Yazı

Gökçen Efe–2
Gökçen Efe–2 

Asil S. Tunçer

Gökçen’in ölümü efeler ve yöre halkı arasında büyük üzüntü yaratmıştır. Hayatı, maceraları daha o zaman halkın ağzında ve basında efsaneleşmiştir.

O, bir Türkün bütün vasıflarını üzerinde taşıyan şuurlu, cesur ve vatansever bir yiğittir. Türkün vatanı ve türkün şerefi için çarpışan ve 28 yaşında şehit olan bu değerli kahramanın hayatı halk arasında sürekli anlatılmış ve bir destan kahramanı hüviyetine bürünmüştür. Gökçen Efe’nin yaşamını ve kahramanlıklarını anlatan destanlardan biri de Ziya Hanhan’ın ‘Gökçen Efe’ başlıklı eseridir. Eserin konusu kısaca şöyledir:  
 
İbrahim oğlu Gökçen Hüseyin hâli vakti yerinde, açık gönüllü, sevgiye, dostluğa ve insanlığa inanan ve köyünde huzur içinde yaşayan iyi bir kişidir. 1919’da İzmir’in işgal edildiğini duyan Gökçen bu haber karşısında oldukça sarsılır ve uzun süre sessizliğe gömülür. Bu sırada kızanlarından Çoban Ese, Efe’ye bir geminin Karadeniz’e açıldığını ve içinde Tanrının aslanının bulunduğunu söyler. Hacı Halil, Çoban Ese ve Tekkürek lakaplı eski bir Gazi, Gökçen’in evinde toplanırlar. Toplantıda düşmanla mücadeleden başka bir çıkış yolu olmadığı anlaşılır. Çoban Ese’nin mücadeleye daveti üzerine Efe de gerçeği kabul eder ve dağa çıkmaya karar verir. Hemen Bozdağ’ın yolunu tutar. Dağdayken Yunan askerleri tarafından bir Yörüğün dövüldüğünü gören Efe tüfeğini Yunan askerlerine doğrultur ve onları öldürmek suretiyle Yörüğü kurtarır. Böylece ‘ev sahibi hırsıza ilk sillesini vurmuş olur.
 
Bu arada civar yerleşim birimlerinden pek çok gönüllü Gökçen Efe birliklerine katılır. Her birinin savaşmak için ayrı bir sebebi vardır. Katılım çoğalmıştır; fakat elde silâh yoktur. Silâh temini için yanık karakola baskın yapılmasına karar verilir. Baskında altı zeybek şehit olur; fakat yeterince silah da temin edilir. Ankara’dan gelen bir emir üzerine ikinci bir baskın da Çatalı denilen ve Ödemiş, Tire, Bayındır üçgenini birleştiren mevkie gerçekleştirilir. Baskına Gökçen’in birliğinden üç zeybek katılır ve üç tane esir ele geçirilir. Esirlere insanca muamelede bulunan Efe onların tedavisini yapar ve salıverir.
 
Gökçen Efe Aydın havalisinde mücadele eden Yörük Ali ile irtibat kurmak için ona bir elçi gönderir. Üç gün sonra dönen elçi, Yörük Ali Efe’nin  Aydın’a bir baskın düzenlediğini ve Aydın’ı düşmandan geri aldığını haber verir. Bu haber Gökçen Efe’yi hayli cesaretlendir. Efe, Tire’yi işgalden kurtarma hayalini kurar. Bunun için ilk olarak Yunan cephaneliği yakılır. Artık işgal kuvvetleri Gökçen’i ortadan kaldırmadan rahat edemeyeceklerine inanmışlardır. Üç tabur askerle Gökçen’in bulunduğu Kırcaova’ya (Kurucaova) taarruza geçerler. Gökçen’in etrafında yedi kişi vardır. Yedi neferin her biri sırayla şehit olur. Etrafındaki çember iyice daralan Efe de önce yaralanır, ardından şahadet mertebesine ulaşır. 
 
Kahraman kelimesi Türkçede, savaşlarda çarpışan, din, vatan, millet gibi sosyal değerler uğruna kendisini feda eden insanlar için kullanılır. Çünkü insan bile bile ölüme gider, başkaları için kendini feda eder. İtici güç de ferdî kazanç değil tam tersine mutlak fedakârlıktır.”(Kaplan 1994: 61). Bu yönden bakıldığında Gökçen Hüseyin Efe, hem tarihi kişiliği hem de destansı kişiliği bakımından tam anlamıyla bir kahramanlık örneğidir.
 
Yunan askerlerinin ellerini kollarını sallayarak ve kendi çiftliklerine gelir gibi Tire’ye girmeleri Tire ve civarında yaşayan Türkleri derin üzüntüye boğar. Fakat çok geçmeden Anadolu’da ortaya çıkan millî şuur Tirelileri de etkilemiş, yöre halkı tarafından memleketi işgalden kurtarma yönünde ciddî girişimler başlatılmıştır. Evlerde gizli toplantılar yapılmış, bu toplantılarda dağa çıkarak düşmanı çete savaşlarıyla hırpalama konusu görüşülmüştür. Fakat bireysel ve dağınık mücadelenin bir işe yaramayacağı ve bütün kuvvetlerin tek elde toplanması gerektiği konusunda da herkes fikir birliği içindedir. Gökçen Efe Kuvvetlerinin kısa sürede 300 kişi gibi bir rakama ulaşması bunu kanıtlar niteliktedir.
 
Batı Anadolu’nun kendine has yerel kahramanlarına yani efelere bir yandan Kuvâ-yı Milliye ruhunun gelecek nesillere aktarılmasında ve gerekse kahramanlıkları ve maceralarıyla halkın belleğinde derin izler bırakan bu kahramanlara yaratılan destanları sayesinde yeniden hayat verilmiştir. Gökçen Hüseyin Efe, Çoban Ese, Hacı Halil, Tekkürek, ve İzmirli Bayraktar Osman destanın başlıca kişi kadrosunu oluşturur. Hikâyenin başkahramanı Gökçen Hüseyin Efe’dir. Yazar Gökçen Efe’yi blok kişileştirme tekniğiyle vermiştir. Yani daha eserin başlangıcında Gökçen Efe tanıtılmıştır. Destanının ilerleyen bölümlerinde Gökçen Efe’nin değişik yönlerini anlatan bazı bölümler ve aksiyonlar vardır. Bu durum Gökçen Efe’nin aynı zamanda dinamik özelliklere sahip bir karakter olduğunu göstermektedir. Fakat destanda Gökçen Efe’nin işgale kadar geçen dönemdeki savaşçı kişiliğinin gelişimini veren herhangi bir ipucu yoktur. Efe’yi bir anda karşımıza çıkan ve düzenli bir orduyla savaşan kahraman olarak görürüz. Onun yetişmesi, silâh kullanmayı öğrenmesi ve kişiliğinin gelişimindeki diğer unsurlar belirtilmemiştir.
 
Bu destansı kahramanın yaşamı ve kahramanlıkları şüphesiz birçok yazar ve şaire esin kaynağı da olmuştur. Gökçen Efe anlatılarını belirli kesitler halinde şiirlerine konu etmişler, bunları çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlamışlardır. Bunlardan en önemlisi şüphesiz 1941’de Tire’de sorgu hâkimi olarak çalışan Ziya Hanhan’ın ‘Gökçen Efe Destanı’ başlıklı eseridir. Sanatçı yöreden duyduğu Gökçen Efe anlatılarını nazma çekmiş, 1941’den itibaren Küçük Menderes dergisinde önce parça parça yayımlamış yaklaşık otuz yıl sonra yazar tarafından bir Gökçen Efe kitabı haline getirilmiştir:
İbraam oğlu Gökçen Hüseyin
Milyonların milyonda biri.
Toprak yollu, toprak damlı köylerin
Köylüsü ve neferi.
Gökçen,
Memnundu halinden.
Gönlü açıktı alabildiğine,
Sevgiye, dostluklara insana.
Ve hiç şikâyeti yoktu,
Kaderden yana.
...
Bir sofra misali sererdi yere,
Sevincini, müjdesini, ümidini,
Allah’ı içinde bulurdu çok kere,
Bilirdi kitapların bilmediğini.
İncir yaprağında Havva Anayı görürdü,
Zeytin dalında Nuh Peygamberi,
Büyük ihtilâlden haberi yoktu ama
Hürdü,
Doğalıberi.
Velhasıl, bir iyi kişiydi Gökçen,
Hiç şikâyeti yoktu halinden,
Bollukları, kıtlıkları karşılardı,
Hep aynı dost yüzüyle,
Ve halinden memnun yaşardı,
Kıraç tarlasıyla, sıska öküzüyle”, (Hanhan 1972:  7).
 
Sürecek…


11 Şubat 2008  22:38:58 - Okuma: (1432)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik