Yazı

Çeşitleme I
Çeşitleme I 

Ahmet Mocan

Bu bir (öz)eleştiridir...

Bu bir (öz)eleştiridir…
I
 İlkokula başladığımız andan itibaren bir yarış içine sokar bizi ailemiz, öğretmenlerimiz, çevremiz, hadi en masum adıyla koşullar diyelim… Daha birinci sınıfta sürekli bir koşuşturma içine gireriz…
 Birçoğumuz gibi ben de geçtim bu süreçten. 2004 yılına geldiğimizde bize, “Sizi bir eleğe koyup eleyeceğiz…” dediler. Hem de öyle bir elek ki tellerinin arası sımsıkı, küçücük; deliklerinden geçip aşağıya düşmek hem şans hem başarı… Sonra devam ettiler, “Bu eleğin deliklerinden geçmeyi başaranlar, aşağıdaki kutulara düşecek ve o kutunun şeklini alıp çıkacaklar…”
 Ben de geçtim bu elekten, başarı, biraz da şansla… Düştüğüm kutu da “öğretmenlik” kutusu… Hem de kendi dilimin öğretmenliği… Gerçi kutulardan çoğu öğretmenlikti; ama yine de belli olmazdı…
II
-‘Dördüncü sınıf’ anılar-
I. Dönem
 “Sizi öğretmen yapacağız, o yüzden dilbilgisine ihtiyacınız var.” diyerek, “Ses Bilgisi”ni anlatmaya başladılar. Meğer bizim yıllardır öğrendiğimiz kaynaştırma harfi, saçma sapan bir şeymiş. Hatta kaynaştırma harfini kısaltıp “kh” demek, dersten kalmak için yeterliymiş. “Dolaylı tümleç” takma adıyla bizi yıllarca kandıran cümle öğesinin gerçek adı, “yer tamlayıcısı”ymış. Onun maskesini düşürdük böylece…
 “Öğretmenler ‘Yazılı Anlatım’ı becerebilmelidir.” dediler. Kendimizi “sandalyeyle ilgili bir deneme”, “anne sıcaklığıyla kalorifer sıcaklığını karşılaştıran bir kompozisyon” yazarken bulduk. (Aslında benim bundan pek şikâyetim olmadı.)
 “Adı gayet afili olan ‘Edebiyat Bilgi ve Teorileri’ne geçelim.” dediler. Hocamızın derse gelmesi bayağı uzun sürüyordu. Yine de bize birkaç akım, bir iki de beyit yadigâr kaldı hocamızdan. Sonra da “Benden bu kadar!” deyip emekli oldu zaten.
 “Türkçe öğretmeni ‘Osmanlıca’ okuyabilmelidir.” diyenlere sonuna kadar katılıyorum. Bence de okuyabilmeli, yazabilmeli; gelin görün ki şu anda bunu becerebilenler bir elin parmaklarını geçmez.
 “Yan dalınız Sosyal Bilgilerse, ‘Coğrafyaya Gir(iş)’mek lazım.” diyerek bizi mecbur ettiler. İlk gün bir azar yedik, sınava da soruları ezberleyerek girdiğimizden bildiğimiz coğrafya bilgileri de aklımızda uçup gitti.
 “Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi” zorunlu dersimizdi. Biz de derslere nöbetleşe giderek hocamıza “tam” göründük. Hatta o kadar nöbetleşe gittik ki on beş kişiyken bile “tam”dık.
 Mademki öğretmen olacağız, yavaş yavaş “Öğretmenlik Mesleğine Gir(iş)”mek iyi olur diyorduk ki hocamızla tanıştık. Kendi adıma şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, o dersle giremedim öğretmenliğe…        
 “Size genel kültür olsun, bir de ‘Yabancı Dil(İngilizce)’ verelim!” dediler. Ben dersten muaf olmayı unutunca mecburen aldım dersi. Hocamızın “Gelip gelmemeniz sizin bileceğiniz iş!” dediğini duyunca gitme zahmetinde bulunmadım tabiî…
 
II. Dönem
 Bize “Osmanlıca okumaya devam etmelisiniz.” dedikleri için, ısrara dayanamayarak “Osmanlıca II” aldık. Sonuç yine hüsran oldu…
 “Artık ‘Okul Deneyimi’ne sahip olmanız gerekiyor.” diyenlerin zoruyla staj okullarımıza gittik. Daha sonra fakülteye gelip hocamızla dertleştik derslerde…
 Dünyadaki ülkelerin yerlerini, özelliklerini “Ülkeler Coğrafyası”nda öğrenmeye çalıştık. “İddaa” oynayanların işi, şehir isimlerini bilmek konusunda(şehirlerin takımları olduğu için) oynamayanlara göre daha kolaydı.(Şuursuz Kadir’e selam olsun…)
 “Uygarlık Tarihi”yle birlikte, tarih içinde kendimizi kaybettik. Orta Amerika’dan Mezopotamya’ya, Çin’den Hititlere, ilk insanlardan Hint Uygarlığı’na, teknoloji tarihinden Eski Yunan Uygarlığı’na kadar karış karış gezdik dünya tarihini. Bir dönemde ne kadar olursa tabiî…
Devam edecek…
Ahmet Mocan


7 Mart 2008  00:05:40 - Okuma: (682)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik