Yazı

BENİM SEVDAM
BENİM SEVDAM 

Ümran Songun

BENİM SEVDAM

 “Yorgunluktan bitkin düşmüş bir günün ardından,
ileride keşfedilecek yeni alanlara doğru,
gün geceye karışıyor.
Ah, bir kanat alıp beni yerden havalandırsa ,
düşsem günün izine, peşinde göklerde süzülerek.”
                                        ( Sevgili Buse’ ye sevgilerimle...)
 
      Vadiye bakan yeşil dağın yamacında durmaktayım hala. Sisli bir sabah. Rüzgarlı yoldan tırmanıyorum dağın zirvesine. Alçak bulutlardan ve yosun yeşili, yeşilliklerden başka bir şey görmüyor gözlerim. Hafif ve serin esen rüzgar, deniz ve palmiye ağaçlarının kokusunu getiriyor. Birden güçlü bir güneş ışığı bulutları dağıtıyor ve dağın yamacında binlerce şekilsiz, biçimsiz, dikenli otlar fışkırıyor. Sen. Seni görüyorum. Sırtın bana dönük. Elinde boynu bükük, kırmızı-beyaz bir gül.. Koşuyorum, koşuyorum ama otlar ayağıma dolanıyor, ulaşamıyorum sana. Bağırıyorum.. Duymuyorsun..
 
          Bir damla su arasında, bin parça nar tanesiyle başladı sevdam. Yalnız bir gezgin gibiydim oysa. Uyandığımda gitmişti zaman, hem de usul usul ve de parmaklarının ucuna basa basa, arkasına bile dönüp bakmadan.
   
       Çok yıl önce konuşmuştuk bunları: söyleyecek çok şey vardı ama inadına susmuştuk. Az konuşma konusunda belki de usta olmuştuk. Böyle istiyordu dünya ve susuyorduk. Parantez içlerinde kalıyordu konuşmalar. Konuşmadıkça kopuyorduk. Yürekten, gönülden, özden uzaklaşıyorduk. Susmak en iyisiydi belki de... işte bu yüzden son parantezi hep birbirimize bırakıyorduk.
        
      Gözüm ölüyor... Sözle gözün birleştiği yerde, kulaklarım duymaz oldu sanki.. Gözü kapalı düşlerimin sesi soluğu çıkmaz oldu sensiz. Geçmez oldu karanlık geceler. Kapılar kapandığında, sessizdi soluk alan duvarlarım. Belki... belki beynimin en ücra köşesinde gördüğüm bir ışıktı beni sana bağlayan.
 
         Oysa, yüreğimin kıyısındakileri senin kıyına taşıyabilmekti amacım. Midyelerimi, maviliklerimi, bulanıklığımı, düşünceli balıklarımı senin sıcak kıyılarına bırakabildim mi bilemiyorum. İçimdeki yokluğu anlattım çoğu zaman sana, anlaşıldım mı.. Sanmıyorum. Sözcükleri ifade etmek isterken, sesim hiç çıkmadan zihnimde tutabilmek kolay mı sanıyordun. Oysa kelimesiz her şey ne kadar da basit...
 
 Özledim. Özlemin panzehiridir özlenmek. Galiba zehirleniyorum özleminden. Panzehirini akıt damarlarımdan. Akıt ki üşüyen yüreğim ısınsın. Sensizlikten titreyen düşlerim, içimde donan, kanayan, soğuktan kararan her ne varsa bir avuç sıcağınla canlansın.
 
       Sen, sen ki bir ömür bana can verdin. Toprağının yeşiline, denizinin mavisine, gök yüzünün alına, moruna tutkunum. Yağmurundan sonra kokuna hasretim. Ben, sana tutulmuşum. Geceleri ay ve yıldızının altında huzuru bulmuşum.
  
               Yıldızlarını saymayı özledim gökyüzünden..kokunu özledim içime çekmeyi.. sanki şimdi tadı kalmıyor gibi eskinin değil mi.. anılar.. neler gömdük anılarımıza.. neler.. bir sen bilirsin, bir de ben. Tüm yazılanlar gibi bu satırlarda anılarda kalacak birazdan; yıllar önce hakkında yazılanlar gibi.. ama işte..
“evvel zaman içinde dostlar
ağaçlara ev kurardık
tatlı bir düş içinde
bir yere bir göğe bakardık
 
gönlümüz kuş gibiydi dostlar
dünyaya kanat açardık
tutsak değildik zamana
başına buyruk yaşardık
 
çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman
ay büyülüydü yakamoz deniz
ardından koştuğumuz son baharda
 
çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman
artık dönemesekte geriye
ardından koştuğumuz son zamandır
 
o zaman bu zamandır dostlar
ne ister neyi özleriz
denizini arayan akar sulara benzeriz
pencereler bırak açık kalsın
geceleri yağmurlar yağsın
günebakan düşlerimiz yağmur sesiyle çoğalsın
 
çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman
ay büyülüydü yakamoz deniz
ardından koştuğumuz son baharda
çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman
artık dönemesekte geriye
ardından koştuğumuz son zamandır”
 (YENİ TÜRKÜ)
        
Tutsak etmeye çalışıyorlar, seni almaya çalışıyorlar benden ama nasıl eminsem kendimden, bir o kadar da eminim senden. Gitmezsin, biliyorum çünkü sen hep benimsin. Hiç korkma bırakmam seni, solmasın elinde kırmızı-beyaz güllerin.. sen benim biricik Türkiye’msin.


1 Mayıs 2008  01:05:16 - Okuma: (2444)  Yazdır




İstatistik