Yazı

Örtünme
Örtünme 

Ümran Songun

Kadının özgürlüğünün adı, örtünme serbestliği oldu. Yani örtünmenin bir özgürlük simgesi olması şaşırtıyor beni. Kaşını, gözünü, saçını, başını örtüp de o kara çarşaflara girip özgürüm diyen kadınlar, gerçekten özgür olduklarını mı düşünüyorlar?

Yoksa bizler özgürlüğün anlamını hala anlayamadık mı? Ve bu özgür kadınların sayısı nasıl oldu da , birden bire bu kadar çoğaldı? Sanıyorum özgürlüğün kelime anlamı da modernleşti ve batının ahlaksızlığını değil doğunun ahlakını aldı. Ahlaklı bir özgürlüğün içine girmek üzereyiz.
                                                                                                                        
     Taşla, sopayla, orakla, yürekle, kanla verilen özgürlük mücadelesinin ardından bir yüzyıl, iki yüzyıl gerilemek isteyen büyük çoğunluğun mantığını da anlamış değilim. Aşağıda görmüş olduğunuz fotoğraf mıdır özgürlük?
 
 
 
Bu kadınlar, sırtında çocuğu ile mermi taşıyan benim anam, benim bacım, benim Atatürk kadınım değil. Burası benim Ülkem. Türkiyem. Al yıldızlı bayrağım onun için dökülen kanlardan almış rengini.
      Din kalplerdedir, görüntüde değil. Din adına varsayımlarla yapılan yorumlar insanları yobazlığa götürür ancak.
        Allah’ın kitaplarına inanıyoruz. Her biri, yüz binlerce yıl önce yazılmış. O zamanın şartları neyi gerektiriyorsa içerik olarak onu işlemiş. Amaç insanları sapkınlıktan ve kötülük yapmaktan alıkoymak.
        Tevrat, İncil, Kur-an incelendiği zaman her birinin içinde anlatılan öykülerin aynı olduğunu görürsünüz. Hatta bu öykülerin Sümer’lerin taş tabletlerinden alındığını da görürsünüz. Her bir hikaye çeşitli kültürlerden gelen etkilerle bulundukları toplumun görüş, düşünüş, anlayış ve hayal gücüne göre şekillenmiştir. Kur’an üç kısımdan oluşuyor, efsaneler, emirler ve tarih. Kur’an da yazılan öykülerin hemen hepsi Musevi efsanelerinden alınarak, İslam düşüncesine göre şekillendirilmiş. Bu konu ile ilgili olarak; dünyaca ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın kitaplarını okuyabilirsiniz.( Bereket kültü ve mabet fahişeliği , Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sumer’deki Kökeni)
      Kur’an’da örtünme var. Ama niçin örtünme gibi bir ihtiyaç çıkmış? (Yurdumun kadını her devirde zaten giyinmesini biliyor örtünmeye ihtiyacı yok ki)İslamiyetten önce Arap kadınları yarı bellerine kadar çıplak geziyorlarmış. İslamiyetten sonra da cariyeler ve köleler giyinmezlermiş. (Hala günümüzde Afrikalı yerli halkın kadın , erkek çıplak gezdiklerini görüyoruz. )
 
 “İslâmiyet’ten önce Arap­larda örtünme adeti yoktu. Kadına saygı gösterilmez, kadınlar da er­keklerden sakınmazlardı. Evlilik dışı ilişkiler peşinde olan bir kısım ayak takımı, kadınların arkasına takılır, onları rahatsız eder ve suç­lama altında bırakırlardı. Müslümanlar henüz tuvaleti icat etmeden önce kadınlar ihtiyaçlarını gidermek için evlerin arkasındaki boş sa­haya doğru giderlerdi. Bunu gören kötü ahlaklı erkekler onları inci­tici davranışlara girerler. Kadınlar bağırınca geri çekilirlerdi. Durum Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem’e şikayet edilince Ahzab Suresinin 59. ayeti nazil oldu.[15]”
      
“Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıklarında) söyle, cilbablarını(örtülerini) üzerlerine sıkı örtsünler. Böylesi onların tanınmaları ve rahatsız edilmemeleri için daha elverişlidir.”(Süleymaniye Vakfından alıntıdır.Baş örtüsü ve örtünme))
  
    Sanırım bu surede kadınların neden örtünmesi gerektiği anlaşılıyor.
Diğer surelerse şöyle:
“Başörtülerinin bir kısmını yakalarının üstüne vursunlar....” (Nur 24/31)
 
Kadınların örtünmesiyle ilgili hükümler Nur Suresinin 31. aye­tinde oldukça ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir:

“... Görünen kısım dışındaki ziynetlerini açmasınlar...”
“... zinetlerini açmasınlar, ancak kocalarına, babalarına, kocaları­nın babalarına, kendi oğullarına, kocalarının oğullarına, erkek kar­deşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerine, kızkardeş­lerinin oğullarına, kendi kadınlarına, elleri altındaki cariyelerine, erkekliği kalmamış ele bakar hale gelmiş olanlara ve henüz kadınla­rın avretlerinin farkına varmamış çocuklara karşı açabilirler. Gizle­dikleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Hepiniz Al­lah yoluna dönün ey müminler ki, sıkıntılardan kurtulabilesiniz.”
  
Ziynet, süslenecek, bezenecek ve donanacak şeye denir.[36] Kadının ziyneti olarak düşünüldüğü zaman takıları, giyimi ve kuşamı anlaşı­lır. Bunların alımı satımı, üretimi ve başkalarına gösterilmesi konu­sunda bir yasak bulunmadığına göre burada anlaşılması gereken şey bu ziynetlerin bulunduğu organların açılmamasıdır.[37] Kadının takıla­rının bulunduğu organları; başı, saçı, kulağı, yüzü, boynu, göğsü, pa­zusu, kolu, eli, baldırı (bacağın dizden ayağa kadar olan kısmı) ve ayağıdır. Başta taç veya süslü bir şapka bulunur. Saçlar çeşitli şekil­lerde örülür ya da boncuklarla süslenir. Boyun ve göğüste gerdanlık­lar olur. Boyundan koltuk altına kadar uzayan, süslü taşlarla bezeli ve işlemeli bir bez, bir hamail takılır. Pazuda pazubent, kolda bilezik, kulakta küpe, ellerde yüzük ve boya, baldırda halhal[38], yüzde sürme bulunur.[39] Bunların dışındaki organların zineti de elbisedir. “... Zi­net yerlerini açmasınlar...” emri organların tamamını kapsar. Eğer ayette bazı zinet yerleri için bir ayrım yapılmamış olsaydı müslüman kadının tepeden tırnağa her tarafını kapaması ve ancak süslü ve gü­zel olmayan elbiselerle bütün organları kapalı olarak dışarı çıkması gerekirdi.(Süleymaniye Vakfından alıntıdır.Baş örtüsü ve örtünme))
   
Buradan anlaşılıyor ki kadının görünen zineti elbisesi oluyor.Yani elbisenin görünmesine izin verilmiş, bir de sol gözünü açmasına izin var iyi ki o dönemlerde renkli lensler icat edilmemiş. Maazallah kadın gözüne de zinet takıyor diye görmesi de engellenecekmiş.
        Şu durumda Türban takanların, takmayanlardan bir farkı yok anlaşılan. O halde neyin mücadelesi veriliyor?...

12 Şubat 2008  15:30:42 - Okuma: (2772)  Yazdır




İstatistik