Yazı

Ser Mimar Sinan–2
Ser Mimar Sinan–2 

Asil S. Tunçer

Osmanlı İmparatorluğu’nun yetiştirdiği en büyük Ser Mimar olan Sinan’ın hayatına gelince: (Mimar) Sinan, 1490'da güzel bir bahar sabahı Ağırnas'ta doğdu.

Klasik Osmanlı mimarlığının sonraki dönemlere de ışık tutan aynı zamanda dünyanın en büyük mimarı olacak bu dâhinin babası da dedesi da dülgerdi. Mimar Sinan 22 yaşına kadar kaldığı doğum yeri Ağırnas’ta kendi el emeği ile kasabanın 3km uzağındaki suyu künklerle kasabaya getirmiş, kasabanın üç ayrı mahallesine üç ayrı çeşme yaptırarak bu suyu kasaba halkının hizmetine sunmuştur. Bunlardan Ağa Pınarı ve Sinan Pınarı hala ayakta iken bir tanesi yıkılmıştır.
 
22 yaşındayken devşirilerek Yeniçeri ocağına alındı. Bir süre Enderun’da neccarlık (dülgerlik) öğrenimi gördü. Acemi oğlanlık döneminde I. Selim'in (Yavuz) İran ve Mısır seferlerine katıldı. Kapıya çıkıp yeniçeriliğe geçince I. Süleyman'ın (Kanuni) ordularıyla birlikte Belgrad (1521) ve Rodos (1522) savaşlarına girdi. Becerikli ustaların yanında cami, han, hamam, çeşme ve köprü yapımında mesleğin her kademesinde çalıştı. Mohaç (Meydan) Savaşı’nın (1526) ardından zemberekçibaşı'lığa getirildi. 1529 Viyana ve 1532 Alman seferlerine de katıldıktan sonra, Kanuni Sultan Süleyman'ın Bağdat Seferi sırasında yeteneğini göstererek Hasekiliğine, 1537'deki Korfu Seferi’nden sonra da Subaşılığa yükseltildi.
 
1539'da Hassa Ser Mimarlığına (mimarbaşılığa) atandı ve kendisine arpalık olarak Vize Sancağı verildi. Mimarbaşı olduktan sonra ilk olarak İstanbul’daki Ayazpaşa Türbesi’ni yaptı. Ağırnaslı Mimar Sinan ilk bilgilerini ve mimarlıkla ilgili ilk esin kaynaklarını doğduğu yer Ağırnas ile tarihi eserlerle iç içe Kayseri ili ve çevre illerden aldıktan sonra cihan imparatorluğunun başkentine İstanbul’a vasıl olmuştur. İmparatorluğun geniş imkânlarını da yanına alan büyük usta ölümsüz eserler vermiştir.
 
Eserleri; 84 Cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 Darülkurra (dersane), 22 türbe, 17 imarethane, 3 Darüşşifa, 6 suyolu ve kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray ve buna benzer toplam 477 eser bırakmıştır. Eserlerinin birçoğu yurt dışında kaldığı için tahrip edilmiş ve zamanla yok olmuştur.
 
Sinan’ın depreme karşı bilinen ve gereken tüm tedbirleri aldığını tüm mimari otoriteler söylemektedir. Mesela; temelde kullanılan taban harcıdır. Sadece Sinan’ın eserlerinde gördüğümüz bu harç sayesinde, deprem dalgaları emilir, etkisiz hale gelir. Yine yapıların yer seçimi de ilginç. Zeminin sağlamlaşması için kazıklarla toprağı sıkıştırmış dayanak duvarları inşa ettirmiştir. Mesela Süleymaniye’nin temelini 6 yıl bekletmesi, temelin zemine tam olarak oturmasını sağlamak içindir. Mimar Sinan, yapılarında ayrıca yapının temellerinin sulardan ve nemden korunarak dayanıklı kalması  için drenaj adı verilen bir kanalizasyon sistemi de kurmuştur. Bundan başka yapının içindeki rutubet ve nemi dışarı atarak soğuk ve sıcak hava dengelerini sağlayan hava kanalları kullanmış, yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluşan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için tahliye kanalları açtırtmıştır. Bütün ölçülerini ebced hesabına ve asal sayıya göre yapmış ve onun katlarını baz almıştır. Yapıları matematiksel olarak oluşturmuş bugünün teknolojisi bile şaşırtacak ustalıkta küresel ve piramidal uygulamalara yer vermiştir.
 
Şimdi gelelim Mimar Sinan için Hıristiyan mı Müslüman mı yoksa Ermeni mi Türk mü? sorularına… Bunun yanıtını bize Sultan II. Selim veriyor. Hani kendisi için Edirne’deki ünlü Selimiye Camii’ni yani “ustalık eserim” dediği şaheseri yaptığı padişah; Kanuni’nin Hürrem Sultan’dan olan oğlu.
 
II. Selimin padişahlığı döneminde Kıbrıs’ın fethinden sonra Anadolu'dan buraya Türk aileler gönderilmeye zorlanır. Kayseri’nin Ağırnas köyü, Bürüngüz ve İsgobi'dene (subaşı) göç için ferman çıkar. Bunu duyan Sinan, Padişah II. Selim’e koşar ve kendi köyü Ağırnas, akrabalarının olduğu Bürüngüz ve İsgobi köylerinin ahalilerinin bu göçten bağışlanmalarını diler. Padişah da; 86 yaşına gelmiş bu büyük insanın isteğini geri çeviremez ve bu köyleri göçten muaf tuttuğunu bildiren bir ferman gönderir.
 
İşte Sinan’ın Sultan II. Selim’den aldığı Ağırnaslı Türk ailelerin yeni fethedilen yerlere zorunlu göçü ve bu göçten (Türk) Sinan’ın (Türk) akrabalarının muaf tutulmasını emreden ferman:
 
Akdağ Kadısı’na ve Hüseyin Çavuş’a hüküm ki: Şimdi Hassa Mimarlarımın Başı mektup gönderip, Kıbrıs’a şevki ferman olunan Kayseri halkından kendi oturduğu Ağırnas adlı köy halkı ve diğer köyde oturan akrabasından, Keçibürüngüz de Sanoğlu Düvenci ile Üsgöbi köyünden Ulise ve Kudişan adlı zımmilerin Kıbrıs’a gönderilmekten bağışlanmasını dilemektedir. Sözü edilenin oturduğu söylenen köyünden ve akrabasından olan adı geçenler Kıbrıs’a sürülmekten bağışlanmasını emredip, buyurdum ki; emrim varıp ulaştıkça sözü edilenin eskiden oturduğu yukarda anlatılan köyünden ve akrabasından olanların Kıbrıs’a gönderilmek için deftere yazılmış olsalar bile çıkarıp, “Kıbrıs’a sürgün olanlardansınız” diye incitilmelerine de engel olasınız ve bu yüce hükmümü mahfuz sicile kaydeyleyip ellerinde bırakasınız.”. Sahibi olan Mehmet ustaya verildi. 7 Ramazan 981 (M. 1583).
 
Sinan, köyünün ve akrabalarının bu göçten bağışlanmasına çok sevinir ve şöyle der: “O köy bu hizmete layıktır. Eğer Ağırnas olmasaydı bende olmayacaktım. Köyüm beni yetiştirdi”.
 
Büyükçekmece Köprüsü üzerinde kazılı olan mührü, onun aynı zamanda mütevazı kişiliğini de yansıtmaktadır. Mühür şöyledir: El-fakiru l-Hakir Ser Mimaranı Hassa. Yani “değersiz ve muhtaç kul, Saray özel mimarlarının başkanı” demektir.
 
Mimar Sinan 1588'de İstanbul'da uzun ve çok verimli hayata gözlerini yumdu. Vasiyeti üzerine Süleymaniye Camisi'nin havlusu dışında kalan alanda kendisinin yaptığı mütevazı kabrine defnedilmiştir.
 
Biz de bu fermandan Mimar Sinan’ın Ağırnaslı bir Türk ailenin ferdi olduğunu anlıyoruz. Biz anlıyoruz da acaba Sinan için ısrarla “Hıristiyan’dır” veya “Ermeni’dir” diyenler anladı mı? Asıl o önemli olan o…


14 Nisan 2008  20:31:12 - Okuma: (1205)  Yazdır




İstatistik