Yazı

Gökçen Efe–4
Gökçen Efe–4 

Asil S. Tunçer

Gökçen Hüseyin Efe, Kurtuluş Savaşı öncesinde gösterdiği kahramanlıklar ve destansı kişiliğiyle çok nazıma konu olmuştur:

Yeter Gökçen Yeter, eğlendin gayri,
Göğsünü germenin sırası geldi,
Yükünü yükledin taylandın gayri,
Bu yola girmenin sırası geldi.
 
Gönlümüz genişler kavga olunca,
Bağrımız açıktır demire, tunca,
Kara bahtımızı boylu boyunca,
Toprağa sermenin sırası geldi.
 
Sen ki, muradına bur da ermiştin,
Çiçekli dağlardan sevgi dermiştin,
Bu yurda bir zaman gönül vermiştin,
Şimdi can vermenin sırası geldi.
 
Gökçenim, sazımda kırıldı telim,
Bir nazlı pınardım, bulandı selim,
Gümüşlü mavzere uzandı elim,
Bir boy göstermenin sırası geldi”.
 
Yunanlılar Fata köyünü göz hapsine almıştı. Halkın ayaklanmasından korkulduğu için Yunan askerleri diken üstünde eli tetikte tedirgindi. Çırpa’nın Kahvesi’nin önünde elinde silahı ile kara yağız bir köy delikanlısı oturuyordu. Yüzü sapsarıydı. Günlerdir köyde elini hiçbir işe vurmadan deli deli dolaşıyordu. Kahveci çırağının getirdiği kahveyi yudumlarken gözü kaldırımın ötesindeki mavi beyaz elbiseleri içinden devriye gezen Yunan askerlerindeydi. Günlerdir yiyip, içmiyor, uyku durak bilmeden sinirleri şaha kalkmıştı. Nasıl harekete geçmeliydi diye düşünüyordu. Bu, kafasından günlerdir atamadığı bir fikirdi. Adeta büyük, kalın bir çivi beyninin ortasına saplanmış gibiydi. Kahvede oturan yaşlılara göz ucuyla baktı. İhtiyarların bakışlarını üzerinde hissedince rahatsız oldu. Sanki ihtiyarlar bakışlarıyla;
 
Yazık efeliğine. Birde sana zeybek efe derler. Efe dediğin adam, düşmanın elini kolunu sallaya sallaya önünde gezmesine müsaade eder miydi? Hiç değilse bir kaçını yere sermeden...”.
 
 Kahvesinden aldığı tek yudumla hızla yerinden kalktı. Fincanı bitmeden bırakmıştı. Hayır, hayır yapacağı bir şey vardı. Galip Hoca ona ne demişti;
 
Vatan sizden önümüzdeki günlerde çok büyük hizmetler bekliyor. Yunan kâfiri yurdumuzu istila ederse bize görev düşecek hazır olun!”.
 
Yörük İbrahim Efendi’yi düşündü. Söylediklerini hatırladı. Ancak içi rahat değildi. Düşman çizmesi altında kendisine sağlanan bu ayrıcalık onu huzursuz ediyordu. Yine asık suratla evine döndüğü akşamlardan biriydi. Nicedir neşesi yoktu. Hele Tire'nin düşman işgalinden sonraki günlerde hep bu karamsar, asık suratı taşıyordu. Pencerenin kenarına oturdu. Güneş batmıştı ve Kahrat ovasında boz aydınlık, aşağıda uzanan muazzam çıplak ovayı yavaş yavaş örtmekteydi. Mangaldaki kömürlerin üstü küllerle kaplanmıştı. Her ne kadar Haziran ayı da olsa geceleri bir serin olurdu. Mangaldaki kor kömürün ateşinin bir benzerini yüreğinde hissediyordu.
 
Böyle tasalı üzüntülü günlerde karanlıktan hoşlandığı için ışık yaktırmazdı. Yanında en yakın kızanlarından Kara Hüseyin vardı. Alçak sesle haberlerden söz ediyorlardı. Haberlerin hepsi de çok kötüydü. Yunanlılar geçtikleri yerleri yıkarak, insanları katlederek ve ülkeyi ele geçirerek ilerlemekteydi. Sedire gömülmüş, fesini alnına eğmiş, çenesi göğsünde yüzü kül renginde ve çizgili bakışları ifadesiz, sessiz ve hareketsiz ne kadar oturdu bilemiyordu. Birden bire içinden bir memleket türküsü söylemek arzusu uyandı: “Ah! be kızanım. Eğer saz çalmasını bileydin kimseye anlatamadığımız engin ızdırabımızı, tellerin bir su gibi akıveren deyişlerine söylerdik” diyen Gökçen Efe ardından yanık sesiyle bir türkü tutturdu. Dışarıda artık iyice karanlık bastırmıştı. Ağaçların ötesinde, batıdaki dağların koyu gölgeleri üzerinde uzanan gökyüzünde çok alçakta yeni ayın gümüş hilali Güme dağının eteklerinde görünmüştü. Düşünüyordu ki, Tire düşmanın eline geçeli neredeyse bir ayı bulmuştu.
 
Fakat karşı koymak yolunda hiçbir hareket yoktu ama daha fazla beklemenin bir anlamı da yoktu. Birden uzaklardan keskin bir sesle Gökçen Efe kendine geldi. Ayağa kalktı doğruldu. Hayır düşmeyecekti. Çaresizliğin pençesinden sıyrılıp kurtulmuştu. Şimdi capcanlıydı. İçinin coşkuyla titrediğini hissetti. Bu ruh hali yanındaki kızanına da sıçradı. Şimdi umut doluydular. Hemen lüksü canlandırdı. Ardından sönmeye yüz tutan mangalın alevini canlandırmalarını emretti. Dövüşecekti. Vatanın her karış toprağı için vuruşacaktı. Tire'yi, bu doğup büyüdüğü evliyalar diyarını her şeye rağmen kurtaracak, onu hür kılacaktı. Bu yolda ölüm ise şahadet mertebesine kavuşmaktı. Gökçen bunları kafasından geçirirken ansızın kapısı çalındı. Kızanları kendisini bir köylünün görmek istediğini söylediler. İçeri giren uzun boylu ve erkek bakışlı delikanlı bir yandan terini siliyor, bir yandan da endişeli simasından önemli bir haber getirdiği anlaşılıyordu...
 
Sürecek…


19 Şubat 2008  14:34:54 - Okuma: (1021)  Yazdır




İstatistik