Yazı

Edebiyat Âleminden IV
Edebiyat Âleminden IV 

Ahmet Mocan

36. Yahya Kemal şişman olduğu için bir yokuşu tırmanırken yorulur ve tam lokantanın önünde dinlenmek üzere durur. Garson içerden çıkarak:

— Buyurun beyim, ne alırsınız? diye sorar.
Yahya Kemal tebessüm ederek:
— Evladım biraz nefes alacağım, der.
37. Neyzen Tevfik’e:
— Kadınlar hakkında ne düşünüyorsunuz? diye sorarlar.
O da şöyle der:
— Kadın gazeteye, gazete kadına benzer. Ağzına kadar lakırdı doludur. Her söylediğine inanılmaz. Vitrine ehemmiyet verir; kılı kırk yarar, pireyi deve yapar. Günü geçmişleri beş para etmez, eteği tutuşunca derhal parlar, ele avuca sığmaz vs…
38. Damat İbrahim Paşa bir gün Nedim’e:
— Dünyanın en büyük cihangiri kimdir? diye sorar.
Nedim şöyle der:
— En çok gönüller feth eden(fâtih-i kulûb) kimse, en büyük cihangir işte odur paşam.
39. Bir mecliste söz sırasında Hallâc-ı Mansur’un “Ene’l- Hak”(ben Hakkım) demesi üzerine konuşulur. Orada bulunanlardan birisi:
— Hiç Ene’l- Hak denir mi! şeklinde tepkisini dile getirir.
Bunun üzerine Hoca Neşet çıkışır:
Ya ne desin, ene’l-bâtıl mı desin?
40. Ahmed Haşim, bir lokantada yemek yedikten sonra çıkarken, lokanta sahibini yanına çağırır ve:
— Lokantanızın üstün temizliğini tebrik ederim! der. 
Lokanta sahibi:
— Teşekkür ederim beyefendi, ama bunu nereden anladınız?
Ahmed Haşim:
—Nereden anlayacağım, bütün yemekler istisnasız sabun kokuyordu, der.
41. Ercüment Ekrem Talû, bir lokantaya gider ve önce çorba ister. Çorbayı getiren garsona:
— Ben bu çorbayı yiyemem! der. 
Garson başka bir çorba getirir, yine aynı şekilde:
— Ben bu çorbayı yiyemem! der.
Bunun üzerine lokanta sahibi masaya yaklaşır ve:
— Beyim, affedersiniz. Çorbalarımız çok güzeldir. Bir kaşık alsanız, mutlaka beğeneceksiniz, der.
Ercüment Ekrem:
— Belki güzeldir, ama ben yiyemem.
— Niçin?
— Çünkü kaşığım yok!
42. Talat Paşa bir gün Neyzen Tavfik’e memuriyet almasını teklif eder. Neyzen, paşaya sorar:
— Memur olursam sonunda ne olacağım?
Paşa, memurluk makamlarının tamamını sayınca Neyzen:
— Peki sonra?
— Sonra hiç!
 —Ben şimdi zaten hiçim!..
43. Divan şairlerinden Osman Sulhi, her gittiği yerde bir güzele gönlünü kaptırır. Her biri için de ayrı ayrı gazeller yazar. Bir defasında da Şam’da Benli Esma diye şöhret bulmuş bir güzele gönlünü kaptırır.
Onun için de bir gazel yazınca, Benli Esma sinirlenir ve Osman Sulhi’yi yakaladığı yerde başlar konuşmaya:  
— Bana bak! Duyduğuma göre her şehirde bir güzelin, her güzele bir gazelin varmış. Ben onlardan değilim. Elden ele dolaşan bardaklardan su içmem.
Şair cevap verir:
— Sultanım, ben şimdiye kadar her güzelde senin bir tarafını(saçını, yüzünü, kaşını, gözünü) görüp sevmiştim. Ama seni görünce dağılmış gönlüm toplandı. Ne olur! Beni bir daha dağıtma…
44. Şair Fıtnat Hanım, çok güzel, sakalı bile çıkmamış bakkal çırağına aşık olur. Bu sebeple sık sık bakkala, delikanlıyı görmeye gider.
Bunu duyanlar delikanlıya, Fıtnat Hanım gelip sana dikkatle baktığı zaman:
“Çok bakma güzel ateş-i hüsnümle yanarsın” de diye tembihte bulunurlar.
Fıtnat Hanım gelip bakınca delikanlı kendisine öğretilen mısrayı söyler.   
Fıtnat Hanım, şu mısrayla anında karşılık verir: “Hattın çıkacak sen de beni mumla ararsın!..”
[ateş-i hüsnümle: güzelliğimin ateşiyle, hattın: sakalın]
45. Şair Eşref’ten, bilgisi noksan bir doktor hakkında fikrini sorarlar. O da şu dörtlükle cevap verir:
“Gitse bir hastaya doktor Şâkir
Kurtulur âni, o saatte âlîl
Çıkmadan doktor efendi kapıdan
Bacadan çünkü girer Azrâil!..”
[âlîl: hasta]
Ahmet Mocan
 
[“Edebiyat Âleminden…” başlıklı serideki anekdotlar, Cevdet Söztutan’ın Bir Deste Nükte adlı kitabından alınmıştır!]


22 Şubat 2008  00:02:41 - Okuma: (889)  Yazdır




İstatistik