Yazı

Yeni Bir Günün Sabahında
Yeni Bir Günün Sabahında 

Özcan Nevres

Her yeni gün yeni bir umutla doğar.

Keşke her günün umutları gerçekleşse. Oysa her batan gün taze umutlarımızı da alır götürür. Neyse ki umutlar yaşama bağlı kalmanın temel direğidir. Umutlar tükenmedikçe yaşam ama iyi ama kötü sürer gider. En önemli olan ise umutları gerçekleştirme azmidir. Bu azim yitirilirse eğer, yaşamanın hiçbir anlamı kalmaz. Dün bütün gün gripten yattım. Bu gün kalktığımda ağrımayan yerim yoktu ama yatmamakta kararlıyım. Sabah kahvaltısı için bahçeye çıkıp dereotu ve maydanoz biçtim. Yıkamak için leğeni musluğun altına koydum. O da nesi? Sular kesik. Nedense her Cuma günü bunu yapıyorlar. Oysa su özellikle Cuma namazına gidenler için çok gerekli. Belki kesinti arızadan dolayı diyeceklerdir. İyi de bu arızalar hep Cuma gününe mi denk geliyor. Bir gece öncesi de elektrikler sürekli gidip geldi. Aklım buzdolabında ve kombide. Özellikle kombi elektronik olduğu için kesintilere karşı çok duyarlı. Hadi bakalım böyle bir durumda azim ne işe yarar?
Elektrik kesintilerinden bilgisayarım etkilenmiyor. Dokuz yüz vat gücündeki kesintisiz güç kaynağına bağlı olduğundan. Güç kaynağı orijinal haliyle bilgisayarı on dakika kadar çalıştırabiliyor. Zira beslemesi yedi amperlik bir kuru akü. Ben o aküyü devre dışı bırakıp uçlarını birbirine paralel bağlı atmış amperlik iki aküye bağladım. Yani toplam yüz yirmi amper. Bunu on iki ile çarptığımızda bin üç yüz kırk vat yapıyor. Bilgisayarım saatte dört yüz vat harcadığına göre bana en az üç saat çalışma zamanı kazandırıyor. Zaten aralıksız üç saat bilgisayarın başında oturmam söz konusu değil.
Bu uyguladığım sistem sayesinde kısa elektrik kesintilerinde jeneratörü çalıştırmaya gerek görmüyorum. Kış soğuklarında ise kombi yüzünden jeneratörü çalıştırmak zorunlu oluyor. Bu sayede hem üşümüyoruz. Hem de eşim, varsa konuklarım televizyon dizilerini kaçırmamış oluyorlar. Bir de her taraf zifiri karanlıkken villamızın ışık denizinde yüzmesi çok hoş oluyor.
Her sabah yeni bir umutla kalkıyorum. Geri gelen kış gitmiştir diye. Gerçi meteoroloji raporlarından doğacak günün nasıl olacağını önceden biliyoruz ama umut bu ya belki meteoroloji yanılmıştır. Oysa günümüz teknolojisinde meteorolojinin tahmin raporlarında çok az sapma vardır.
Havaların yağışlı ve soğuk gitmesi bahçe işlerini de engelliyor. Havanın ani değişikliği yalnızca benim gibi yaşı ilerlemişleri etkilemiyor. Her sabah sahile paralel caddede nice tombul hanımlar ellerinde su şişeleri koşar gibi yürüyorlar ama yine de ağızları durmuyor. Bir taraftan da tıkınıyorlar. Bu günlerde onlar da yürüyüşe çıkmıyorlar. Baharın en sevimsiz günleri bu günler. Çok az kaldı rengârenk güllerin, hanımelilerin ve iğdelerin çiçek açmalarına. O günler geldiğinde Silivri müthiş bir kokuya bürünür. Doyumsuz bir güzelliğe mekân olur. İşte o zaman sahile paralel caddede yürüyüşün hazzına doyum olmaz.
Bendeki çiçek ve bahçe sevgisidir beni Silivrili yapan. Çocuklarıma yakın olmak için İstanbul’a yerleştiğimde İstanbul’un kirli havasına ancak iki yıl dayanabildim. Muğla’da, Datça’da on dört yıl yaşamış biri için İstanbul gerçekten yaşanacak bir yer değil. Askerliğimin on altı ayının geçtiği İstanbul’a aşık olmuştum. En büyük hayalimdi İstanbul’a yerleşmek ama olmadı. Annesiz büyütmekte olduğum kızımdı bana ayak bağı olan. Yıllar sonra ise benim o hayran olduğum İstanbul’dan eser kalmamıştı. Muğla ve Datça’yı aratmayacak bir yer bulmak için arayışa geçtiğimizde yolumuz Silivri’ye düştü. Caddelerdeki menekşeler büyülemişti bizi. Şubat ayının başında olduğumuz halde hava baharı aratmıyordu. Sahilde bir çay bahçesine oturduğumuzda iki buçuk yaşındaki torunum Can’a gün doğmuştu. Çimlerin üzerinde koşuyor, yuvarlanıyordu. İşte o an Silivrili olmaya karar verdik.
Yaşam hızla akıp gidiyor. Villa Can’ın bodrumundaki iki bisiklet Can’ı ve oğlumu bekliyor. Terastaki plastik havuzu bir de su ile doldurduk mu değmeyin Can’ın keyfine. Bizim kuşak çocukluğunu yaşayamadı. Bari torunlarımız yaşasınlar.
Özcan Nevres

29 Nisan 2008  23:59:22 - Okuma: (526)  Yazdır




İstatistik