Yazı

Türbanı, önce savunan erkekler taksın
Türbanı, önce savunan erkekler taksın 

Asil S. Tunçer

Atatürk’ün kurduğu bu ulus devlette bir kılık-kıyafet devrimi gerçekleştirildi.

Halkın değil ama devletin laik olmasıyla toplum içinde serbestçe giydiğimiz her kıyafeti devlet daireleriyle devletin eğitim kurumları ve öğretim kuruluşlarında giyememe kuralı, hukuku getirildi çünkü tevhit-i tedrisat ile birleştirilen eğitim ve öğretim ile bu şarttı. Aksi takdirde her dine ve inanca mensup her birey kendine özgü kılık-kıyafet ile okullara girmek isteyecek, kendi dogmalarını bilim ve teknoloji öğretilen, tartışılan ve uygulanan bir kurumda dayatma içerisine girebilecekti. Yoksa herkesi eşitleyen ve her düşünceyi ortak noktada yalın ve tarafsız birleştiren bu sistem yürümez çökerdi. Bunu önleyen Atatürk’e karşı gelişen gerici ve yobaz zihniyet Derviş Mehmet ile Menemen’de hortlamış, onların torunları ve Merve Kavakçı ile Meclis’te patlamıştır.
 
Aslında geçmişi Sümer tapınaklarına değin uzanan türbanın ilk atası sayılabilecek benzer tarzda örtünmeyi daha yakın tarihte Filistin-İsrail topraklarında rastlıyoruz. Eskiden Yahudi tapınaklarına giden kadınların örtünme stilinden günümüze aktarılan bu gelenek zamanla Ortadoğu ve Eski Ahit’ten birçok esinleme yapan İslamiyet’e de bir şekilde giriş yapmış, bugünlere gelmiştir. Baktığınızda bugün Musevilik ve Hıristiyanlığın tüm koyu inananlara mensup kişilerinde münzevi yaşamı tercih etmiş rahibe ve diğer görevlilerinde yakın örtünme biçimleri görürüz.
 
Ülkemizde ise daha çok taktığı başörtüsü stiliyle Türkiye’de “sıkma baş” olarak tabir edilen türban modasını ilk başlatan kişi ise yazar Şule Yüksel Şenler’dir. 1965'te 32 yaşındayken görüntüsüyle düşüncelerinin uymadığını düşünerek tesettüre girmiştir. 70 yaşına geldiğindeyse, bir röportajında türban konusunda Oscar ödüllü sinema oyuncusu Audrey Hepburn’den esinlendiğini açıklamış ve bunun için bir “örtü” tasarlamış, bunu “Roma Tatili” ve “Tiffany’de Kahvaltı” filmleriyle adını sinema tarihine yazdıran Audrey Hepburn’ün ön kâküllerini açıkta bırakan saçını örttüğü şeklini çok beğenip İslami çizgilere uyarlamıştır. İşte Şenler, bu stille şimdiki “türban” modelinin ilk yaratıcısı olmuştur. Özellikle üniversitelileri çok etkileyen Şenler’in bu tarzı zamanla “Şule-baş(ı)” olarak ta anılmaya başlanmıştır. O günden sonra da başta Vakko, Pierre Cardin olmak üzere birçok önemli marka özellikle bu kesimin varlıklı takımına “türban” üretmeye başlamıştır. Taşrada ve fakir fukara tabaka daha geriden gelmiş, yerine göre kendilerine köy-kent stillerini yaratmışlardır.
 
Özellikle Milli Görüş ve Fettullahçı Cemaatlerde oldukça rağbet gören ve her geçen gün birbirlerinden etkilenerek Şenler öncesi haliyle dinine ve inancına bağlı insanlarımız arasında da yaygınlaşmaya devam eden bu tarz yani türban, çoğu İslami devlet yapısıyla ve hatta peygamber soyundan gelen sülalelerle yönetilen ülkelerde görülmemekte, has Türkiye’ye özgü İslami anlayış ve inanç biçimine bürünmektedir. Bunu bilmeyen insanlarımız da ne yazık ki Türban denilen anti-laik ve Atatürkçü-karşı görüşü simgeler örtünme biçimini gerçekten İslami bir gereklilik ve inananların giyim tarzıymış gibi algılamaktadırlar.    
 
Şimdi bana söyler misiniz, lütfen! Türkiye’de 1965’ten önceki Müslümanlar Müslüman değildi de şimdi ya da bundan sonra mı Müslüman? Bugünkü halinin aslı Yahudilikten gelen ve 1965’te bir gazeteci hanımın hayal edip yorumlayarak yeniden yarattığı bu örtünme şekli, yani türban, nasıl oluyor da bunu takanların ve taktıranların tabiriyle 'Allah’ın emri' olabiliyor?
 
Sorarım size…


6 Mart 2008  00:19:38 - Okuma: (762)  Yazdır




İstatistik