Yazı

(Bilinmeyen) Gelibolu–2
(Bilinmeyen) Gelibolu–2 

Asil S. Tunçer

Damakçılık’tan Kireçtepe’ye

Bu bölgeye ulaşabilmek için Anzak Koyu’ndan sonra yola devam etmeniz gerekir. 1 km ilerde yer alan Anafartalar Ovası’na adım attığınız anda sağda karşınıza Damakçılık Bayırı çıkar. Burası 9 Ağustos 1915’te Mustafa Kemal’in emrindeki 7 Tümeni taarruz ettirerek daha güneydeki Anzak birliklerine yardıma gelen 9.İngiliz Kolordusunun tüm irtibatlarını kestiği noktadır. Mustafa Kemal’in dâhiyane askeri sevk ve idaresiyle ikmal ve yardım yolları tıkanan Anzaklar, çok kayıplar vermişlerdi.

1914 Ağustos’undan 1915 Mayıs’ına kadar Kuzey İrlanda’daki Curragh, Newbridge ve Kildare’deki askeri tesislerde eğitimlerini tamamlayan 10.İrlanda Tümeni, 25 Mayıs 1915’te İngiltere’ye (Basingstoke) sevk edildiler. 28–29 Mayıs 1915’te Lord Kitchener’in teftişinden sonra bazı eksikliklerini tamamlamaları için kendilerine 27 Hazirana kadar süre verildi. 9 Temmuz’da Liverpool’a demir atan tümen Temmuz sonunda Limnos Adası’na ulaştı. 6 Ağustosu 7’sine bağlayan gece Suvla Koyu’na çıkartma yapıldı. Çıkartma yapan tümenden ayrılan 29.Tugay, Anzac Koyu’na intikal ettirildi.

Yaklaşık 25 dakikalık bir mesafeden sonra ulaştığımız nokta Mestan Tepe mevkiidir. Bu yolun devamı Anafartalar Köyü’ne gider. İlerideki Gren Hill yani Yeşil Tepe diye adlandırılan İngiliz Mezarlığı’nı geçer geçmez 15 dakika mesafedeki bir başka noktaya İsmailoğlu Tepesi’ne geliriz. General Thomas Longford’un birliklerinin Mustafa Kemal ile tanıştığı noktalardır buraları. 6.Yorkshire Alayı 6 Ağustos’ta Lala Baba mevkiinden hareketle Karakol Dağı ve Kireç Tepe sırtlarını sarmıştı.

Çok kayıp veren 10.Tümen ise 29 Ağustos 1915’te Gelibolu’ndan ayrılmak zorunda kaldı ve Selanik’e çekildi. Tüm rütbeli subaylarını kaybeden ve toplamda da 9.000’den fazla kayıp veren birlik için daha sonra çok tartışmalar yaşandı. İlkin Suvla Koyu’na çıkartma yaptıklarında nereye geldiklerini bile bilmiyorlardı. Ellerinde haritaları ve yeterli arazi krokileri yoktu. Topçu birlikler yanlış bilgilendirilmiş ve yönlendirilmişti. İçecek suları çok azdı. Askerler bir yudum su için kendi aralarında çatışıyorlardı. Mustafa Kemal’in zekice taktikleri karşısında çaresiz kalıyor, mermileri tükendiği içinde Türk askerlerinin üstüne zaman zaman taş bile atıyorlardı.

Buna rağmen Yusufçuk Tepe istikametine verilen taarruz emrinden sonra Mestan Tepe ve Yeşil Tepe’de siper nöbetlerini de değişmiş toplam 30.000 kişilik bir kuvvetle Mustafa Kemal’in akıllıca yerleştirdiği makineli tüfeklerin çok rahat görüş alanına ve sonrasında yükselen noktaya doğru saldırıya geçtiler. Sabaha karşı saat 05.00 sularında Türk makineli tüfekçisinin yoğun ateşiyle adeta biçilen birlikler toplam da 5.000’den fazla bir kayıpla -ki bu Türk birliklerinin kaybının iki katıdır, geri çekilmek zorunda kaldılar. 2.500’den fazla zayiat veren Türk birliklerinin kaybını arttıran asıl unsur ise Türk tarafının kullandığı basit ve sıradan el bombalarına karşın İngiliz-İrlanda kuvvetlerinin birliklerimiz üzerine attığı parça tesirli ve içinde çivi ve çekirdek bulunan el bombalarıdır.

Grubumla işte bu çetin savaşların cereyan ettiği sahaları yürüyerek tek tek inceliyor ve o gece yapılan taarruz ile karşı taarruz noktalarını tespit etmeye, savaşın vahametini ve acısını hep birlikte hissetmeye çalışıyoruz. Albay Reid yanımıza aldığımız kumanyada hakkına düşen sandviçten henüz bir ısırık dahi almamış, yarım saattir elinde gezdirdiği kolasını da içmeden Kaptan Veli’ye geri vermişti. Onun için zaman durmuştu; adeta o çok soğuk geçen Kasım 1915’e geri dönmüş, dedesi Artur Reid’in ölüm kalım mücadelesi verdiği yerlerde bulunmanın hissiyatıyla dalıp gitmişti. Buğulu gözlerini bazen çok uzaklara bazen de birden önümüzdeki yamaca çevirerek sanki “buralarda ne işiniz vardı, neydi sizi İngiliz’in peşine takıp tanımadığınız, bilmediğiniz topraklara bir hiç uğruna düşüren” sorularına yanıt arıyor sahip olduğu karmaşık duygularını gizleyemiyordu.

Yanına sokulup buğulu gözlerine bakarak usulca o müthiş teklifimi yaptım: “Buradan Yusufçuk Tepe’ye (Scimitar Hill) adımlayarak tıpkı dedeniz gibi farzı misal karşıda konuşlanmış makineli tüfek mevzilerine doğru yürümek istemisiniz?” diye sordum. Teklifimi yaşlı ama parlayan gözleriyle kabul etti; Veli’yi Türk makineli tüfekçisi yerine koyup, Tepe’ye devam etmesini ve bizi orada beklemesini rica ettik. Bunun üzerine yalnız ve mağdur ama bir o kadar gururlu bir noktaya Yusufçuk Tepe’ye doğru yürümeye başladık.

Bu yürüyüşümüz sayesinde atış alanı içinde bulunan İngiliz-İrlanda birliklerinin Türk makineli siperlerinden yapılan usta atışlarla nasıl eridiklerini daha iyi görüyorduk. İlkin karşısında yeterince güçlü kuvvet bulamayan işgal birlikleri zayıf gözetleme takımlarını rahatlıkla geçerek İsmailoğlu Tepesine kadar ilerlemişlerdi. Daha sonra Anafartalar Grubu Komutanı Albay Mustafa kemal’in komutasındaki Türk kuvvetleri, 9–12 Ağustos tarihlerinde Anafartalar Savunması’yla düşmanı Kireçtepe ve Mestantepe’ye geri çekilmeye zorlamıştı.

Uzun ve zorlu bir yürüyüşten sonra Mustafa Kemal’in İngiliz-İrlanda birliklerini mıh gibi yere çakıp bir adım bile ilerletmeden hepsini geriye püskürttüğü noktada buluşup geriye doğru baktığımızda bulunduğunuz noktanın büyük komutan Mustafa Kemal tarafından ustalıkla seçildiğini daha iyi anlıyorsunuz. Burası 21–22 Ağustos 1915 günlerinde cereyan eden ve tarih kitaplarına II. Anafartalar Muhaberesi diye geçen benim içinse ‘Büyük Anafartalar Savaşı’ demek olan çok çetin muharebelerin geçtiği yerlerdir. Burada düşmana 20.000’e yakın zayiat verdirirken, biz de yaklaşık 10.000 fidanımızı, evladımızı bu topraklara şehit vermiştik.


27 Mart 2008  19:36:26 - Okuma: (1525)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik