Yazı

Kaymakçı kahvesi–2
Kaymakçı kahvesi–2 

Asil S. Tunçer

Gâvur Ali’nin sarf ettiği bu sözler varıp Süleyman'ın kulağına ulaşmış.

Bir yandan yakalanmak korkusu, bir yandan arkadaşına fazla yük olma duygusu, zaten üzüyor Süleyman'ı. Köylülerden Gâvur’a kanan birkaçı da gelip Gâvur Ali'nin yumuşadığını söyleyince… Seviniyor Süleyman. Tez elden hazırlığını yapıyor. Dudu'ya da anlatıyor durumu: “Ali'nin yüreği yumuşamış, gelsin el öpsünler, barışalım” diyesiymiş. Usandım gizlenmekten. Bitsin bu korku. Bu kaçış. Gider babanın, ananın elini öperiz. Üç emmi dayı da girer araya. Olur, biter. Dudu kararsız. Dudu korkulu. "Sen onları bilmezsin. Deve kini vardır bizimkilerde. Şeytanlığına düşünüyorlar bu işi. Benim gönlüm razı değil. Ama sen bilirsin".
 
Sözün kısası, akşama doğru atlarına binip, koyulmuşlar yola. Dervent Deresi’ni yatsıya doğru tutmuşlar. Dervent Deresi de dere hani; namı üstünde dumanlı dere, boranlı dere… Göz gözü görmüyor. Zor güç yol buluyorlar yolu. Gecenin bir yarısında da Kaymakçı’ya ulaşıyorlar. Anası babası sarmaş dolaş Süleyman'ın. Süleyman'ı bırakıp Dudu'ya sarılıyorlar; onu bırakıp yine Süleyman'a sarılıyorlar. Durumu sevinmek istiyor baba tüm saf ve temiz kalpliliğiyle, "Gâvur Ali'nin gönlü oldu. Gelip el öpsünler dermiş. Babası anası da onun ağzına bakıyor. Sabah, üç-beş büyüğümüzü de bulalım, birlikte gidersiniz. Olur, biter”.
 
Sabahı zor etmiş Süleyman. Tez elden kalkıp kahveye inmiş. İnmiş ki büyüklerden birkaç kişi alıp, kayınbabasına gitsinler. Girip selam vermiş kahvedekilere. Dostlarla sarmaş dolaş, hoşbeş. Demeye kalmadan, kahve kapısı bir tekmeyle açılmış. Gâvur Ali hışımla girmiş içeri. Süleyman arkadaşlarıyla masada oturuyor. Doğruca Süleyman'a yürümüş Ali: "Vay gahpe dölü vay. Vay ki düştün tuzağıma sonunda. Sen kim, benim bacımı kaçırmak kim? Benim şerefimle oynayacak adam mısın sen?" deyip, belinden beşlisini çıkarmış. Alnına çevirmiş namluyu. Süleyman ne olduğunu anlamaya fırsat kalmadan yıkılmış yere. Gâvur Ali silahını kınına koyup, çıkmış dışarı. Dağ yolunu tutmuş yeniden. Ali ise kanlar içinde yerde, masası boş sandalyesi yerde. Kaymakçı kahvesi ana baba günü. Kaymakçı köyüne matem basmış. Dudu haberi duyunca yerlere atmış kendini. Süleyman'ın anası babası deli divane. “Yediler oğlumu. Kalleşlikle yediler" deyip yerlerde sürünüyorlar. Sevdiği uğruna can verir Süleyman ama Gâvur Ali'nin de ettiği yanında kalmaz elbet... Zaptiyeler basar dağda bir gün, delik deşik ederler Gâvur’u... Ama gel gelelim, olan Süleyman’a olur. Kaymakçılılar hemen bir türkü yakmışlar Alilerine; birde çok sevdiği ama doyamadığı Ayşe’sine (Dudu)…
 
Kaymakçı Kahvesinde Masa Kuruldu
Masanın Başında Süleyman Vuruldu
Saatine Varmadan Ödemiş'e Duyuldu
 
Kaldır Dudu'm Kollarını Göster Boyunu
Dudum'un Yollarına Kıydım Canımı
 
Devrent Deresini Duman Bürüdü
Dumanın İçinde Dudu'm Yürüdü
Dudu'mu Derelere Kimler Sürüdü
 
Kaldır Dudu'm Kollarını Göster Boyunu
Dudum'un Yollarına Kıydım Canımı
 
Peki, bu olayın geçtiği yer yani Kaymakçı neresi? Şimdi isterseniz Ege'de Küçük Menderes Ovası’nın bereketli toprakları üzerinde kurulmuş, etrafı Ödemiş, Kiraz ve Beydağ ilçeleriyle çevrili bu şirin bucağımızı tanıyalım; İşte 5.000 kişilik merkezi nüfusuyla geçmişin Kaymakçı höyüğü ve köyü bugününse Kaymakçı bucağı:  
Homeros'un İliada destanında belirttiği Kaystros (Küçük Menderes) ırmağının kuzey yakasındaki Asya çayırlarında ver alan Kaymakçı ve yöresindeki insanlık tarihini M.Ö. 3000. yani günümüzden 5.000 yıl önceye götürebiliriz. Bunu kanıtlayacak en önemli kalıntı, Kaymakçı kentinin güneyindeki tarım alanlarında yer alan Dağcı höyüğüdür. Höyükten rastlantı ile ele geçen tek kulplu, yuvarlak gövdeli ve yuvarlak dipli, kimi emzikli, geniş gaga ağızlı seramik kapları M.Ö. 3000–2000 yılları arasındaki anonim tarih öncesi kültürüne ait Eski Tunç Çağına tarihleyebiliriz. Ancak verimli Asya çayırlarında bulunan bu höyük tarihte tarım çalışmalarına sahne olduğundan üst kültür katmanlarında epeyce erozyon uğramıştır kanısındayız. Bir olasılıkla Dağcı höyüğü M.Ö. 3000–2000 yılları arasında bir kent beyliğinin merkezi idi. Bu dönem Batı Anadolu'da uzun-dikdörtgen planlı evlerin ya da megaron biçimindeki yapıların inşa edildiği devirdir.
 
Kaymakçı yöresi ve Dağcı höyüğündeki sitin M.Ö. 1900–1450 yılları arasındaki Orta Tunç Çağı sonunda Hitit hegemonyasına girdiğini, Hititlerin Asya çayırları'nı kendi dillerine göre 'Assuwa' biçiminde adlandırdıklarını belirtelim.
 
M.Ö. 1200'de Hitit hegemonyasının bitişi ile Kaymakçı yöresinde M.Ö. 1000–500 yılları arasında Arkaik dönem başlar. Bu dönemde Lidyalılar ve M.Ö. 547'den sonra Persler bu yöreye egemen oldular. Kaymakçı’nın batısındaki Maşattepe sırtlarında her iki kültüre ilişkin Tümülüsler bulunur. Bu Tümülüslerdeki ölülerin verimli Asya çayırlarındaki tarımsal çalışmaları yapan, yaptıran, yönlendiren ya da organize eden varlıklı kişilere ya da soylulara ait olduğunu sanıyoruz. Yumuşak, mikalı kum taşına oyulmuş bulunan mezar odalarının güneye bakan kapıları semerdam tekniğinde tavanları, iki yan ve gerideki kısa duvarların önünde uzanan ceset koymak için yapılmış mezar odasına girişte 'Dromos' denen üzeri açık, ince ve uzun koridorları özelliklerini oluşturur. Ölü gömüldükten sonra üzerine yıkılan 2 metreden... 6 metreye kadar değişen toprak yığınları ile mezarlar anıtsal durum kazanmışlardır.
 
Sürecek…


1 Şubat 2008  17:17:36 - Okuma: (2174)  Yazdır




İstatistik