Yazı

Avrupa Avrupa duy sesimizi
Avrupa Avrupa duy sesimizi 

Etem Kutsigil

“AVRUPA AVRUPA DUY SESİMİZİ BU GELEN, TÜRKLERİN AYAK SESLERİ ”

Avrupa takımlarına karşı, kazandığımız her maçtan sonra avazımız çıktığı kadar bu sloganı bağırarak söylemeyi milletçe pek severiz. Bu sloganı her duyduğumda nedense, Hitler’in dediğini değiştirerek söyleyesim gelir.
“KEŞKE BU BAŞARIYI AYAKLARIMIZLA DEĞİL, POLİTİK ALANLARDAKİ VE EKONOMİDEKİ BAŞARILARIMIZLA KAZANSAYDIK.*”
Yazılarımda, sözlerine en çok güvenilecek, politikacı olarak gördüğüm Sayın Kâmran İnan Beyefendi’nin, Pazar günleri Sayın Nahit Duru’nun programındaki sözlerinden sık sık esinlenirim. Lâf dinlemez çocuğuna, nasihat eden babanın hoşgörüsünü sezerdim anlattıklarında.
Fakat onu hiç, 20 Nisan günkü konuşmasının sonundaki kadar karamsar görmemiştim.
 
Bu günkü konumuz, politikacılara ve yüksek bürokratlara sorular sıralamamla başlayacak.
Sorum özellikle Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği gibi kuruluşların, Türkiye’mizi aşağılamak, içlerindeki kini kusmak için fırsat kaçırmadıklarını, bize karşı yediği herzeleri göre göre, onları savunmak için yırtınanlaradır.
 Onlardan nemalanıyor musunuz?
a.       Onları savunmaya mecbur musunuz?
b.       Amaçlarının bizi sömürmek olduğunu, fakat hiç bir zaman tam üye yapmayacaklarını anlamayacak kadar (af buyurun) salak mısınız?
c.       Benzer toplantılarda salonu terkederek, onları protesto edecek kadar cesaretiniz yok mu?
d.       Adamlar bizi AB’ye alsın diye, Türkiye ekonomistlerinin yüz karası bir kadın, kayıtsız şartsız, bizi Gümrük Birliğine sokarak, yıllardan beri süren ve yıllarca sürdürecekleri belli olan bir SÖMÜRGE statüsüne sokturdu bizi. Şimdi cesur bir Meclis yok mu yumruğunu vurup, “Bizi (meselâ) bir yıl içinde AB’ne ASÎL ÜYE olarak almazsanız, borç- alacak hesabını görür, Gümrük Birliğinden çıkarız.” diyecek?
e.       Hükümetin başı matah şey yapmış gibi övünüyordu TV de. “Biz 35 milyar dolar gelir sağladık özelleştirmelerden. Bunların arasında işe yaramayan KİT’ler de dahil.” diye. Yahu, evdeki malı eskiciye veya ölücüye satmak, ne zamandan beri GELİR sayılır oldu. Gelir; ÇALIŞARAK KAZANMAKTAN GELEN PARADIR. Bunu bilecek kadar açıkgözsün bilirim. Ama bizi, bunu yutacak kadar salak yerine koyman onurumu zedeliyor.
“Vekilimiz” diyerek TBMM’ne   gönderdiklerimizin içinde kendi partisi dahil, bu beye DUR ! diyecek Milletvekillerimiz nerede? Hepiniz uyuşturuldunuz mu?
 
Efendiler, Hanımefendiler Avrupalıyı gözünüzde fazla büyütmeyin;
1.         Avrupa insanı yıllarca A dan Z ye yıkanmayı bilmediğiden, üzerindeki pis kokular çevreden duyulmasın diye parfümü icat etti ve kullandı. (İslâm ilk günden beri boy abdestini, olmazsa olmaz bildi)
2.         Avrupa insanı büyük abdestini sokakta yaparmış. Evinde helâsı yokmuş. Üst katta oturup, sokağa inmeye üşenenler, lâzımlığı pecereden boşaltırlarmış. Bu sırada, yoldan geçenlerden çoğunun başına lâzımlıktakiler isabet edermiş. Şemsiye onun için icat olunmuş. Yağmur için değil. Tahareti halâ bilmediğinden, medenileşince (!) tuvalet kâğıdını onlar icat etti.
(İslâmda su ile taharet –hangi elle olacağına varıncaya kadar– ilk günden bu yana bilinir, uygulanır. Onun için bizlerin kıçında tezek yoktur. Asırlardan beri her camide, her evde helâ vardır. İslâmda, şemsiye hep, güneşe karşı kullanmıştır.)
3.         Biliriz, yolda belde başımıza kuş pislerse UĞUR deriz. Oysa ki bu söz, başından aşağı lâzımlık muhteviatıyla yıkanan adamları teselli etmek için söylenirmiş.
4.         Kilotlu çorap, uygun yer bulup sı...mayanlar için, büyük abdestlerini kaçırırsa, yerlere bari düşmesin diye icat oldu. Yani portatif lâzımlık yerine...
5.         Avrupa insanı (Pek az olan istisnaları hariç) dünyanın en vahşi mahlûkudur. Onlar tarihlerini kendi ülkelerinde yazarlar. Fakat onun asıl yazılması gereken yerler, AFRİKA KITASI’DIR, GÜNEYDOĞU ASYA’DIR,  OKYANUSYA ADALARIDIR, AMERİKA KITASININ TAMAMIDIR.
Utanmazdırlar ve bize malettikleri BARBAR sözü kendi VAHŞETLERİNİ gargaraya getirmek içindir. Bugün bile bize insan haklarını öğretmeye kalkarlar. Güleyim bâri.
 
Ben öyle bir politikacı istiyorum ki, Türkiye aleyhine bir şey söylediklerinde, bunları tokat gibi yüzlerine vursun! Bize, Avrupa içlerine yaptığımız fetihleri kötülerken, Makedonyalı İskenderin Hindistan’da ve Bush’un Irak’ta ne aradığını sorsun!
 
Ben öyle bir politikacı istiyorum ki, Onlara yaltaklanarak, Türk Yargısına karşı ve Türkiye aleyhinde karar çıkarmaya çalışacak  şerefsizin biri olmasın. KARAR ÇIKARSA DA, “BU BİZİM İÇ MESELEMİZDİR” DEYİP ONU GÖZLERİNİN ÖNÜNDE YAKACAK “ADALI**” GİBİ MİLLETVEKİLLERİ, PARTİ BAŞKANLARI olsun!
 
İşte bu yüzden siyasete atılmak isteyenler; arkanızdan sövülmesini istemiyorsanız, onurunuzu, cesaretinizi, yurtseverliğinizi, DÜNYA TARİHİ VE TÜRK TARİHİ HAKKINDAKİ BİLGİLERİNİZİ İYİCE ÖLÇÜNÜZ. Eksiklerinizi tamamlayınız. Ondan sonra meydanlara çıkınız. Bir atımlık barutla siyasete atılmayın sakın. Özellikle uluslararası toplantılarda rezil olursunuz. Yabancı dil bilmiyorsanız, Türkiye’yi bu toplantılarda temsil etmek yerine, kaz güdün daha iyi. Rezil olduğunuz bir yana, sizin yüzünüzden birileri çıkar TÜRKİYE’Yİ AŞAĞILAR CEVAP VEREMEZSINİZ. Bu sözlerim yüksek bürokratlar için de geçerli. Bu bürokratlardan kastım, çeşitli bakanlıkların ataşeleridir. Örnek alacaksanız siyaset adamları; ölmüşlerden ATATÜRK’ü, İsmet ve Erdal İnönü’yü, Bülent Ecevit’i sağ olanlardan Kâmran İnan, Onur Öymen gibi hariciyecileri örnek alın. Onlar gibi, onurlu, bilgili ve çağdaş birer politikacı olun!
VE BEN ÖYLE BİR HALK İSTİYORUM Kİ, AVRUPA’DAN, ABD’DEN GELEN YÜKSEK KİŞİLER, ULUSAL EGEMENLİĞİMİZE DUYDUĞUMUZ SAYGIYI, TV’LERDEN, BASINDAN ÖĞRENECEĞİNE. GÖZLERİYLE GÖRSÜN DİYE, HAVA MEYDANINDAN BAŞLAYIP, HER GİDECEĞİ YERDE, ELLERİNDE GO HOME YAZILI PANLARTLARLA ZİNCİR OLUŞTURUP, GEÇMESİNİ PASİF DİRENİŞLE  ZORLAŞTIRSIN.
Bunlar olurken de POLİS İKTİDARIN DEĞİL DEVLETİN POLİSİ olduğunu aklından çıkarmasın ve anarşi, kaba kuvvet olmadıkça, kendi halkının demokratik tepkisine engel olurken, karşısında kardeşi varmışcasına esnek davransın.
Güzel bir rüya anlattım değil mi?
 
* Hitler, Dünya şampiyonu olan Alman Milli Takımını kutlamak için kabûl ederken,    “Bu başarınızı bacaklarızla değil, kafanızla kazamanızı tercih ederdim.” Gibi bir lâf etmişti.
** Reşat Nuri Güntekin’in İstiklal piyesindeki başrol kahraman (bir önceki yazımda bahsetmiştim)
 


28 Nisan 2008  18:32:44 - Okuma: (734)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik