Yazı

Kaymakçı Kahvesi–1
Kaymakçı Kahvesi–1 

Asil S. Tunçer

Devir cumhuriyet öncesi, Osmanlı’nın son yılları.

Milli Mücadele’ye gebe günler yani... Cumhuriyeti doğuran günler... Doğum sancıları içinde yurt... Bir yandan dış düşman pay istiyor yurt topraklarından; bir yandan yerli işbirlikçileri paylaşıyor varlığımızı... İstanbul kendi çıkarını, kendi varlığını korumaya çalışıyor... Anadolu kurtuluş hareketi yer yer başlamış... Bileğine güvenen, yurdunu canı kadar seven bir avuç insan, çete harbi veriyor düşmana... Dağlar çatal yüreklilerle dolu... Bir de çapulcular var bunların arasında... Çoğu kez dağdaki kahramanların adını kullanıyor... Salıyor adamını dağdan aşağı: "Çakırcalı şunca para, onca mal istedi... Ya verirsiniz ya da canınızı alırız diyorlar...”. Yani mert korkağa, yiğit çömeze karışmış... Kimin ne olduğu belli değil... Kendine efe adını takan çıkıyor dağa... Ege dağları kaçakla dolu... Öte yandan Yunan Ege'yi parsellemiş. Yurdun işgaline gönlü razı olmayan efeler, kızanlarını toplayıp çıkmış dağa. Bir yandan düşmanla savaşıyor, öte yandan onlara yardım edenlerle. Bir yandan da çalı kakıcılarla yani sahte efeler, soyguncularla… Toz dumana, dost düşmana karışmış açıkçası.
 
Kanlıkısık ve Karıncalıdağ’da Çakırcalı ile Kamalı, Kahrat'ta Gökçen Efe, Bozdağ'da Avcı, Çaylı’da Postlu Efe, Aydın Dağları’nda Yörük Ali Efe ve Kel Mehmet Efe. Olandan alıp, olmayana dağıtıyorlar… Bunların arasında bir de Gâvur Ali var. O da kendine efe dedirtenlerden ama işbirlikçinin önde gideni. İşgalcilerin adamı. Yol kesen cinsinden. Konumuzun bir ayağı da işte bu Ali… Namı diğer Gâvur Ali.
 
Ödemiş’in Kaymakçı Köyü’nden (günümüzde Kaymakçı Bucağı) Gâvur Ali... Varsıl bir ailenin oğlu. Bir de kız kardeşi var Ali'nin. Güzelliği dillerde. Boylu, poslu endamlı bir kız Ayşe. Köyde kimse adıyla çağırmıyor Ayşe'yi, tatlı dili nedeniyle herkes ona "Dudu" diyor… Dudu aşağı, Dudu yukarı…
 
Aynı köyden birde endamı ve boyuyla posuyla yakışıklı bir delikanlı var. Mert, cesur ve yiğit; Süleyman. Süleyman da  Dudu'ya tutkun. Dudu da Süleymana’a yanık. Ne ki Süleyman, Dudu'ya göre daha yoksul. Ama gönül bu! Bir de şu var ki, kimseye de eyvallahı yok. Bir tek Dudu'ya boynu eğik. Dudu'ya bağlı. Arada bir gizlice buluşup söyleşiyorlar. Yol yordam arıyorlar. "Babam keçi inatlıdır. Bir kere yok dedi mi, he dedirtemezsin. Nuh der Peygamber demez. Ali Ağbim dersen, gâvurun teki. Kendini düşünür. Bizi dileğimizce baş göz etmez bunlar. En iyisi kaçıp gidelim. Ağbim zaten dağda. Araya zaman girince hepsi yumuşar. Birkaç ay başka yerlerde kalırız sonra da, onların gönlü olur. Döner geliriz köye" diyor Dudu. Süleyman ise dünden hazır. Tek kaygısı Gâvur Ali'nin kini. "Ali kinlidir. Dağa çıkalı burnu daha da büyüdü. Rahat komaz. İz sürüp ayırır bizi" diyor bir yandan; öte yandan da “başka çıkar yolumuz yok kaçmaktan başka, kinleri bitene kadar görünmeyiz, yarına hazır ol Dudu'm, yarından tezi yok gidelim."
 
Varıp anasına da açıyor durumu Süleyman. "Böyleyken böyle. Yarın gece Dudu'yu alıp gidiyorum ben. Bu işin başka oluru yok. Dudu da böyle istiyor. Anası da babası da birer karaçalı, aradan çekilmiyorlar. Görsünler el mi yaman, bey mi?" Anası karşı duruyor. "Aman oğul, onların şerrini üstümüze çekme. Ali "gâvur" adını boşa almadı. Elin gâvuruyla bir olup, bizim efeleri ele veriyor. Gaddar adamdır Gâvur Ali. Deve kinlidir üstelik. Vazgeç oğul. Biraz daha sabret. Belki taş yürekleri yumuşar. Gün doğmadan neler doğar. Bakarsın efeler haller Gâvur Ali'yi. Ali giderse belleri kırılır. Rıza gösterir anası babası. Şunu diyor, bunu diyor. Ama Süleyman duymuyor. "Dudu'yu yarın gece kaçıracağım. Bu işin bekleri yok. Nerden inceyse orda kırılsın". Ne desin anası. Gözünün nuru, evinin direği bir oğul. "Kendini iyi kolla. Bu Gâvur hınzırı şeytanla çomak oynar. İyi de iz sürer. Faka bastırmasın seni. Tuzağa düşme. Al, uzaklara götür Dudu'yu. Bizi de habersiz koma".
 
Gün aşıp akşam olunca, atını eyerleyip, heybesini terkisine atmış Süleyman. Gecenin karanlığında varıp beklemiş. Dudu'yu kavil yerinde. Çok geçmeden Dudu gelmiş elinde bohçasıyla. Kuş gibi çarpıyor yüreği Dudu'nun. Tez elden bohçayı yerleştirmişler heybeye. Binmiş atın terkisine Dudu, dehlemişler Dervent Deresi'ne, çevirmiş başını atın, vurmuş mahmuzları... Sabaha yakın Ödemiş'i tutmuşlar. Varıp bir arkadaşının kapısını çalmış Süleyman, zaten haberli arkadaşı. Bekliyorlar. Buyur etmişler içeri. Gereken izzet ikramı göstermişler.
 
Ertesi gün Dudu'nun evinde anlaşılmış mesele. Anası babası cin gibi, atları eyerlenik. “Vay gahpenin oğlu vay! Gidinin oğlu! Demek bunu yapacaktın bize. Alacağın olsun. Bunu yanına bırakırsak" diye haykırıyorlar. Çok geçmeden de Gavur Ali iniyor köye..."Vay gahpe analı vay! Ulan şerefimizi beş paralık ettin be! Bunu kormuyum yanına. Beş mecitlik kurşun helal olsun sana. Gördüğüm yerde mıhlamasam da ‘Gâvur’ Ali demesinler. Benim bacımı kaçıracan ha! Alacağın olsun" deyip bangır bangır bağırıyor köy kahvesinde.
 
Şu da var ki, köylü içten içten keviniyor. "Oh oldu! Dinsizin hakkından, imansız gelir! İyi etti Süleyman. Oh etti! Burnu sürtsün azıcık gâvurun. Anlasın dünyanın kaç bucak olduğunu" diyor.
 
Gâvur Ali fellik fellik arıyor Süleyman'ı. Haber salmadığı yer kalmıyor. İzini sürüyor. Arıyor tarıyor boş. Süleyman'la Dudu kayıp. Aradan haftalar geçiyor, aylara geçiyor, yok yok. Bir haber çıkmıyor. Gavur Ali küplere biniyor. Deliler gibi dönüyor ortalıkta. Bakıyor olacak gibi değil. İşin şeytanlığına kaçıyor, gancıklıyacak Süleyman’ı başka hal çaresi yok. Köylünün Süleyman’ı kolladığı belli. Süleyman’ı ne hal edip mıhlamazsa başı yerden kalkacak değil. "Canım ne var ki aramızda. İki gönül bir olup, karar vermişler. Kan davası mı var aramızda. Gençler. Bir hatadır yapmışlar. Gelsin el öpsünler barışalım. Et tırnaktan ayrılır mı? Ne de olsa eniştemiz sayılır. Herkes yanlış yapabilir" diye laf salıyor ortalığa…
 
Sürecek…


18 Ocak 2008  14:58:02 - Okuma: (1765)  Yazdır




İstatistik