi düşünmeli deyince bak hoca dedim. Kimin aklına gelirdi ki bir gün Ankara’da İstanbul’da ve İzmir’de şarkı söyleyen birini evimizde ve iş yerimizde zevkle dinleyeceğimizi. Dahası bu yakında yeni bir cihaz geliştirilmiş. O cihaz sayesinde sanatçının yalnızca sesini dinlemeyeceğiz. Sanatçının kendisini de göreceğiz dediğimde öfkeyle sen de onlardanmışsın diyerek sırtını döndü ve ineceği yere kadar hiç konuşmadık. Hadi bakalım bu adama din adamı diyebilir miyiz? Kendisini aydınlatamamış ki. Halkı nasıl aydınlatacak?
Eğitimde eğitilen kişilerin eğitim aldıkları konularda halkı da yetiştirmeleri gerekir. Hastasınız. Doktora gidersiniz. Doktor karnenize ilaç yazmakla yetinir. Hastalığınız hakkında en küçük bir bilgi vermez. Veremez zira zamanı yeterli değildir. Bir hekim bir mesai saati içinde atmış yetmiş hastaya bakmak zorundaysa yapacağı ilaç yazmaktan öteye gidemez. Her ilçede Teknik Ziraat Müdürlükleri vardır. Her birinde onlarca ziraat mühendisi çalışır ama nasıl? Diğer bürokratlar gibidirler. Hasta doktorun ayağına gidebilir ama bitki doktorunun ayağına gidemez. Bu durumda araziye çıkıp hastalık araştırması yapmaları ve tespit ettikleri hastalıklara umar aramaları gerekmez mi?
Yıllar önce Orman bağları mevkiindeki arazimize domates dikmiştim. Tam ürün verecek aşamaya geldiklerinde sararmaya başladılar. Bu durumda yapılması gerekeni yaptım ve Menemen Teknik Ziraat Müdürlüğüne gittim. Mühendislerden birine durumu anlattım. Bir kökü sök getir deyince peki tarlayı nasıl getireceğim diye sordum. Soruma çok kızdı ve senin tarlana gitmek zorunda değilim dedi. Gidersin, gidersin dedim. Hele günü bir gelsin. Baba dostu Ziraat Teknisyeni Orhan Ocak mühendise siz Özcan beyi tanımıyorsunuz. O Ahmet Nevres abimizin oğludur deyince mühendis siz Ahmet Nevres’in oğlu musunuz diye sorduğunda hayır değilim, vatandaşım dedim. Tarlanıza gitmek için arabamız yok ne yapacağız dediğinde bende bir külüstür var. Şayet şanınıza halel getirmezse onunla gideriz dedim. Tamam, gidelim dedi. Bindik külüstüre ve kısa zamanda bahçeme vardık. Bir kök domatesi söküp inceledikten sonra siz bunlara çok su vermişsiniz dedi. Bakın bey efendi ben mantık adamıyım. Şurası suyolu. Bu yoldan her gün su akıyor. Bu sudan etkilenen alanda hastalık yok. Hastalık sudan uzaklaştıkça artıyor dedim. O sizin görüşünüz beni bağlamaz dedi. Meğer domateslerimi hasta eden bir tür mantarmış. O yıllarda o hastalığın henüz ilacı yoktu. Mantar her canlı gibi solunum yapar. Meğer arıkları en az üç gün su ile dolu tutup mantarları boğmak gerekiyormuş ama ben bunu öğrendiğimde domateslerimin tümü bozulmuştu. Tarımda hastalıklara masa başında çözüm aranılırsa olur böyle olaylar demekten başka elimizden hiçbir şey gelmez.
Özcan Nevres    
www.ozcannevres.com


2 Haziran 2008  18:46:20 - Okuma: (674)  Yazdır




İstatistik