Yazı

Bir Soysuzun Anıları
Bir Soysuzun Anıları 

Özcan Nevres

Sabah gazetesinde yayınlanan yazının başlığına önce bir göz atalım.

Kıbrıs'ta tarihe "Kanlı Noel" olarak geçen, Rumların 21 Aralık 1963'te
başlattığı silahlı saldırılarda, Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan'ın, (O tarihte yüzbaşı idi)
evinin banyo küvetinde eşi ve üç çocuğunun katledilmesiyle ilgili olarak ilk
görüntüler yayınlandı. Katliamın tanıklarından Savvas Şelis isimli eski bir Rum asker, "Temizlik operasyonu yaptık" dedi. Bir insanın ruhu insanlıktan değil de canavarlıktan, sadizmden nasibini almışsa eğer bu sözleri söyleyebilir. AB ile koşulsuz birleşme çabasında olanlara gelecekte bizleri nelerin beklediğini anlatan bir olaydır o tarihte yaşananlar.
Hadi gel de yazma o acı dolu günleri. Radyodan dinlerken o acı haberi içimiz nasıl da yanmıştı. İnsanlar umutsuz. İnsanlar öfkeli Radyodan yükselen bir ses su serpmişti yanan yüreklerimize. Türk uçakları Kıbrıs'taki Rum mevzilerine bomba yağdırıyor diyordu bu ses. Umutlar yeşermişti yüreğimizde dağ dağ. Bir çatlak ses geldi çok uzaklardan. O uçaklar da bombalar da NATO nun malı. KULLANAMAZSIN. Başbakan İsmet İnönü’nün yanıtı oldukça sertti. Bu dünya yıkılır. Yeni kurulan dünyada Türkiye yerini alır. Amerikan uşağı
siyasetçiler vardı ne yazık. Türkiye'nin haklılığını Amerika'ya anlatmaya giden Başbakan İsmet İnönü'yü görüşmeye fırsatı olmadan deviriverdiler. Artık Kıbrıslı soydaşlarımız için yapabileceğimiz hiçbir şey kalmamıştı. Birkaç kez de savaş gemilerimiz Kıbrıs karasularına doğru açılmış olsa da Umutlarımız hep suya düşmüştü. Yüreklerimizdeki yangını söndürmek için kıramadık çaresizliklerin kapılarını bir bir. Yüreğimizde taşıdık bu ateşi tam on bir yıl.
20 Temmuz 1974 günü sabahı Hasan Mutlucan’ın söylediği türküler ve marşlarla uyanmıştık. Arada sunucu Türk ordusunun Kıbrıs’a başarılı bir çıkarma yaptığını, hedeflenen noktalara hızla ilerlediğini duyuruyordu. Uçaklarımızın Lefkoşa üzerine attığı mankenleri gerçek zanneden Yunan ve Rum askerleri çok önceden hazırlamış oldukları makineli tüfek yuvalarından mankenlere yoğun ateşe başladılar. Uçaklarımız bu sayede o melanet yuvalarını tespit ederek tümünü çok kısa bir zamanda susturmayı başardılar.
Konu gündeme taşınmışken yine anılarama dönmek istiyorum. On sekiz temmuz günü gazetelerde Türk Ve Yunan askeri gücü kıyaslanıyordu. Bu kıyaslamaya göre Türkiye’nin elinde üç çıkarma gemisi üç de denizaltısı vardı. Lehimize olan asker ve uçak sayısı idi. O gün kayınpederimin Marmara’yı gören balkonunda oturuyordum. Ufukta bir denizaltı gemisi göründü. Hızla Çanakkale boğazına doğru ilerliyordu. Görüntü netleştiğinde peşinde başka denizaltıları olduğunu gördüm. Bir saat kadar bir zaman içinde görüş alanımızdan tam on bir denizaltı geçmişti. Aklıma gelen NATO silahları olmuştu. Demek ki ordumuzun elinde NATO silahlarının çok daha fazlası vardı. Gönlümde büyük bir umut ışığı yanmıştı. Türk ordusu Kıbrıs’ta yok edilmek istenilen soydaşlarımızın imdadına yetişecekti.
Ertesi gün Muğla’ya gitmek için yola çıktığımda Çanakkale yolu ile gitmeyi yeğlemiştim. Trakya bomboştu. En küçük bir savaş hazırlığı belirtisi yoktu. Ta ki bir yerde ihtiyaç için duruncaya kadar. Durmamla çalılıklar arasından iki tam teçhizatlı asker çıktı ve o ünlü sözü söyledi. Yasak. Arabama binip yola devam ederken askerlerimin ellerindeki silahlara kafam takılmıştı. Eğer savaşacaksak bu silahlarla mı savaşacaktık? Eğer öyle ise düşmanımızın ateş gücü bizden çok fazla olacaktı. Karamsar düşüncelerle Çanakkale’ye vardım. Gemi ile karşıya geçtiğimde gönüllüler farlarımıza takmamız için mavi jelâtin dağıtıyorlardı. Herkeste heyecan son haddindeydi. Jelâtini farlarıma takarak yola devam ettim. Yol boyu askeri konvoylar peş peşe güneye doğru gidiyorlardı. Edremit’te lokantada akşam yemeğimi yerken gecenin karanlığı basmıştı. Güneye doğru giden konvoylar geriye dönüyorlardı. Bu her zaman Türklerin oynadıkları bir savaş aldatmacasıydı. Belli ki Yunanlılar aldatılmak isteniyordu.
Gece yarısı Muğla’ya vardığımda ilk işim televizyonu açmak olmuştu. Cem Karaca ünlü Namus Belası şarkısını söylüyordu. Şarkı tekrar tekrar ekrana geliyordu. Saat sabahın dördünde televizyon yayını programımız burada sona ermiştir sözleriyle kapandığında umutlarını yitirmiş bir insan olarak yatağıma uzanmıştım. Yol yorgunluğu yüzünden de hemen uyumuştum. Sabah marş sesleri ile uyandığımda umutsuzluğumun boşuna olduğunu anlamış ve sevinçten adeta deliye dönmüştüm. Büyük kahraman Bülent Ecevit bize bu mutlu zaferi kazandırdığın için binlerce teşekkür sana. Ruhun şad olsun.
Özcan Nevres

22 Nisan 2007  22:54:17 - Okuma: (929)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik