Yazı

Karayılan Dizisini İzlerken
Karayılan Dizisini İzlerken 

Özcan Nevres

Savaş arzulanacak bir olgu değil. Savaş açlıktır, yokluktur.

Her şeyden önemlisi ölümdür. Ama konu vatan olunca gerektiğinde bir değil bin defa ölünür. Destansal Kurtuluş Savaşımızda nice şehitler verdik. Çanakkale’de de. Daha kırk günlük iken babasını kaybeden annem hiçbir zaman babasız kalmış olmasına yüksünmedi. Dahası bir şehit kızı olmaktan her zaman gurur duydu. Dedem doksan yaşındaydı Kıbrıs’ta Türk’ler katledilirken. Götürün beni askerlik şubesine. Kıbrıs’ta savaşmak için gönüllü yazılacağım derdi. Dede senin gözlerin görmüyor. Nasıl savaşacaksın Rum’la dediğimizde olsun derdi. Belki karamboldan iki Rum askerini öldürürüm. On iki yıl cepheden cepheye koşmuş, defalarca gazi olmuş bir savaş kahramanının sözleriydi bunlar. Neyse ki Kıbrıs zaferini görmenin mutluluğuyla yaşama veda etmişti. O Kıbrıslı Türk’lerin yaşadıklarını Girit’te yaşamıştı. O nedenle Rum’lara karşı yontulmamış bir kini vardı. Ömrü terk etmek zorunda kaldığı geniş arazilerinin özlemiyle geçip gitmişti. İçindeki umut hiçbir zaman sönmemişti. Bir gün gelecek Türk ordusu Girit’i mutlaka geri alacak derdi. Bu özlemle ömrü tükendi gitti.
Televizyonlarda Bülent Ersoy beyefendiyi, pardon hanımefendiyi izliyorum. Benim çocuğum olmuyor. Olsaydı askere göndermezdim. Hiçbir şekilde hiçbir nedenle onun ölmesini istemem diyor. Mert kadınmış Ebru Gündeş bacımız. Bülent Ersoy’u çocuğum olsaydı vatanım için seve seve askere gönderirim diyor. Bu sözleri nedeniyle Ebru hanımı yürekten kutluyorum.
İyi bir sinema izleyicisi değildim. Baştan sona kadar izlediğim filmlerin sayısı belki de onu geçmez. Bu izlediğim filmler içinde biri var ki belleğimden hiç silinmedi. Filmin adı Doyulmayan Aşk idi. Meksika filmiydi. Filmin konusu muhteşemdi. Bir albay rejime karşı isyan eder ve hükümete karşı darbe teşebbüsünde bulunur. Ama başaramaz. Darbeyi önleyen sınıf arkadaşıdır. Albay hakkında idam kararı verilir. Darbeyi bastıran general arkadaşının idamını önlemek için harekete geçer. Olumlu bir karar çıkarır. Albay yaptığı için özür dilerse idam edilmeyecek. General cezaevine gider ve durumu albaya anlatır. Albay yaptığımdan pişman değilim. Kimseye özür borcum yok der. Bu ara konu ile ilgilenen gazeteci kız albaya âşık olur. O da albayı idamdan kurtarmak için girişimlerde bulunur. General ile gazeteci albayın annesine giderler ve oğlunun affı için oğlunu ikna etmesini rica ederler. Yaşlı kadın gelin benimle der ve konuklarını başka bir odaya götürür. Odanın duvarlarında dört portre vardır. Şu portrelere bakın der. Bu eşimdi. Meksika’nın kurtuluşu savaşında can vermişti. Bu da büyük oğlum. O da ülkesi için can vermişti. Bu da ikinci oğlum. O da ülkesi için can vermişti. Bu son gördüğünüz de yarın idam edilecek oğlum. Ben onlarla guru duyuyorum. Vatanım için her şeyim, canımla birlikte feda olsun der.
Yapılacak başka bir şey kalmamıştır. Gazeteci kız son bir umutla albayı kurtarmak için verdiği mücadeleyi de kaybetmiştir. İdamın uygulanacağı yerde çaresizlik içinde infaz anını beklemektedir. İdam mangası görevini yerine getirdiğinde gazeteci kız güvenlik timlerini aşarak albayın naşı üzerine kapanır ve hıçkıra hıçkıra ağlar. Film adını bu sahneden almıştır.
Böyle vatansever bir annenin karşısında kim duygulanmaz? Bunu bazı insanların öğrenmeleri gerekir. Vatan eğer uğrunda ölünüyorsa vatandır. Ne demek çocuğumu askere göndermeyeceğim demek. Bunu söyleyenler esaretin ne olduğunu biliyorlar mı? Doğu Anadolu’da Ermenilerin, Girit’te, Ege’de ve Kıbrıs’ta Rumların yaptıkları katliamları unutmak mümkün mü? Eğer çocuklarımız askere gitmezse vatanımızı kim savunacak? Savunulmayan vatan vatan olur mu? İşgal altında kalmış ülkelerin insanları işgalin ne olduğunu çok iyi bilirler. Yugoslavya’nın dağılışıyla çıkan iç savaşlarda kaybeden tarafların uğradıkları zulümlere kulaklarımızı tıkayabilir miyiz? O öldürülen savunmasız insanlar, yaşlılar ve çocuklar. Genç yaşlı ayırımı yapılmadan ırzına geçilen kadınlar kızlar unutulur mu?
Ordumuz yalnızca vatanımızı değil, ırzımızı ve namusumuzu da korur. Göz bebeğimizdir. Benim ırzımdan kime ne diyen varsa çocuğunu askere göndermesin. Şunu unutmasınlar. Zıvanadan çıkmış bir işgalcinin keyif için açtığı ateşle de ölmek vardır. Hem de en onursuz bir şekilde.
Özcan Nevres   


3 Mart 2008  18:44:31 - Okuma: (527)  Yazdır




İstatistik