Yazı

Yabancı dilde yapılan bilinçsiz eğitimin zararları–2
Yabancı dilde yapılan bilinçsiz eğitimin zararları–2 

Asil S. Tunçer

Not: Bu yazının 1.Bölümü 15 Mayıs 2007 tarihinde bu portalde hâlihazırda yayınlanmıştır. Yazı tekrarına neden olmamak için söz konusu ilk yazıyı Link olarak veriyorum. Görmek için lütfen tıklayınız. http://www.efestenhaberler.com/index.asp?gorev=yazidetay&id=531

Bu noktada yabancı bir dille eğitim yapmanın sakıncaları şu şekilde özetlenebilir:
a) Sömürge­ci ülkenin dilinde yazmak, okumak, düşünmek ve konuşmak sömürülen ülke aydınlarının kendi ülkesine yabancılaşması ve kendi gerçeklerinden uzaklaşması, 
b) Sömürgeci ülke ile çok yakın işbir­liği ve çıkar ilişkisi içerisinde olan ege­men çevrelerin var olan toplumsal, kültürel, ekonomik ve siyasal kontrolünü kolaylıkla sürdürmelerine daha elverişli bir ortamı hazırlaması, 
c) Ders kitaplarının yazımı, basımı ve dağıtımı gibi uzun vadede söz konusu ülkenin elinde olması gereken ulusal sektörlerin yabancılara kaptırılarak, farklı boyutta bir yeni sömürülme sahasının yaratılması,
ç) Kavramların ve bilimsel terminolo­jinin; sömüren ülkenin dili ile yapılan eğitim-öğretimde getirdiği zorlukla mücadele edip çözüm üretme yerine kısa vade de işin kolayına kaçıp direkt o dilde eğitim vererek, dili, kültürü ve dolayısıyla yukarıda saydığımız diğer etmenleri sömürgeci ülkenin hizmetine sokması,
d) Sömürülen ülkenin ana-dilinin bu şekilde bilimden uzaklaştırılıp, zaman içinde kullanılmaz, çağ dışı bulunarak sömür­geci ülkenin dili tarafından istila edilmesine fırsat tanınması,
e) Bu yüzden günümüzde Türkçe konuşurken neredeyse adeta Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce karışımı bir dilin konuşuluyor olunması,
e) En kötüsü tüm bu olumsuzluk­ların sömürülen ülke insanında ruhsal bir bağımlılık (psychological dependency), aşağılık kompleksi ve geri kalmışlık kısır döngüsünü oluşturması,
f) Sonuçta her şeyi en iyi yapan ve bilenlerin, doğrucu ve üstün insanların yalnız Batılılar olduklarına, kısacası Amerikalıların, İngilizlerin, Fransızların ve Almanların bizlerin efendileri, patronları olduklarına inanma boyutuna gelinmesi izlemektedir. Ana dil yerine yabancı dilde eğitim, toplumda bir kırılma noktası yaratarak, bizi biz yapan özelliklerimizin yitirilmesi, sosyal ve kültürel dayanaklarımızın çatlatılması gibi birçok sakat işlevi üstlenmektedir.
 
Buraya kadar bağımlılık, sömürgecilik ve gelişmişlik-az gelişmişlik ilişkilerine sömürgecilik yani emperyalist ülkelerin izlediği politikalar ve bu politikaların sürekli kılınması için bilinçli, planlı ve programlı çabaları ele aldık. Olayın bir diğer boyutu da hiç şüphesiz çevre ülke konumundaki üçüncü dünya ülkelerinin yaşadığı ekonomik geriliğin ve kötü iktisadi politikaların yol açtığı dış borç açmazları, üç haneli hiper-enflasyo­nlar, siyasal kirlenmeler ve hükümetlerin bulaştığı yolsuzluklar, sosyo-ekonomik çökmüşlükle tarikatlara sığınan topluluklar, güven bunalımı içinde ortaya çıkan ve rejime karşı boy gösteren terör olayları. Ardından gelsin askeri darbeler, siyasi krizler ve yeni ekonomik çöküntülerle enflasyon kıskacında birbirini izleyen dış borçlanma. Ve daha da genişleyen dış ticaret açığıyla daha fazla bağımlılık ve buyur edilen yabancı sermaye, getirdiği işsizlik ve sosyal bunalımlar. 
 
İşte bu azgelişmişlik kısır döngüsünün zincirlerini kırmayı bir yana, bu kısırdöngünün sosyal bilimciler tarafın­dan üzerinde çalışılmasına, halka anlatılma­sına bile olanak tanımayan kültürel bağımlılık ve yabancı hayranlığı ile karşımıza çıkan sömürgeci-aydın işbirliği. Buna karşı duran ama sesini bile duyuramayan çünkü o yönde beslenen medyanın fırsat tanımazlığıyla eriyip yok olmaya mahkûm bir-kaç duyarlı yurtseverin sıska ve cılız sesi.
 
Eğitimsel bağımlılık merkez ve çevre ülkeler arasındaki eşitsizliğe dayalı ola­rak ortaya çıkan ve planlı, programlı ve kasıtlı olarak sürdürülen yeni sömürge­cilik anlayışının öğelerinden sadece biri­si. Gelişmiş hiçbir ülkede eğitim-öğre­tim anadilin dışında başka bir dilde yapılmaz. Eğitim-öğretimini başka bir ulu­sun dilinde yapan ülke sömürgedir, ya da sömürge adayıdır. Kamu­oyunda oluşmuş olan bu havadan sonra, sadece orta öğretim düzeyinde değil yüksek öğretim düzeyinde de yabancı dil ile eğitimin konusu enine boyuna tartışmalıdır. Yabancı dil öğrendiğini sanan ve eğitim-öğretimini kendi anadilinde yapmayan kuşaklar ancak ve an­cak yukarıda sözünü ettiğim azgelişmişlik kısır döngüsünün zincirlerindeki esaret halkalarını oluşturur. Ne kendi anadiline hâkim olabilir, ne de yabancı dilini tam olarak öğrenebilir. Yani kendi ülkesine ve toplumuna yabancı, yarı İngilizce ve yarı Fransızca konuşup ta Türkçe konuştuğunu sanan (sözde) aydın ama aslında toplumunu karanlığa boğmaya namzet bir elit tipinin türemesinin başka ne gibi bir açıklaması olabilir?
 
Eski Mısır’da her öğrenci okullarda çok iyi coğrafya ve matematik öğrenmek zorundaydı; eğer öğrenmezse öldükten sonra onun 42 şeytan tarafından sorgulanacağına inanılır ve Mısırlılar bundan çok korkuyorlardı. Bilindiği gibi Mısır zamanının en yüksek uygarlığıydı ve coğrafik olarak Mısır 42 bölgeden (coğrafya dersi) oluşuyordu. Bu arazilerin sulanması Nil’in kabarmasına yani med-cezirin ne zaman olacağının iyi hesaplanmasına bağlıydı (matematik dersi). Bugün Türkiye’de bir öğrenci okuduğu derslerden memleketini, tarihini ve sosyo-kültürel gerçeklerini ne kadar öğrenebiliyor? Hani Sosyal Bilgiler dersi, nerde? “Tarkan’ın mı yoksa Kenan Doğulu’nun mu sesi daha güzeldir?” ile biz öğrenci eğitiyoruz (bkz; İlköğretim Sosyal Bilgiler Ders Kitabı 6, s.12). “UEFA Şampiyonlar Ligi” ve “2005 Yılı Avrupa Şampiyonlar Ligi...” falan filan... (a.g.e.,s.11). Ders ders değil sanki Tele-Vole.
 
Bunun adı ‘milli eğitim’ değil olsa olsa ‘zilli eğitim’ olur. ‘Zilli Eğitim’ mezunu insanlar olan bizler de daha çok ‘noel’, ‘sevgililer günü’ ve hatta ‘cadılar bayramı’ kutlarız. Sonra haritada Türkiye’nin yerini bulamayız. İngilizceyi ana dilimiz sanıp, olmadık kelimeler kullanıp, acayip cümleler kurarız. Nasıl mı?
Şef’in ofiste sieata yaparken realize oldum. Pek trendim olmasa da sonradan Prof’um da okeyleyince “yes” dedim. Operasyonda hadiseyi tüm detaylarıyla evvela bir çek etmek için tüm cemaat bir konsesüse vardık. Bilakis zatıâlinizi pekâlâ enterese etmeyen bir sübje üzerinde fokuslandım. Zira çok objektif olmalıydım; cool takılmalıydım… Zira mevzuu beni kolayca hinterlandına alır, asimile edebilirdi; brain-drain olabilirdim. Mevzu bahis her türlü atraksiyona handikap teşkil eden bütün primitif faktörleri kontrol ederek dejenere olmuş reaksiyonları elimine, stabilize haldekileri de tolere ettim. Mekanizma normale döndü ben de “bay bay” deyip çalışma timime “Alo” dedim.
İşte böyle; kötü değil mi?
KAYNAKÇA:
AYBARS, Ergün. Atatürk ve Modernleşme, Ercan Kitabevi, İzmir, 2003, s.259–271.
DUMAN, Ahmet. Bilim ve Ütopya, “Yabancı Dilde Eğitim ve Ülkeye Yabancılaşma”, Haziran 1997, s.26.
SUNAR, Orhan. Türkiye’de Sosyal Politika, 1923–1973, İstiklal Matbaası., İzm, 1973, s.29–46.

28 Şubat 2008  00:25:54 - Okuma: (942)  Yazdır




İstatistik