Yazı

(Vur Fakat Dinle)
(Vur Fakat Dinle) 

Etem Kutsigil

SEVGİLİ TÜRBANSEVERLERİN DİKKATİNE Not ; Sabırla sonuna kadar okuyun lütfen.

Türban konusunda fikirlerime katılmayan sayın okurlarıma eleştirileri için teşekkür ederim.
Onlara önce ve önemle şunu belirteyim ki, en az kendinizi hissettiğiniz kadar TÜRK, en az kendinizi hissettiğiniz kadar Elhamdülillâh MÜSLÜMANIM.
Eminim ki bu iki büyük sıfatı hepimiz şerefle taşımaktayız. Taşıyacağız da!
 
Ne var ki ben olayları çevremizdeki en yüksek dağdan izliyorsam, sizler bir kuyunun dibinden izliyorsunuz. Ve sizler oradan baktıkça, benim sahip olduğum bakış açısına ulaşamazsınız. Sizler hepiniz çok gençsiniz. Ben;
 27 Mayıs 1960 Askerî darbesini,
 22.Şubat 1962 Askerî darbesini
 21 Mayıs 1963’ü Askerî darbesini TBMM önünde çatışma izleyip, yaralıları görerek...
 12 Mart 1971’i Askerî darbesini
12 Eylül 1980’i Askerî darbesini maalesef yaşadım
 
Askerî darbeye sebep olan siviller arasındaki olaylarda, öldürülen binlece gencin acısını yüreğimde hissetim. Bu pis siyasetçinin çoğu, şereflerinden ziyade, seçimlerde alacakları oyları düşünerek, fidan gibi gençleri gözlerini bile kırpmadan kara topraklara gömdüler.
O dönemlerde yaşayanlara sorun bakın ne cevap verecekler...
 
 NE KADAR SAFMIŞIZ KULLANILDIĞIMIZI FARKETMEDİK                               
NE KADAR CAHİLMİŞİZ TETİK ÇEKTİĞİMİZ KİŞİNİN KARDEŞİMİZ OLDUĞUNU ANLAYAMADIK.
 
Oysa ki, bu olaylara çanak tutanlar, yani çirkin siyasîler rastlaştıkları toplantılarda söyledikleri onca sözdden sonra yüzleri kızarmadan, birbirlerinin yanaklarını yalamaktan utanmadılar.
Rast gelirseniz “EŞEĞİN GÖLGESİ” OYUNUNU SEYREDİN. Bulursanız kitabını okuyunuz.(8.00 YTL cıvarında) O zaman daha iyi anlayacaksınız bu günlerdeki gerilimin sebeplerini.
 
Aklı başında bütün yurttaşların endişesi, “türban” uygulamasının yakın gelecekte çeşitli kışkırtmalara (provokasyon) getirilip, birbirinizin fıkır fıkır kaynayan kanlarınızı 80x80 cm. lik bir bez parçası uğruna akıtacağız korkusudur.
 
İKİNCİ KORKUM:
Türkiye Cumhuriyeti tarihini inceleyin. Göreceksiniz ki T C hiç bir döneminde dış dünyaya karşı bu kadar dışlanmamış, aşağılanmamıştır. Bunu (Ben değil, ömrünü siyasete ve vatana adamış olan Sayın Kâmran İnan söylüyor) Her ne kadar yıllarca önceden beri bizim kuşağımıza “dinazor” demiş olsalar da, AB’ nin bitmeyen can alıcı istekleri karşısında, şimdi onların da ayakları suya ermektedir.
Türk tarihinde Türk Devletleri çoğunlukla birbirlerine düşürülerek ortadan kaldırılmışlardır.
Bu ihtimal bizleri korkutuyor. Unutmayınız ki, bizleri birbirimize bağlayan bağların en kuvvetlilerinden biri Atatürk ilkeleridir. İstiklâl Savaşını hatırlayın. İsyanların çoğu, “din elden gidiyor” diye çıkmıştır. Söylenenin aksıne; Dinimiz, Cumhuriyet döneminde Yobazın elinden alınmış, en saygın makamda yani, insanların vicdanında muhafaza altına alınmıştır.
Olay bu!
 
Kur’an-ı Kerimde içinde “ziynetlerinizi örtünüz” deyiminin ne amaçla indirildiğini, belgesellerde Orta Afrika yerli kadınlarını görenler anlayacaklardır. Tekrarlamaya gerek görmüyorum. Bunu din bilginlerimizin pek çoğu de onaylıyorlar.
Şimdi Üniversite kızlarımızın sorunu halledildi. Sıra nereye gelecek? Kamuya mı, Liselere mi? Ve hangi arı yuvasına nasıl çomak sokulacak? Maksat gençleri bölmek ya!
 
Attila İlhan’ın (Yobazlara dönük) MUSTAFA KEMAL şiiri geçiyor aklımdan ;
“...Elsiz ayaksız bir yeşil yılan,
Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal
Hani bir vakitler Kubilay’ı kestiler,
Çün buyurdun kesenleri astılar.
Sen uyudun asılanlar dirildi.
Mustafam... Mustafa Kemal’im.”
 
Bu gün Türkiye’mizde halledilmeyi bekleyen sorunlardan bazılarını hatırlatayım.
 
- Bel bağladığımız AB, almak istediklerini aldıktan sonra, artık bizi bir kovmadığı kaldı.
- Yurdumuzu PKK’dan kurtarmak için ABD’nden izin istiyoruz. O da Türkiye sınırları dahilinde mücadele etmemize lütfen izin veriyor.
- PKK ile uğraşırken, milyarlarca Dolar harcamaktan, kendisini gerçek vatandaş sayan Kürt kardeşlerimizin “birlik ve beraberliğimize engel olmayacak arzularına” çareler bulamadık. Onları son seçimde de olduğu gibi oy deposu olarak gördük.
- Seksen dört yılda, lira lira, kuruş kuruş biriktirerek ve dışarıya borçlanmadan oluşturduğumuz endüstrinin önemli bir bölümü GÜNÜ KURTARMAK İÇİN, BABALAR GİBİ SATILDI.
-Kâr eden nice tesisimiz, altın yumurtlayan pek çok tavuğumuz (tavuk gribi yüzünden değil) rafinerilerimiz, madenlerimiz, limanlarımız satıldı. Hem de ellerinden Kapitülasyonları aldığımız yabancılara ! 
- Tarımda ülke dışa bağımlı hale getirildi. Başkalarının isteklerine göre tarımsal üretimimiz ipotek altına alındı.
- Seksen dört senede oluşan dış borcumuz, son beş yılda iki misline çıktı. Kim ödeyecek? Gelir getiren bunca kaynak satıldıktan sonra, nasıl ödenecek?
- Ve en önemlisi “İmtiyazsız sınıfsız bir toplum olan” Türkiye’mizde, en çok kazananla, en az kazanan arasındaki gelir farkı UÇURUM oldu. Aynı ülkede “vur patlasın-çal oynasın” yaşayanlar safâda , ailesinin nafakasını, her gün karıştırdığı çöp tenekelerinde arayanlar sokaklarda... 
- Bu gün Türkiye cumhuriyeti o kadar zengin ki (!), parasını borsamıza yatıranlara dünyanın en yüksek faizini ödüyor. O da günü kurtarmak için...
Bu listeyi sayfalarca uzatabiliriz.
 
Şimdi Başınızı ellerinizin arasına alıp düşünün; Türban sorunu bu dertlerimizi çözdü mü? Çözecek mi?
Bu gösteriler 100 yıl öncesinin de meseleleriydi. Bakın Osmanlı toplumunun yaşayışına, geri kalmışlığının sebeplerine... En kestirme ifadesiyle “Yobaz ile aydınların çatışması.”
 Bir de bu günkü Arap dünyasına bakın. Ama halka bakın, bedevîlere bakın. Petrol zengini görgüsüzlere değil ! Halkla Türk toplumunu karşılaştırın. Hangisi daha uygar? İran’daki, Afganistan’daki, Pakistan’daki kadınlar sizce hallerinden memnun olabilir mi? Yakışıyor mu o palas pandıras kıyafet? Arayın, bulun, okuyun; Efendimizin kadınlara tavsiyesi özet olarak.<güzelliğinizi sergilemekte “aşırıya” kaçmayın. Erkekleri tahrik edecek davranışlardan sakının> dır. “Dünyaya tek gözle bakın” diyeceğini zannetmiyorum. “Güneşin sıcaklığını çeken simsiyah çarşafla dolaşın.” Diyeceğini de...
 
Türban memleketimizin kalkınmasına yardım etmez. İlgililer eğer gerçekten kalkınmamızı istiyorlarsa, laf canbazlığını, tiyatro sahnelerinde görebileceğimiz  tiratları bırakıp, önce ne yaptıklarına, yapmak istediklerinin muhtemel sonuçlarına bakarak düşünsünler. Türkiye’yi bir kaosun içine itelemekten Allah rızası için kaçınsınlar.
Hükümet ve TBMM bizi sefaletten refaha doğru götürecek olan Atatürk ilkelerine gereken önemi versinler.
Sayın Hükümet,dikkat! RÜZGÂR EKİP FIRTINA BİÇME YOLUNDASINIZ. ALLAH YARDIMCINIZ OLA.
YOOOK, “BENDEN SONRA TUFAN” diyorsanız,
Yüce Allah sizi bildiği gibi yapsın.
Amin!


13 Şubat 2008  00:29:32 - Okuma: (838)  Yazdır




İstatistik