Yazı

konuşmak susmanın kokusudur...
konuşmak susmanın kokusudur... 

Ümran Songun

konuşmak susmanın kokusudur...

 “Konuşmak susmanın kokusudur.
Ya sus git, ya konuş gel, ortalarda kalma.
Yalan korkaklığın tortusudur.
Dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma.”  
            Özdemir Asaf.
           
          “Konuşmak susmanın kokusudur.” Bu satırla tanıdım okurumu. “Özdemir Asaf okumak ayrıcalıktır.” dedi bana. Tüm kalbimle ona katılıyorum. Ve yazdığı yazısının köşemde yayınlanması için bir ricada bulundu. Yüreğinden akıp gelen duygularını bir saat kadar kısa bir sürede akıtıverdi parmaklarından. Öncelikle onu tüm kalbimle kutluyorum.
       
                         TÜRBAN MAĞDURU TÜRBANLILAR
             
        “ O kızın ismi Gülşen’di.O hiç inanmadığı,benimsemediği bir dünyanın esiri olmuştu.Üniversiteye başladığımın ikinci yılında gelmişti bulunduğum okula.Hemşerimdi,aynı sınıfta okumuştuk lisede ama bir kez olsun konuşamamıştık yüz yüze.Hep kaçardı benden,korkardı.Sanki büyük bir günah işleyeceğini düşünerek kaçar gibiydi.Onu bir tek okul açık olduğu zamanlarda görürdüm.Dışarı çıkmazdı,hiç erkek arkadaşı yoktu.Bütün dünyası kadınlarlaydı.Kapı komşum Fatma teyzenin üniversiteli hali gibiydi.Bir kaç hafta arayla babası gelirdi kontrole.Hep onunla dolaşırdı Siirt sokaklarında.Hayatında tanıdığı nadir erkeklerden biriydi babası amcası,dayısı ve abisi dışında.Sonra babası giderdi o yine dolaşırdı kendisi gibi sadece gözlerini ve ayakkabılarını gördüğüm kızlarla birlikte.Babası sıkı sıkı tembihlemişti yanındaki kızlara bir dakika bile yanınızdan ayırmayın diye.Onlarda gururlu bir abla edasıyla yanlarından ayırmazlardı onu.Kendi küçük kuyularında beraberce bakarlardı gökyüzüne.Onlar kuyunun içindeki kurbağalar bizler ise kuyunun dışındaki yılanlardık!Hep çıkmalarını beklerdik onları yemek için.Böyle anlatırlardı bizi oysa biz Hasan Hüseyin’in şiirlerinde anlattığı insanlardık
damda birlikte yatmışız
öküzü hoşça tutmuşuz
koyun değil şu dağlarda
san kendimizi gütmüşüz
hor baktık mı karıncaya
kırdık mı kanadını serçenin
vurduk mu karacanın yavrusunu
ya nasıl kıyarız insana
 
Nasıl kıyabilirdik ki onlara.
 
            Ve bir gün Gülşen’den bir haber geldi.Selam yollamıştı bana kız yurdundan tanıdığım biriyle.Kendisine iyi baksın unutmadım onu diye.Nasıl unutabilirdi ki en iyi arkadaşını.Unutmak öyle kolay mı en sevdiği çocukluk arkadaşını?O kadar yaşanmış olay silinebilir miydi bir çırpıda?Dünyanın en mutlu insanı oldum bende selam söyle dedim.Kendisine çok ama çok iyi baksın dedim.Selamımın yerine ulaştığını bizzat kendisinden duydum.Konuşmak için gelmişti yanıma.Ne diyeceğimi bilemedim ilk önce.Sonra açıldım.O da açıldı.Anlattı her şeyi bir bir.İstemiyorum böyle bir hayatı çıkmak istiyorum gitmek istiyorum dedi.Üzülme dedim.Bu günlerde geçecek mezun olduğunda kendi hayatını kuracak istediğin gibi yaşayacaksın dedim ve ayrıldım yanından.
 
            Çok değil birkaç ay sonraydı.Bahar yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlamıştı.Okul bahçesinde oturup insanları izliyordum.Hiç tanımadığım bir kız geldi yanıma selam dedi ve oturdu.Artık mecbur değilim kapanmaya dedi.İnsanlar beni böyle sevecek ve kabul edecek dedi.Şaşırdım.Çünkü yanımdaki Gülşen’di.Yasak gelince çıkarıp atmıştı türbanı.Ben böyle yaşamak istiyorum dedi…….
 
 
‘Yarına düşen bir sancımız vardı
Adını hatırlayamadık
   Kimliksizdi
       Sahipsizdi
 
‘Yarına düşen bir sancımız vardı
Güldü
Goncaydı
Sevgiliydi
Katil bir bahçıvana berdellendi
 
‘Yarına düşen bir sancımız vardı
Anaydı
Bacıydı
Kadındı
Çanlar çalındığında hatırlanan
Yarına düşen bir sancımız vardı
Adını hatırlayamadık
Bir türbanın altına sığındı
Ağıtlarını unuttu
Kaderine yön tuttu
 
‘Yarına düşen bir sancımız vardı
Adını hatırlayamadık
 
     Ve evlendi Gülşen.Kendi gibi aydınlık birisiyle.Bir erkek çocuğu olmuş ismimi vermişler ismine.
 
     Birazda Gülşen gibi insanları dinleyelim.Özgürlük kolay kazanılmaz.
 
     Kuyunun dibindeki kurbağalar,sanır ki gökyüzü kuyu ağzı kadar
 

Saygılarımla



18 Mart 2008  01:20:00 - Okuma: (1250)  Yazdır




İstatistik