Yazı

(Bilinmeyen) Gelibolu–4
(Bilinmeyen) Gelibolu–4 

Asil S. Tunçer

Softa Tepe'den İsmailoğlu Tepesi'ne

İşte Albay Reid ve askerleri ile dedesi Artur Reid'in mezarını bulmak mezarı yoksa dahi ismini tespit edebilmek için 3 gündür Gelibolu yarımadası'nın daha çok kuzeybatı kısmında kalan suvla Koyu ve Büyük-Küçük Kemikli Burunları çevresindeki savaş alanlarını tarıyor, bilinmeyen bir bölgede bilinmeyen bir mezarı arıyoruz. Güzergâh saptamamdaki kesinlik ile yol tespitlerim Albay Reid'i şaşırtıyor. Ben de Albay'a "ben de askerde teğmendim" diyorum; bunun üzerine Kaptan Veli, "ben de çavuştum" diyor. Bende bu sefer "madem herkes rütbeliydi, o zaman patatesleri kim soydu?" deyiyorum; gülüşüyoruz.
 
Yusufçuktepe'den geriye dönerek İsmailoğlu Tepe'ye tekrar geliyoruz. Albay Reid'in dedesinin mezarını bulmuştuk; şimdi orada tören yapılacak. Çok yol yürüdük. Sanırım toplam yürüdüğümüz alan 10 km.yi bulmuştur. Etrafta doğru dürüst bir tuvalete rastlamadık.  Mecburi olarak doğan ihtiyaç zaruretini ağaç arkalarında gördükten sonra ileride bizi bekleyen Kapatan Veli'ye telefonla ulaşmaya çalışıyorum ama nafile, çekmiyor. Sonra Yeşiltepe'nin (Gren Hill) üstüne çıkıp var gücümle bağırıyorum; el-kol işaretleri yaparak uzaktan anlaşmaya çalışıyoruz.

 Araçta bulunan birlik flaması ve bayrakları çıkarıp tören düzeni alıyoruz. En arkada duran (etekli) esmer asker emeklisi (rütbesini tam hatırlamıyorum) gayda çalmaya başlıyor. O tiz ses bir zamanlar topların aşırtma atışlar yaptığı yamaçları tırmanıyor, tepeleri aşıyor, arşa ulaşarak bu topraklar için toprağa düşmüş neferlerimizin aziz ruhlarıyla buluşuyor. Hepimiz oldukça duygu yüklüyüz. Yorucu bu 3 gün bize, arkasını verip yaslandığı armut ağacının gölgesinde sütlü çayını yudumlayan Asteğmen Ethem Öğretmen'in bir günü kadar kısa ve Mustafa Kemal'in atından hiç inmeden geçirdiği bir ay kadar uzun geliyor. Mustafa Kemal'in birinden öbürüne koşuşturduğu tepelere yürümek ve tırmanmak ne kadar yorucuysa cığıl cığıl akan deresi, bizi tebşir eden bülbül sesi, çayırında yayılan sürüsü, ekinlerin secdesi ve uzaktan bize kadar ulaşan ezan sesi ile Anafartalar Körfezi…

 Görev tamam vakit gitme vakti, hafızalara kazınacak bu ziyaretin unutulmayacak her anı ve coşkusuyla toprak diye üstünde gezindiğimiz yüzlerce insanın bedenleriyle büyümüş yeşil kefen gibi çayırlıkların Halikına, bu vatanı bize bahşettiği için teşekkür ederek tekrar Ambulans Koyu'na doğru yola koyuluyoruz. Son kareleri resimleyip dağ çileklerinden tattıktan sonra Albay Reid'in ricası üzerine bu sefer Abide'ye yol alıyoruz. Albay, burada yatan ve abideleşen tüm şehitlerimize huzurumuzda şükranlarını sunuyor. Yanımızdaki kasetçalardan dinlettiğim istiklal marşı ile özellikle de vatana kurban edilen saçları kınalı Alileri, ayağı yemenisiz Velileri, aç-susuz Ahmetleri ve henüz onyedisine basmamış Mehmetleri bir kere daha yâd ediyoruz… Gözlerimiz yaşlı ama başlarımız dik.
 
Nur içinde uyuyun; vatan size minnettardır.  


21 Nisan 2008  23:04:33 - Okuma: (1161)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik