Yazı

Bir Anayasa nasıl olmalı?
Bir Anayasa nasıl olmalı? 

Asil S. Tunçer

Bir iç savaşla gelen ve en eski sistemleştirilmiş yazılı ulusal anayasa olarak bilinen A.B.D. Anayasası, o zaman toplam on üç tane olan federe devletleri birleştirmek amacıyla 1787 yılında Pennsylvania eyaletinin başkenti Philedelphia’da kabul edilip yürürlüğe girdi ve bugüne değin toplam 27 kez eklentilere neden oldu.

İhtilalle gelen ve 1789′da benimsenip 1790’da kral tarafından onaylanarak yürürlüğe giren ve temelde bir monarşi anayasası olan Fransız Anayasası ise toplam 18 kez revizyona uğramıştır.
 
‘Temel Yasa’ ya da Alman Anayasası ise 1949 işgalinde Müttefikler tarafından geçici bir belge olarak hazırlanmış, asıl anayasanın Doğu ile Batı’nın birleşmesinden sonra düzenleneceği varsayılmıştı. 1990’dan itibaren uygulamaya konulan şu haldeki anayasa ise 1994, 2002 ve 2006 eklentileri ile yenilenmiştir.
 
İngiltere’de ise tam anlamıyla sistematik bir yazılı anayasa yoktur. Anayasa işlevini, tüzükler, içtihatlar, uluslararası antlaşmalar da dâhil olmak üzere, ülkenin nasıl işleyeceğini belirleyen yasaların tümü üstlenir. Her çıkan yasa bir anayasa olarak işlev görür.
 
Yazılı anayasası olmayan bir başka ülke de İngiliz ekolünden Yeni Zelanda’dır. 1986′da çıkarılan anayasası bazı kurumların yapılanma ve çalışmalarına salâhiyet verir.
 
İsrail’in de bir yazılı anayasası yoktur. Nedeni, 1948 bağımsızlık ilânında aynı yılın Ekim ayında yürürlüğe gireceği vaat edilen anayasanın dinciler ile laikler arasında mutabakat sağlanamaması ile dünyadaki tüm Yahudilerin bir gün İsrail’e yerleşmesiyle yapılacak yeni anayasayı beklemesidir. Şuan İsrail devleti aynen ‘Musa’nın 10 Emri’ gibi toplam dokuz-on yasayla idare edilen bir devlettir.  
Bizdeki durum biraz farklıdır. İlk anayasamız Kanun-u Esasi, II. Abdülhamit’in izniyle Ekim 1876′da Mithat Paşa başkanlığındaki 28 kişiden oluşan bir komisyon tarafından hazırlanmış ve Aralık 1876′da ilan edilmiştir. Mebuslar ve Ayan olmak üzere iki meclisi olan Meclis-i Umumi, o zaman için 69′u Müslüman olan 115 mebusu, ilk kez 19 Mart 1877′de toplanmış, bundan bir yıl kadar sonra Şubat 1878′de, Sultan Abdülhamit tarafından yine Kanun-u Esasi’ye dayanarak, tatil edilmiştir. Çünkü Mithat Paşa Kanuni Esasi’de yine son sözü ve meclisin üstündeki gücü padişaha bırakmış, bu da kendisinin sonunu hazırlamıştır. Otuz yıl aradan sonra 10 Temmuz 1908′de tekrar toplanan Meclis-i Mebusan, 1876 Kanun-u Esasisi’nde yapılması gereken değişiklikleri belirlemek üzere bir komisyon oluşturmuş hazırlanan yeni metin 8 Ağustos 1909′da onaylanarak türlü değişikliklerle 1918’e kadar gelmiştir.
 
İkinci anayasamız, Milli Mücadele döneminde çıkarıldığı için daha çok savaş koşulları ve gereksinimlerini içeren bir metin olup 1921 tarihinde kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’dur.
 
Cumhuriyet’in ilânından sonra yenilenen bu yasalar, 1924 Anayasası’na dönüşür ki üçüncü anayasamız diyebiliriz. 1928, 1931, 1934, 1937 yıllarında değişikliklere uğrayan 1924 Anayasası, 1945’te Türkçeleştirilmiş ama 1952’de tekrar eski haline dönüştürülmüştür. 1960′ta, 1924 Anayasası’nın bazı hükümlerinin kaldırılması, bazılarının değiştirilmesine ilişkin geçici kanun ile ‘Kurucu Meclis Teşkiline İlişkin Yasa’ onaylanmış, böylece hazırlanan anayasa taslağı Temmuz 1961′de halkoyuna sunulmuştur. Dördüncü anayasamız olan 1961 Anayasası, toplam 10.282.561 geçerli oydan 6.348.191’ini alarak yürürlüğe girmiştir.
 
1980’de ise anayasa gibi işlev gören Milli Güvenlik Konseyi karar ve uygulamaları 1981′deki Kurucu Meclis Hakkında Kanun izler. Kurucu Meclis’in hazırladığı yeni yani beşinci anayasa 1982’de halkoyuna sunulmuş, bu defa 18.600.313 geçerli oyun 16.945.546’sını alarak yürürlüğe girmiştir. O tarihten sonra iki kez değişikliğe uğrayan 1982 Anayasası, şuan ki üzerinde değişikliğe gidilmeye çalışılan anayasadır.
 
Aslında yasa ile anayasa arasında bir fark yoktur. Anayasa iskelet yani esas kuralları tanımlarken, yasalar ayrıntıları ve alt tanımlamaları verirler. Kimi yerde anayasa bir sistem olup, bir teşkilatın yönetim biçiminin temel kurallarını ve ilkelerini çoğu kez yazılı bir belgede sabitler; kimi yerdeyse özellikle ulus devletlerin söz konusu olduğu durumlarda, söz konusu ulusun temel siyasi ilkelerini ve her hükümetin yetki ve sorumluluklarını tanımlar. Ulusal anayasaların çoğu aynı zamanda halkın temel hak ve özgürlüklerini teminat altına alıp eşitlik ilkesine sıkı sıkıya bağlı anayasalardır.
 
Bizim gibi hala ulus devleti olma özelliğini koruyabilmiş ve ulusal anayasaya hazırlayan ülkelerde bu anayasalarda idealize edilen hükümler arasında özellikle şu maddelere yer verilmelidir: Objektif olup ideolojik veya dini hiçbir etiket taşımaması; demokrasiyi hançerleyen cuntacı ve darbeci ne varsa ayıklaması; kişi ve kurumlara fikri ve fiziki saldırıyı engellemesi; lider sultasına son verip parti içi demokrasiyi tesis etmesi; seçim sisteminde parti listelerine değil, milletvekili adaylarına oy verilecek şekilde düzenlenerek çift tura izin vermesi; savunma ve hukuk gibi eğitim ve sağlık hizmetlerinin sadece devletin elinde olması; bireyin en başta sağlıklı, mutlu ve güven içinde refah yaşama hakkını garanti altına alması; güvenliğin milli savunma bakanlığına bağlanması; devlet din işlerinden sıyrılıp bunu ilgili kurumlara devretmesi yani laik olması; asker-sivil tüm bürokrat, teknokrat ya da milletvekillerine sağlanan lojman, araç, tesis vs kolaylıkların önüne geçilip ‘hiç kimse ayrıcalıklı değil, aksine devlet önünde eşittir’ ilkesinden yola çıkılarak vurgun ve soygunların önüne geçilmesi elzemdir.
 
Bu yönüyle anayasa tam bir kanuni belge ve devleti esas kılan metin olmalı, bir kâğıda yazılmış kelimeler koleksiyonu olmamalıdır. Anayasa, birbirimizin ve hükümetin yapmasına izin verdiğimiz şeyleri belirleyen halka egemen olan ideolojidir. Egemen ideoloji, halkın neyin haklı, neyin haksız; neyin kabul edilebilir, neyin kabul edilemez ve neyin uygulanabilir ya da neyin uygulanamaz olduğuna karar verdiği ve bunları gerekirse yargılayıp cezai müeyyide uyguladığı yasalar bütünüdür.
 
Basın özgürlüğünü ve yargı bağımsızlığı, yabancı dilde eğitim ve yabancılara toprak, mal satışı düzenleyen hükümlerin çok esaslı yer teşkil ettiği anayasada inanç özgürlüğü gibi toplumu çok yakından ilgilendiren maddelerde dikkatli olunmalıdır. Anayasa değişiklikleri her an gelişen toplumsal yaşamın kaçınılmaz uygulamalarındandır. Bu bağlamda, yeterli sandalye sahibi olan hükümetlerin topluma egemen olan ideolojiyi yansıtmakta kusurlu olduğunu düşündükleri anayasanın bazı maddelerini, zamanın gereksinimleri doğrultusunda yeniden düzenleme çabaları takdir edilebilir. Ama bir anayasayı tümüyle değiştirmek ve sil baştan farklı metinlerle bunu kamuoyuna sunmak ancak ve ancak bir kurtuluş savaşı sonunda yeni bir devlet kuran kurucu meclislere ait bir niteliktir. Salt çoğunluğu sağlayan her hükümet eline geçirdiği bu fırsatı anayasayı tümünden sıfırlamak yerine onu daha işler hale getirmekte kullanmalı ve kurumları daha çok yetkilerle donatarak kişisel sultaların önüne geçmelidir.
 
Bu donanımın yetersiz olması halinde, kusurları düzeltme görevini bir sonraki iktidara devredecek demektir. Çünkü yarın başka ihtiyaçlar ortaya çıkacak, yaşadığımız ve dinamizmimizi kaybetmediğimiz sürece hep yeni düzenlemelere gereksinim duyacağımız muhakkaktır. Hali hazırda Anayasa içinde yer alan ve bugüne değin ihtilalcilerde dâhil hiçbir hükümetin cesaret bile edemediği, bu ülkenin kurtarıcısı ve devletin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılâplarını yeni taslaktan çıkarmak veya bertaraf etmeye yeltenmek demek siyasi iktidarın önce kendi ipini çekmesi sonra da toplumu dinamitleyecek ve ülkeyi çökertecek bombanın pinini çekmesi demektir.

28 Ocak 2008  21:33:25 - Okuma: (545)  Yazdır




İstatistik