Yazı

Nesin Matematik Köyü
Nesin Matematik Köyü 

Etem Kutsigil

Profesör Ali Nesin’in babası merhum Aziz Nesin’in sadık bir okuyucusu olalı, elli yılı geçti sanırım.

Onun mizah yazarlığının üstünlüğünü anlatmanın gereksiz olduğuna inanıyorum. Çünkü onu herkes tanıyor. Tanıyor da nasıl tanıyor? Hani anadan doğma görmeyenlerin fili tarif edişi vardır. Her görmez dokunup algıladığı gibi olduğunu zanneder. Biri direk gibidir der, öteki hortum gibi. Aziz Nesin için Komünist denir, ordudan atıldı denir, büyük bir sosyal gözlemci denir, büyük, hatta en büyük mizah yazarımızdır denir.... Bu böylece uzar gider.
 
Bakanlıkta çok büyük bir makama atanan birisi için (özürlerimle) “O adam homoseksüel” demişler. Merak ettim. ”Hükümetin haberi yok mu?” diye. Varmış. Ama gelen cevap enteresan. “Biz onun kafasından yararlanıyoruz.....değil”
Benim de Aziz Nesin deyince aklıma önce yazarlığı gelir. Daha sonra da insan sevgisi.
Bir yerde okumuştum. Aziz Nesin mizahı tanımlarken, mizah için; “Ağlayamadığım için gülüyorum.” diyormuş . Gerçekten yere düşene güleriz de; hiç birimiz onun yerinde olmak istemeyiz.
Anneme bir gün Aziz Nesin’in bir kitabını vermiştim okuması için. Akşam geldiğimde annem ağlamaklı bir yüzle beni karşıladı. “Ne biçim mizah yazarı bu... Zavallı gencin başına gelenleri okurken az daha ağlayacaktım.” dedi. Okuduğu hikâye “İngiliz Kumaşı” isimli bir monologdu. Hikâye, “Köyden gelip amelelik yapan genç irisi bir delikanlının, biriktirdiği paralarla, bitpazarında içine zor girdiği bir elbise alışını ve delikanlı giderken yolda elbisenin dikişlerinin sökülüşünü, sonunda eski elbisesini giymek zorunda kalışını anlatıyordu.”
İnsan sevgisine verdiği önemin ispatı ise kendi kurup geliştirdiği Nesin Vakfı. Burada kisesiz, fakir çocuklar büyütülür, eğitilir ve yararlı birer insan olarak topluma kazandırılır.
Şimdi sevinçle haber alıyoruz ki, Aziz Nesin’in oğlu Prof. Dr. Ali Nesin’in babasının vasiyetini gerçekleştirerek, Şirince’de engellemeler yüzünden bir türlü açılamayan Matematik Köyü’nü açıyor.
Bu işe el vermiş olanları gerçekten kutlamak gerekiyor. Şahsen ben Şirince’lileri kıskanıyorum.
                                           
                                               “DERSİMİZ MATEMATİK”
 
Küçüklüğümden, liseyi bitirinceye kadarki süre içinde, bu iki kelimeyi duyduğumda tüylerim diken diken olurdu. Korkardık sınıfça bu dersten. Buna sebep olarak bazı öğretmenlerimin bizde bu korkuyu yaratığını rahatça söyleyebilirim. Onları Allah affetsin. Yalnız iki öğretmen vardı ki, onlar bu tanımı tamamen dışındaydılar. Birisi, İzmir Namık Kemal Lisesi’nden Cemal Tanaç, (Cemal aga) diğeri de soyadını unuttuğum Aziz Bey isimli Gündoğdu Dersanesi öğretmeni idi. Aziz Beyi de, Namık Kemal Lisesinde orta kısmında girdiği Ticaret dersimizden tanırdım. O yıllarda (1957) o dersin notu Tarım, Ticaret ve İş Bilgisi derslerinin ortalaması olarak verilirdi. Bu dersleri önemsemediğimiz için, öğretmenini de ciddiye almazdık. Dersinin sınıfta bırakan bir ders olmadığını bildiği için, yazılı yoklamaları şike olurdu. Fakat yine de defter tutmayı, faiz, vâde, yüzdelik hesaplamayı ondan öğenmiştik.
Lise son sınıfta baktım ki Matematiğim zayıf . Öğretmenim de sınıfta bıraktığı öğrenci sayısının çokluğuyla övünen bir hanım. Dersaneye başvurdum. Öğretmenimiz de Aziz bey... Aziz bey olmasına Aziz bey de, nerede Ticaret öğretmenimiz, nerede Matematik öğretmenimiz. Adamcağız çok zor diye ödümüzün koptuğu Matematik dersinini sanki serum haline getirmiş de damarlarımızdan vermiş. Dersin püf noktalarını anlattıkça, dersi bir sevdim ki sormayın. Önceden okulda gözlerimi kaçırırken öğretmenden, kaldırmasın diye, şimdi kaldırsın diye, dikine dikine bakıyorum, kaldırmıyor. Yapamayacağıma emin ya. Zaman harcamayacak. Derken yazılı sınav zamanı geldi. Dört soru yaptım, Bir soru yapamadım. Notumun banko 8  (O zamanlar tam not 10’du) geleceğime eminim. Öğretmen iki gün sonra notları okumaya başladı. Bana gelince durdu, şüpheli gözlerle bana bakıp.”Etem tahtaya gel “ dedi. Kalktım ve sınavın birinci sorusunu sordu. Yaptım.İkinci, üçüncü derken yapamadığım dahil olmak üzere bütün soruları cevaladım. Sekizi verdi ama rûhunu teslim edercesine çıktı ağzından “sekiz” diye.
Rahmetli beni sevmezdi. Fakat ondan aldığım en büyük intikam lise son sınıfta hem cebirden, hem de astronomiden haziranda sınıf geçmem oldu.
Bu arada matematiğin, cebirin bilmece çözer gibi, satranç oynar gibi çok zevkli olduğunu öğrendim ama, lise de bitmişti. Nerelerdeydiniz bunca zamana kadar rahmetli Aziz Bey...
Son sözüm Selçuk’lu genç öğrencilerimize;  Ayağınıza kadar gelen bu fırsatı kaçırmayın. Matematiği sevin. Yanıbaşınıza kadar gelen bu nimetten yararlanın. O zaman Matematik de, güler yüzünü size gösterir, fazlasıyla sizi sever, sizi sevindirir...
Sevgili Öğretmen arkadaşlarım; öğrencilernizin matematik dersini sevmeleri biraz da sizin elinizdedir. Matematik oyunlaıyla, bilmecelerle ve Matematik Köyüne gidiş gelişlerinizde öğreneceğiniz yöntemlerle öğrencilerle beraber, belki siz de daha fazla sevebileceksiniz verdiğiniz dersi.
Hoş geldiniz Prof. Dr. Ali Nesin ve arkadaşları. Bilgeler, bilgiler, safalar getirdiniz.


25 Mayıs 2008  01:15:35 - Okuma: (1420)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik