Yazı

İlk Aşk
İlk Aşk 

Özcan Nevres

Henüz on altı, on yedi yaşlarındaydı. Kısa kollu gömleğinin kollarına sığmayan kaslı kollarıyla, kıvır kıvır saçlarıyla ve gözünün üzerine dökülen kâkülüyle, daha o çocuk denilecek yaşta bile genç kızların oldukça ilgisini çekerdi.

Oldukça utangaç bir yapıya sahipti. Bir gün çalıştığı iş yerinin camından dışarıya bakarken, kendisinden en az beş yaş büyük bir kız, önce dudak işaretiyle öpücük gönderdi. Yerim ulan seni camgüzeli diyerek kırıtarak uzaklaştı. Yaptığı hareket çok hoş bir işmiş gibi arkadaşlarına yaptıklarını anlatınca adı camgüzeline çıktı. İş yeri manifatura ve tuhafiye dükkânıydı. Bu nedenle müşterileri kadınlar ve genç kızlardı. Patronumun dükkânda bulunmadığı anlarda gelen kızlardan bazıları,
Ne haber camgüzeli? Dediklerinde utanırdı. Genel bir deyimle utancıdan yerin dibine girerdi. Kızdığını belirtmek isterdi ama beceremezdi. Kapı karşı komşularının dolgun vücutlu ve dolgun bacaklı kızının girişimiyle kaçak bir aşk yaşamaya başladı. Aslında buna aşk denilemezdi. İlk heves gibi bir şeydi bu ilişki. Zira henüz evlenebilecek yaşta değillerdi. Buna rağmen birbirlerinden oldukça hoşlanıyorlardı. İkisinin de bedeni sekse açtı. Kızın annesinin yarattığı ortam içerisinde saatlerce öpüşür koklaşırlardı. Kızın annesi ne yapıp edip kızının bu yakışıklı, üstelik zengin çocuğunun başında kalması için çaba harcıyordu. Osman’ın annesi bunu sezince babasına söylemiş, babası da ona
Eğer o kız senin başında kalırsa sakın bu eve gelme deyip kestirip atmıştı. Annesi onu sürekli göz hapsinde tutuyordu. Onun karşı komşu evine girmemesi için elinden geleni yapıyordu. Ama o yine de o kaçak aşkın cazibesinden kurtulamıyor, gizlice kızın evine giriyordu. Aç bedenleri birbirine kavuştuğunda, kızın ısrarına rağmen ilişkisini sınırlı tutmayı başarabiliyordu.
Yine böyle bir buluşma sırasında sokak kapısı çalındı. Kızın annesi geniş avluyu ağır adımlarla aşıp sokak kapısını açtı. Kapıyı çalan, damadı olması için can attığı Osman’ın annesiydi. Osman’ın annesi öfkeyle,
Osman sizde mi? diye sordu. Kızın annesi gururla,
Evet, bizde dedi. Yüzündeki alaylı ifadeyle,
Sen ne yaparsan yap oğlunu elinden alacağım. Onu damadım olmaktan hiçbir güç alıkoyamaz der gibiydi. Komşularının da olanları duymasını istercesine yüksek sesle,
Osman, bak annen seni arıyor diye bağırdı. Osman,
Şimdi ayvayı yedik işte diyerek hızla avluyu aşıp sokağa çıktı. Evlerinin kapısı önünde babasının yüklü atını görünce, başına gelecekleri anlamaya çalışma gereğini bile duymadı. Kapıdan içeri adımını attığında siyah bir cismin havalandığını fark etti. Çevik bir hareketle ileri atıldı. Tam zamanında siyah cisimden kaçmayı başarmıştı. Babasının kafasına vurmak için kaldırdığı çoban çizmesi hedefe isabet edemeyince, babası sendeledi. Neredeyse yüzükoyun yere düşecekte. Bunu fırsat bilip hızla odaya kaçtı. Kapıyı arkasından sürgüledi. Babası dakikalarca kapıyı tekmeledi.
Aç şu kapıyı. Açmazsan kıracağım ve seni geberteceğim. Korkuyla kapının arkasına gizlendi. Eğer kapı kırılıverirse, başına gelecekleri düşünmek bile istemiyordu. Tekmelerin hızı kesilmeye başlamıştı. Belli ki babasının öfkesi yatışmaya başlamıştı. Yumuşak bir sesle,
Oğlum aç şu kapıyı, açarsan dövmeyeceğim.
Açmam.
Oğlum, söz veriyorum dövmeyeceğim. Aç şu kapıyı da biraz konuşalım.
Açmam.
Peki, öyleyse beni iyi dinle. Biz bu şehrin en tanınmış ailelerinden biriyiz. Biz seni ailemizin şanına uygun bir kızla evlendirmek isteriz. Birçok iyi aile reisleri gözümün içine bakıyor benimle dünür olur mu diye? Sen kalkıyorsun adı oldukça kötüye çıkmış bir ailenin kızıyla işi pişirmeye. Eğer o kızı senin başında bırakırlarsa bu eve bir daha ayak basamazsın. Aklını başına topla. Henüz evlenecek yaşta değilsin. Ama ille de evleneceğim diyorsan hemen aramaya başlayalım. Uygun gördüğümüz bir kızın ailesiyle söz keser, günü geldiğinde evlendiririz.
Tamam baba. Söz veriyorum. Bir daha o kızla görüşmeyeceğim. O günden sonra da kızın evine bir daha girmedi. Ne kız, ne de kızın annesinden rahatı yoktu. Kızın annesi,
Al kızımı götür. Kaçır onu diyordu.
Yapamam, babam beni de kızını da öldürür.
Hiçbir şey yapamaz.
Hadi kızınızı kaçırdım. Nerde kalacağız. Ne yiyip içeceğiz. Bize kim sahip çıkacak. İşim yok, gücüm yok. Halen babamın ekmeğini yiyorum.
Sen onları düşünme. Babanın öfkesi geçinceye kadar bizde kalırsınız. Kocam seni yanına alıp işini öğretir. Gül gibi geçinir gidersiniz.
Yapamam bunu. Ailemden kopmak istemem.
Oğlum uzun sürmez ayrılık. İlk anda biraz tepki gösterirler. Sonra da her şeyi kabul ederler.
Yapamam. Lütfen ısrar etmeyin.
Ya öyle mi? Bende kızımı iğfal etti derim. Ya hapislerde çürürsün. Ya da kızımla evlenirsin.
Ama ben kızınızı iğfal etmedim ki.
Olsun. Ben parmağımla hallederim o işi. Osman çok korkmuştu. Yapar mı? yapar diye. Çaresiz,
Biraz düşüneyim dedi. Evine girer girmez annesine komşu kadının söylediklerini anlattı. Annesi de akşam eve dönen eşine anlattı. Eşi,
Çare kalmadı dedi. Yeni aldığımız eve taşınacağız. Atlarımızı koyacağımız ahır olmaması yüzünden o eve taşınmak istemiyordum. Zor olacak ama atlarımız buradaki ahırda kalır. Uzaklığa katlanacağız.
Satın aldığı eve hızla bir kat çıkarttıktan sonra, aynı hızla doğrama, boya ve badana işlerini tamamlattıktan sonra, kurumasını bile beklemeden taşındılar. Kız tarafı taşınmanın nedenini çok iyi biliyordu. Bu işin olamayacağına kanaat getirdiklerinden Osman’ın peşini bıraktılar.  
                                      *** 
Yeni evlerine kolay alıştı. Evin ana cadde üzerinde olması, avantajdı. Eski çıkmaz sokaktaki evlerinde komşu kızından başkasını görme şansı yoktu. Boş zamanlarında pencere kenarına oturur ve gelen geçen kızları seyrederdi. Babası çok haklıydı. Bunca güzel kız varken nasıl olmuştu da o çirkin denilemese de güzel denilemeyecek kıza aşık olmuştu. Çalıştığı dükkândan ayrıldığı için, o çevrenin kızlarından da ayrı kalmıştı. Kendisine asılan kızları gözlerinin önüne getirdi. Kimi kendinden büyük, kimi de hoppa takımındandı. Her ne kadar evlenme çağına henüz gelmediyse de, yine de bazı kızlar gönlünden geçmiyor değildi. Babasının geldiğini gördüğünde hemen kapıyı açıp dışarı çıktı. Babası attan indikten sonra gemin ipini uzattı.
Hadi oğlum atı götürüp ahıra bağla. Yemini suyunu vermeyi ihmal etme. Bir de emekli müdür Sadullah beyin evine uğra ve bağını sürecek çiftçiyi buldum. Yarın sürmeye gidecek. İsterse çiftçinin başında bulunsun. Bu adamlara güven olmaz. İşi şişiriverirler. Sakın o komşu kızına bulaşayım deme dedi.
Tamam baba. Özengiye basıp çevik bir hareketle eyere oturdu. Bindiği at kentin en ünlü rahvan kısrağıydı. Hazır eline geçmişken bir tur atıp hava atmaması olası değildi. Atı dehledi. At önce tırısa kalktı. Bir daha dehleyince o ünlü rahvan koşusuna başladı. Hani üstünde kahve iç dedikleri kadar vardı. Rahvan koşusu diğer atların lak lak veya dörtnala koşusuna hiç benzemiyordu. İçinden bu atla dünya turuna bile çıkılır diye geçirdi. Emekli müdür Sadullah beyin evinin önünde atı durdurdu. Attan inip kapıyı çaldı. Kapıyı genç bir kız açtı. Kız olağan üstü güzellikteydi. Bir an ne söyleyeceğini unutur gibi oldu. İkisi de birbirlerine hayran hayran bakıyorlardı. Yarı kekeleyerek,
Sadullah amcaya babamın selamı var. Bağını sürecek çiftçiyi bulmuş. Yarın bağı sürmeye gidecek. Gidip başında bulunursa iyi olur dedi. Kız içten bir gülüşle,
Peki dedi. Babama söylerim. Yine çevik bir hareketle ata binip dehledi. İçinde bir his kızın halen kendisine baktığını söylüyordu. Dönüp baktı. Hissettiği doğruydu. Aklı başından gitmişti. Nasıl olmuştu da bu kızı hiç görmemişti. Aklından bir yığın soru geçiyordu. Bekâr mıydı? Nişanlı mıydı? Bu kadar güzel bir kızın kesinlikle bir sahibi vardır diye düşündü. Daha sonra günlerce kızın evinin önünden geçti ama umduğunu bulamadı. Nedense kız hiç sokağa çıkmıyordu. Neden sonra kızın üniversite öğrencisi olduğunu öğrendiğinde iyiden iyiye yıkılmıştı. Onu üniversite mezunu bir kız neylesindi? Onu unutmaktan başka umarı yoktu.
                                      ***
Emekli müdür Sadullah beyin kızı, haberci delikanlıya arkasından gözden kayboluncaya kadar baktı. İçinde bir umut belirdi.
Her hangi bir bahaneyle geri döner miydi? Kimdi bu yakışıklı delikanlı? Neyin nesiydi? Uzun süre kapıdan ayrılmadı. Umutla dönüşünü bekledi ama dönmedi. Kapıyı kapatıp içeri girdi. Babası geldiğinde nasılsa öğrenecekti. Akşam babası geldiğinde,
Babacığım, seni çok genç bir delikanlı aradı. Kırmız bir atla gelmişti. Babası bizim bağımızı sürmesi için çiftçi bulmuş. Yarın bağda bulunursa iyi olur dedi.
Kıvırcık saçlı, oldukça yakışıklı biri miydi? Heyecanla,
Evet baba dedi.
O bizim Ahmet ağanın oğlu. Çok yakışıklı, çok da terbiyeli bir oğlan.
Evet, baba dediğin gibi gerçekten çok yakışıklı. Babası gülerek,
Ona düşen kız yaşadı. Yakışıklılık, terbiye ve zenginlik her şey var o delikanlıda. Allah ona hayırlı bir kısmet versin.
Bekâr mı? Baba
Daha askerliğini bile yapmadı. Hele askerliğini yapıp gelsin. O nun düğününde elekle su taşıyacağım. Çok severim keratayı. Kızı derin bir iç geçirdi. İçinden,
Keşke, keşke bana nasip olsa diye geçirdi.
                                      ***
Üniversite öğrenimini tamamladıktan sonra bir bankaya memur olarak atandı. Aradan geçen yıllara rağmen o delikanlıyı unutamamıştı. Evlenmiş olabileceğini düşündüğünde yüreği burkuldu. Neden hiç aramamıştı? Oysa bakışlarından ne kadar umutlanmıştı. Öğrenimi sırasında hep onunla evlenmeyi düşlemişti. Kendisine birçok evlenme önerisi yapılmıştı. Umudunu yitirmediği için, hepsini geri çevirmişti. Onun evlendiğini öğrendiğinde iyiden iyiye yıkılmıştı. Artık onu beklemenin, onu umut etmenin anlamı kalmamıştı. Nasıl bir aşktı onunki? Bir görüşte ölesiye tutulmak neyin nesiydi? Yoksa yoksa ben delinin teki miyim? diye düşündü. Onu unutmalıydı ama nasıl? Çivi çiviyi söker derler. Evlenmeliydi. Onu unutmasını sağlayacak biriyle mutlaka evlenmeliydi. Bu kararı verdikten sonra, beklemesi uzun sürmedi. Onu yakın bir akrabası oğluna istemeye geldiğinde,
Babam bilir dedi. O uygun görürse ben de peki derim. O gece söz kesildi. Hemen nikâh hazırlıklarına başladılar. Sade bir düğünle de evlendiler.
Evliliklerinin ilk günleri iyi geçmişti ama uzun sürmedi. Onun aradığı erkek Osman’dı. Bir görüşte onda bulduklarının hiç birini eşinde bulamıyordu. Osman’ın kıvır kıvır saçları, alnına dökülen kâkülü, kara kirpiklerinin harelendirdiği bazen yeşil, bazen lacivert gözlerini bir türlü unutamıyordu. Birden eşine karşı kendini oldukça yabancı hissetmeye başladı. Onunla aynı yatağı paylaşmayı tiksindirici bulmaya başladı. Geçirdiği bunalım nedeniyle durmadan yemek yiyen, abur cubur atıştıran biri oldu. Korkunç denilecek bir şekilde şişmanlamaya başladı. Aynalara bakmaya korkar olmuştu. Eşiyle kavgalarının önü ardı belirsiz olmuştu. Eşi önceleri ağırdan alıyordu. Artık o da eşinin çirkinleştiğini ve çekilmez olduğunu söylemeye başlamıştı. Sonunda ayrılmaya karar verdiler. Boşanmaları uzun sürmedi. Boşandıktan sonra ise, oyuncağını kaybetmiş bir çocukçasına gözyaşları dinmez oldu. Uzun süre psikolojik tedavi görmesine rağmen bir türlü iyileşemedi. Geçirdiği bunalım yüzünden bankanın müşterileriyle de sık sık dalaşmaya başladı. Banka müdürü, işini çok iyi yapan bu memurunu işten atmaktansa, müşterilerle direk teması olmayan bir bölümde görevlendirdi. Zira banka hesaplarını çok iyi tutan bir memurdu. Onu gözden çıkarmaya kıyamadı.
                                      ***
Aradan yıllar geçti. Bankanın üst katında beraber çalıştıkları mesai arkadaşlarından birine bir konuk geldi. Önce önemsemedi. Bir ara konuğa dikkatle baktı. Az daha kalp sektesinden ölecekti. Yanılmıyordu. Konuk yıllar önce delicesine aşık olduğu Osman’dı. Kalkıp yanına gitti. Elini uzatarak,
Hoş geldiniz dedi. Osman,
Hoş bulduk diyerek uzanan eli hafifçe sıktı. Kadın bir sandalye çekerek oturdu. Mesai arkadaşına,
Ömer Bey beni niye tanıtmıyorsun dedi. Ömer Bey,
Tanıştırayım dedi. Aysel Hanım her ne kadar buralıysa da, birazda sizin oralı sayılır. Babası emekli olduktan sonra uzun yıllar sizin memlekette kalmıştı. Babası babanızla dostmuş.
Babasının adı ne?
Emekli müdür Sadullah Bey. Gerçi satmışlar ama, sizin orada bağları varmış. Babanız babasına hep yardımcı olurmuş. Aysel Hanım hep sizden söz ederdi. Osman duydukları karşısında şok olmuştu. İçinden,
Bu muydu o güzeller güzeli kız? Bu muydu yıllarca aklından çıkaramadığı? Ne olmuştu o güzel kıza böyle? Bir varilden farksızdı. Bu ara çaylar geldi. Çaylar içildikten sonra Aysel hanım izin isteyerek işinin başına döndü. Yerine oturduktan sonra yüksek sesle,
Osman Bey siz niye kovboy filmi çevirmiyorsunuz. Çok güzel at biniyordunuz. Osman kıza uzun uzun baktı. İçini ağır bir acıma hissi kapladı.
Bilmem dedi. Hiç düşünmedim. Belki de kısmet değilmiş.
Ah Ömer Bey, siz bu Osman beyin at sürüşünü bir görseydiniz. Ne kadar da yakışıklı olduğunu da bilseniz. Gerçi yine de yakışıklı ama saçları dökülmüş. Ona aşık olmayan kız yoktu ki. Gözlerinde biriken yaşları tutamaz olduğunda sırtını döndü. Ömer Bey yavaş bir sesle,
Bu birine âşık olmuş ama aşkına karşılık görmemiş. Kafayı bu yüzden üşüttüğünü söylüyorlar. O sen olmayasın? Osman,
Bilmiyorum. İşin garip yanı ben de ona bir görüşte aşık olmuştum. Çok güzel, olağan üstü güzel bir kızdı. Ben orta ikiye kadar okudum. O ise üniversite öğrencisiydi. Aradaki eğitim farkı beni korkutmuştu. Bu korkuyla onu aramadım. Zor da olsa onu unutmaya çalışmıştım. Nerden bilebilirdim onun da bana aşık olduğunu? Keşke gelmeseydim yanınıza. Keşke hiç öğrenmeseydim bu durumu. Kalkıp gitmek üzere izin istedi. Aysel sırtı dönük olarak oturuşunu sürdürüyordu. Ona seslenmeden çıkıp gitti. Aysel bir süre sonra masasına doğru döndü. Osman’ın gitmiş olduğunu fark etti.
Ömer Bey, o gitti mi?
Evet, arkadaşım gitti.
Bana neden veda etmeden gitti. Yoksa o beni hiç mi sevmemişti?
Yanılıyorsun arkadaşım. Sen orada sırtını dönüp ağlarken bana, ben de ona bir görüşte aşık olmuştum ve uzun yıllar unutamamıştım dedi.
Sormadın mı beni niye aramadığını?
Sordum arkadaşım. O üniversite mezunu bir kız. Beni ne yapsın diye düşünmüş. 
Hay beni okutanın Allah belasını versin diyerek başını yumruklamaya ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Uzun sürdü ağlaması. Neden sonra kalkıp tuvalete gitti. Açılmak için elini yüzünü yıkadıktan sonra aynaya baktı. Yüzündeki görüntüden kendisi de ürktü.
Şu haline bak be Aysel. Cadılara dönmüşsün. O ise halen yakışıklı. Genç kızların yüreklerini hoplattıracak kadar da genç görünüyor. O ne yapsın seni? Gidip yerine oturdu.
Ömer Bey,
Evet arkadaşım.
Onu tanıdın. Ona delicesine aşık olmakta haklıyım değil mi?
Evet, arkadaşım haklısın.
O beni almaz değil mi?
Nasıl alsın be arkadaşım? O evli
Evli olmasa da ne yapmaya alsın beni? Şu halime bak. Varilden farkı olmayan bir şişkoyum ben.
Öyle deme arkadaşım. Önemli olan ruh güzelliği. Ne yazık ki bekar değil.
Bekâr olsaydı beni alır mıydı diyorsun?
Evet, arkadaşım, neden almasın?
Ah Ömer Bey ah, inan kabuk bağladığını sandığım yaram bu gün öyle bir deşildi ki, inan ben artık iflah olmam.
Öyle deme arkadaşım. Dağ dağa kavuşmaz ama insan insana kavuşur derler.
Nerde bende o şans diyerek çalışmaya başladı. Gözlerinden akan yaşları silmeye gerek görmeden çalışmasını sürdürdü.
Özcan Nevres    09 Kasım 2002 Cumartesi 


3 Mayıs 2008  00:40:21 - Okuma: (742)  Yazdır




İstatistik