Yazı

'Çanakkale Geçilmez'
'Çanakkale Geçilmez' 

Asil S. Tunçer

18 Mart, Çanakkale Şehitleri'ni Anma Günü'dür. Bundan tam 92 yıl önce düşmanın birleşik donanmasının Çanakkale'yi denizden geçerek İstanbul'a ulaşmak için hazırladığı sinsi planının çöktüğü ve adeta sulara gömüldüğü gün olarak tarihe geçmiştir.

Bu da yetmeyecek, 25 Nisan'daki deniz takviyeli kara çıkartması fiyaskoyla sonuçlanacak ve Türk'ün şanlı tarihine "Çanakkale Geçilmez" yazılacaktır.

Belki de yaptığım turların içinde en heyecanlandığım ve gururla, övünçle anlatım yaptığım bir iki yerden birisi, Çanakkale-Gelibolu Şehitlikleri. Gezer ve gezdirirken içimi saran o duyguyu, göğsümü kabartan o haklı gururu ve de Abide'yi izlerken düşündüklerimi, duyumsadıklarımı eminim her Türk vatandaşı yaşıyor ve hissediyordur aynı benim gibi. İki dedem de Çanakkale'de savaşmış, biri şehit, biri gazi. Belki de bu özelliğim duygulanımı mı daha da arttırıyor ister istemez. Hepimiz öyle... Kimin ailesinde ya da sülalesinde yok ki ya bir şehit ya bir gazi! Olmasaydı bu vatan "Yedi Düvel"in elinden kurtulabilir miydi? Bizler dedesiz ve ninesiz büyüdük ki bugünlere gelindi. Yüz binlerce şehit verdik ki, kan kırmızısı bayrağımız gururla dalgalanıyor. Böyle bir tarih var mı Allah Aşkına! Edirne Savunması gibi, açlıktan süpürge tohumu yiyecek ama esir düşmeyecek, ölümüne vatanını savunacak... Yemen'de atın gübresinden sindirilmemiş arpaları ayıklayıp kursağına lokma yapacak... Seyit Onbaşı gibi Ocean (Ovşın)'ı tek mermiyle hareketsiz bırakacak ve sulara gömecekte kendisine ödül olarak "-Ne istersin Onbaşı?" dendiğinde "-Bir tayın fazla", diyecek. Tayın dediği de bir çeyrek somun ile bir kap bulgur aşından ibaret. Üzüm hoşafı çıktımı bayram var o gün Birlik'te. (Üstelik Onbaşı, daha sonra arkadaşlarına haksızlık oluyor diye istediği bir tayını da geri çevirecektir). Bu Gazi'mizi Atatürk'ümüz ziyarete (Balıkesir-Havran) gider, köydekiler onun Çanakkale'de yaptığı kahramanlıkları duymamıştır bile ve o yönüyle tanımazlar. Çünkü herkese anlatıp böbürlenmemiştir... O çok mütevazı bir kahramandır aynı zamanda. Ata'nın huzuruna çıkmak için kıyafeti bile yoktur... Hamal urbalarının yerine Belediye Başkanı'nın emanet kıyafetleri giydirilir de öyle çıkar Ata'nın huzuruna...

Nene Hatun (Erzurum), Şerife Bacı (Kastamonu), Sütçü İmam (Kahramanmaraş) ve Gökçen Efe (İzmir-Ödemiş) ve "-Yapılan ve yapılması şart bir vatan borcu idi" diyen Balıkesir Kongreleri Başkanı Vehbi Bolak ve "-Tefahüre (övünme-övünç) vesile aramadık, vazifemizi yapmaya çalıştık" diyen Hasan Basri Beyler gibi... Böbürlenmek, etiket peşinde koşmak ne kelime, şan-şöhret aramak ne gezer... Görev Ortada; vatan borcu. Mustafa Kemal'in de dediği gibi: "Hadise vatansa eğer gerisi teferruattır".

Çanakkale, bir milletin ve bir liderin doğduğu yerdir. Esir yaşamak mı yoksa özgür ölmek mi tercihinin yapıldığı, kırmızıçizgilerin çizildiği ve düşmana "neresi vatan?" tanımının açıkça yapıldığı yerdir.

Hemen her Çanakkale'ye götürdüğüm Yerli Tur'umda (ziyaretimde) kendi insanımı gezdirirken gözyaşlarımı tutamam çünkü daha 17'sinde toprağa düşenlerin acısını ancak benim milletim anlar. Her nedense yabancı gruplarla gezerken de bu sefer kendimi onların önünde daha farklı hissederim, güçlü ve övünç dolu olarak… Sesim bu sefer ağlamaklı değil, daha gür ve keskin çıkar. Haklı davamızı ve şanlı tarihimizi bir başka halet-i ruhiye ile yani farklı bir duygulanımla aktarırım.
Çanakkale, ulusumuzun Sarıkamış ve Balkanlar'da yitirdiği moralini yeniden topladığı, uzun zamandır hasret kaldığı galibiyeti yeniden tattığı, Mustafa Kemal gibi bir lideri yarattığı ve bunların hepsiyle Mili Mücadele'ye giriştiği bir savaştır. Bu savaşta 'Hasta Adam', mort(ölü) olmamış, aksine taburcu olmuştur.

Boşuna mı, Japonlar kendilerine "nasıl bu kadar başarılı bir nesil yetiştiriyorsunuz" diye sorulduğunda onlar da "-Çocuklarımızı Hiroşima'ya götürüyoruz" diyorlar. Bize de "-Bunu sizde neden Çanakkale'de denemiyorsunuz?" diye sormuşlar. Ben hep bunu okul turlarımda bir şekilde dile getiriyordum şimdiye kadar ama şehitliklerin arasında ilerleyen bazı okul otobüslerinde kasetçalarlar da çalan Tarkan'la dans eden ve gazete kâğıdına sarılı biralarını yudumlayan gençlerle ve de maalesef bu rezalete -beleş tur- kaygısıyla göz yuman sözüm ona bazı öğretmenlerimizi gördükçe çabalarımın boşa olduğunu düşünmeye başlıyorum, daha fazla konuşmuyorum.

'Çanakkale Zaferi' bu kadar söze ve kısa yazıya tabi ki hiçbir şekilde sığmaz. Bu yazımı sadece Türklüğün haklı gururunun, 'Çanakkale Zaferi Yıldönümü'nde bir kez daha hatırlanması için kaleme aldım. Tarihi, asıl onlar yani aziz şehitlerimiz, gazilerimiz ve kısaca asil Türk milleti yazdı. Biz, yani torunlar ise sadece hatırladık. Onları anlatmaya benim sözlerim çok kifayetsiz kalır, asla ve asla yetmez. O yüzden sözü büyük Şair M.Akif'e bırakıyorum. Şu iki mısra bile insana kâfi geliyor:

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.

M.Akif Ersoy

Ruhları Şad Olsun... Saygıyla ve Minnetle Anıyoruz.


20 Mart 2008  19:38:19 - Okuma: (874)  Yazdır




İstatistik