Yazı

Nasıl Bir Ülke Olduk
Nasıl Bir Ülke Olduk 

Özcan Nevres

Bir zamanlar komşuluğun en yakın akrabalık kadar yakın olduğu, herkesin birbirinin yardımına koştuğu, dertlerin paylaşıldığı bir ülke idik.

Evlerimizin kapılarında kilit yerine düğümü kolayca çözülen ipler bağlıydı. İnsanlarımız kilit dostadır. Düşmana değil derlerdi. Şimdi ise insanlar sanki birbirlerine düşman. Büyüğün küçüğe sevgisi, küçüğün büyüğe saygısı kalmamış. Bırakınız darda kalmış komşuya yardımı, aynı apartmanda oturanların birbirlerini tanıdıkları yok. O eski sevgilerin yerini adeta kin ve nefret almış.
Mimarsinan Büyükçekmece’ye bağlı bir belde. Küçücük bir köyken Emlak Bankasının yaptırdığı lüks konutlarla ünlendikten sonra çok hızlı büyümüştür. Halen de lüks konutların yapımı devam etmektedir. Mimarsinan varoşu olmayan ender yerleşim birimlerinden biridir. Her ne kadar modern binaların kümelendiği bir yerse de kentin alt yapısında modernleşmeden söz edilemez. Yine de Mimarsinan yerleşmeye değer bir yerleşim alanıdır. İşte bu modern binaların bulunduğu beldede akıl almaz bir cinayet işlendi. Hem de sudan denilebilecek bir nedenle. Eski köyün bulunduğu yerde yol çok daralır. Ancak iki araba yan yana geçebilmektedir. Orada araba sollama olanağı yoktur. Eğer her hangi bir nedenle bir araba durursa trafik hemen tıkanır. Aklı başında olan her insan bunu makul karşılar ve trafiğin açılmasını bekler. İşte o yolda çocuğunu okuldan almak için duran bir babayla paşasına kelle yetiştirmeye çalışan biri arasında tartışma çıkar. Paşaya kelle yetiştirecek olan gecikmesine neden olan araç sürücüsüne çok kızmıştır. O sürücü bunun bedelini mutlaka ödemelidir. Trafiği aksatan arabayı takip eder. Araba durup sürücüsü indiğinde, sürücünün çocuğunun gözü önünde silahını ateşleyip adamı öldürür. Sormak gerekir. Bu nasıl insanlık. Birkaç dakika trafik tıkandığı için adam öldürmeye ellerin kana bulanmasına değer mi? Demek ki insanlıktan nasibini almamışlar için değiyormuş. Şimdi o cani yargılanacak ve hüküm giyecek. Alacağı ceza taş çatlasa yirmi yıl. Üçte ikisi çeşitli nedenlerle indirime uğrayacak. Kalanını cezaevinde geçirecek. Değer miydi birkaç dakika için bu vahşeti yaşatmaya. Ya o gözleri önünde babası öldürülen çocuğun ruh hali ne olacak? Ömür boyu hafızasından silebilecek mi? O cani yüzünden tüm insanlara yaşadığı sürece kırgın olmayacak mı?
Üst üste çıkarılan aflar ve beş yıldızlı otelleri aratmayan pırıl pırıl tertemiz cezaevleri mi insanlara bu kadar kolayca suç işleten ve cana kıydırtan? Eskiden cezaevine düşmüş olanların ağzından tek bir cümle dökülürdü. Allah kimseyi cezaevine düşürmesin derlerdi. Oysa şimdi biraz da kabadayılık özentisinde olanlar rahatça ne olacak sanki? Vurur üç beş yıl yatar çıkarım diyebiliyorlar. Açıkçası artık cezaevlerinin caydırıcılığı kalmamış.
Burada şunu da sorgulamamız gerekir. Silahı nefsi müdafaa için değil de cinayet işlemek için üzerinde taşıyanlara silah taşıma hakkını kim veriyor? İsteyen istediği şekilde silahlanma hakkına sahip mi? Değilse eskiden olduğu gibi silah aramalarının yapılması gerekmez mi? Eskiden bıçak taşımanın en az üç ay, ateşli silah taşımanınsa en az altı ay hapis ve bir de para cezası vardı. Bu nedenle insanlar bıçak ve tabanca taşımaya korkarlardı.
Yakın zamana kadar umuma açık yerlerde kimlik ve silah aramaları yapılırdı. Artık AB uyum yasaları gereği yapılamıyor. Bu yüzden de insanlar korkusuzca üzerlerinde silah taşıyabiliyorlar. Üzerinde silah taşıyan kişiler iyi eğitilmemişse ki öyledir. Bu olayda olduğu gibi kolayca cinayet işleyen caniye dönüşebilirler. İlkokul yaşamın anahtarıdır. O anahtar iyi kullanılırsa her kapıyı açar. İyi kullanılması için de iyi bir eğitim gerekir. Peki, halen yetmiş seksen öğrencili sınıflardaki öğrencilere nasıl iyi bir eğitim verilebilir? Hangi öğretmen bunu başarabilir? Bir de veliler vay sen benim çocuğuma nasıl bağırırsın, nasıl kulağını çekersin diyerek öğretmeni dövüyor, hatta öldürebiliyorsa artık o eğitim eğitim olmaktan çıkmıştır. Evinde kendi çocuğunu kıyasıya döverek güya terbiye eden baba çocuğuna vurulan küçük bir fiske için öğretmeni dövmekte, hatta öldürmekte sakınca görmez. İlk eğitim ailede başlar. Eğer aile çocuğunu dayakla eğiteceğini sanıyor ve uyguluyorsa o çocuğu öğretmen eğitemez. Dersle ilgili bilgileri verir ve gerisine karışmaz. Böylece öğrenim görmüş ama eğitilememiş bir toplum oluruz. Tahammülsüz, kavgacı ve acımasız.
Özcan Nevres


19 Şubat 2008  00:42:55 - Okuma: (647)  Yazdır




İstatistik