Yazı

Edebiyat Âleminden III
Edebiyat Âleminden III 

Ahmet Mocan

26. Behçet Kemal Çağlar, kontrol etmesi için şiir getiren bir gence sorar:

— Bu şiirleri siz mi yazdınız?
Genç çekinmeden cevap verir:
— Evet efendim, ben yazdım.
Behçet Kemal Çağlar:
—Ooo! Müşerref oldum Tevfik Fikret Bey! Ben sizi çoktan öldü sanıyordum…
27. Bir Ramazan günü Sadrazam Koca Ragıp Paşa’nın konağında sohbet edilirken, Ragıp paşa orada bulunanlardan Şair Haşmet’e:
—Haşmet, senin borcun var mı? diye sorar.
—Evet, var efendim.
—Ne kadar?
—Mahalle bakkalına bin kuruş, kasaba beş yüz kuruş…
Ragıp Paşa gülerek:
—Be adam! Ben onu sormuyorum. Oruç borcun var mı diye soruyorum.
Şair Haşmet, Paşa’ya şu cevabı verir:
— Paşam, oruç borcunu Allah sorar. Sizin soracağınız, kul borcudur.
28. Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefer hazırlıklarını gizli tutardı. Vezirlerden biri seferin yapılacağı ülkeyi sorunca Yavuz Selim:
—Sen sır saklamasını bilir misin? der.
Vezir cevap alacağı ümidiyle:
— Evet hünkârım, bilirim, der.
Padişah:
—Ben de bilirim! diye cevap verir.
29. Sultan II. Mahmud, Hattat Yesârizâde’den hiç ayrılmayan İzzet Molla’ya bu beraberliğin sebebini sorar.
İzzet Molla padişaha şu cevabı verir:
— Sultanım! Bendeniz biraz okurum. Yesârizâde de biraz yazar. İkimiz bir araya geldiğimizde okur-yazar oluruz.
30. Asıl adı Mehmed olan Fuzûlî’ye niçin bu mahlası tercih ettiğini sorduklarında şu cevabı verir:
- Şiire yani başladığımda her gün bir mahlas beğeniyordum. Daha sonra aynı mahlası kullanan bir şaire rastladığımda onu bırakıyordum. Sonra düşündüm ki eğer başkalarıyla ortak bir mahlas kullanırsam şiirlerimiz birbirine karışabilir. Benim şiirim iyi ise bana, onun şiiri iyi ise ona yazık olur. Öyle bir mahlas bulmalıyım ki kimse onu kullanmasın. Böylece “Fuzûlî” mahlasını aldım.
Fuzûlî’nin ne manaya geldiği sorulduğunda da şair şunları söyler:
- Fuzûl, lügatte “ulûm ve fünûn” gibi, fazılın çoğuludur. Faziletli manasına gelmektedir. Halk arasındaki manası ise “edebe aykırı davranış, boş iş”tir. Ben yüksek âlimlerle çok az beraber bulunduğum; merhametli hükümdarlar tarafından yetiştirilmediğim, gezip tozmayı da sevmediğim halde, aklî bahislerde filozofların nice hükümlerine itiraz ederim. Nakli meselelerde fakihlerin mübahesesine(tartışmasına) karışır, söz sanatında üstatlarla münakaşa ederim. Bu davranış bir taraftan Fuzûlî’nin ilmine ve fazlına, bir taraftan da fodulluğuna(kibirliliğine) alâmettir.     
  31. Meşhur roman yazarımız Reşat Nuri Güntekin, çok sigara içen bir tiryakiydi. Bir gün doktoruyla sigara üzerine sohbet ediyorlardı. Doktor:
— Sigara, bir taraftan iyidir, bir taraftan çok kötü… deyince, Reşat Nuri hemen sözünü keserek:
— Merak etme doktor bey, ben sigarayı bir taraftan içerim. der.
32. Vatan gazetesinin sahibi Ahmed Emin Yalman, harıl harıl çalışıyor, eleştiriler yapıyor, her meselenin altında bir şeyler arıyor, dedikodu türetiyor; bu sayede de Vatan gazetesinin tirajını yükseltiyordu.
Bir gün kendisini, gazetedeki odasında ziyaret eden bir arkadaşı, pek aşırı bulduğu bu davranışlarının sebebini sorar. Ahmed Emin şu cevabı verir:
— Azizim, sana yemin ederim ki, “her şey vatan için!”.
33. Eski politikacılardan Ahmet Tahtakılıç, hocası Fuat Köprülü’yü mecliste yeşil kravatla görünce sorar:
— Hocam! O yakanızdaki ot mu?
Köprülü:
— Ot olsaydı sen onu şimdiye kadar bırakmaz, yerdin…
34. Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerler. Abdülhak Şinasi bir ara garsonu çağırarak su ister.
Onun kirden, mikroptan aşırı derecede sakındığını, hatta el sıkarken eldiven takacak kadar ileriye gittiğini bilen Süleyman Nazif garsona seslenir:
— Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir!
35. Birisi, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen Tevfik’e göstererek fikrini sorar:
— Beğenmedim, der kestirir atar Neyzen Tevfik.
Bu cevaptan hoşlanmayan adam şöyle der:
— İyi ama siz hiç roman yazmadınız ki!
Neyzen Tevfik şu cevabı verir:
— Ben yumurtanın tazesini bayatını anlıyorum, ama hiç yumurtlamadım…
Ahmet Mocan


10 Şubat 2008  00:09:14 - Okuma: (1003)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik