Yazı

Sevgili okurlarım
Sevgili okurlarım 

Etem Kutsigil

Sağlıkla, esenlikle, başarılarla ve bol kazançlarla dolu geçmesi için dua ettiğimiz 2008 yılına biraz gecikmeyle “HOŞ GELDİN” derken, sizlerin de yeni yılınızı candan,yürekten kutluyor en iyi dileklerimi sunuyorum.

Yılbaşı gecesinde herkes acıyı bal eyledi ve kesesine, alışkanlıklarına, geleneklerine, hatta dinî ve siyasî görüşlerine göre, yeni yılın gelişini kutladı.
Yüce Allah’tan diliyorum ki dualarımızın önemli bir kısmı tutar da 2008 de 2007’den daha iyi bir yıl geçiririz inşallah.
 
Ne var ki, daha yılın ilk gününde bütün gazeteler, televizyonlar daha uykumuz açılmadan zam haberleriyle evlerimizin içine girip sinirlerimizi bozdular.
Ve üç gün sonrasında bir haber başlığı;
BAŞBAKAN’DAN “İFLÂS UYARISI”
Haberin devamından Sosyal Sigortalar için söylediği anlaşılıyor.
Doğrudur! Kaç yıldan beri bu kurumun nasıl soyulduğu yazıldı çizildi hep.
Bu soygunun ardında “DEVLET MALI DENİZ, YEMEYEN KERİZ.” atasözü yatıyor. Aslında Atasözü diyemeyeceğim. Zira atalarımız bindiği dalı kesecek  kadar geri zekâlı değillerdi.
Bu yüzden sadece “halk deyimi” diyelim.
 
Bizim halkımız vatanseverdir
Bizim halkımız sağduyuludur. .
Buyrun son yılların vatansever (!) sağduyulu (!) halkımızdan bir demet...
- Son model gözlük alacağım diye hastanedeki doktora yakın ve uzak için iki gözlük reçetesi yazdıran memur mu ararsın; Bu gözlüklerin yerine güneş gözlüğü vermeye utanmayan gözlükçü mü...
Bizde çok var!
- Büyük şehirde işi olunca, ailesiyle birlikte hastaneden “sevk” alan memur mu ararsın;
O da var!
- Emekli olunca sınır illerinden birinde yerleşeceğini söyleyip, Selçuk’ta kalan ve fakat sınır şehrine göre hesaplanmış yol parasını cebine indiren memur mu ararsın;
Ayıbettin abi, olmaz mı?
- Hastaneden ilaç yazdırıp, o reçete ile parfüm, makyaj malzemesi ve benzeri şeyler alan mı ararsın;
Emriniz olur efendim, buyrun o da var!!!
- Sattığı malın fişini vermeyip, müşterinin ödediği fişin KDV’sini cebine atan esnaf mı...
Buyrun kaç tane istersiniz?
 - Son elli yıldan bu yana besleyip eğitebileceği kadar çocuk yapmak istenirken, çocuklarının sayısını, her karıdan ayrı ayrı olmak üzere futbol takımı sayısına kadar çıkaracağını yüzsüzce anlatan adamlar mı ararsın;
- Bu çocuklara ayrıcalıklar tanıyarak, adeta ana- babalarını daha fazla çocuk yapmaya teşvik eden politikacılar mı...
Dolu.
Böylesi insan çeşitimiz de var efendim.
- Hatta Devlet bana bakmakla yükümlüdür diyen bazı hainlerin uzantısı olanlar da!
Bu örnekler çok daha uzatılabilir.
Eğri oturup doğru konuşalım. Halkının önemli bir kısmı böyle bir devlet çağdaş ülkelerle yarışabilir mi?
 
Neyse ki yediği kazıklar boyunu aşınca, Devletimiz bazılarını önledi. Ama biz zeki milletiz. Yeni kaynaklar buluruz.
Atatürk döneminde okur-yazar nüfusumuz az idi. Bu yüzden hırsızımız da az imiş. Acaba o dönemde bundan dolayı mı büyük bir kalkınma hızına erişilmişti.
Bugün, yüksek tahsilli sayımız arttıkça hırsızımız da çoğalıyor. Ve işin tuhaf tarafı bu gün, soygunlar daha büyük miktarlarda, sayıca daha fazla, kalitece daha ince oluyor. Sezdirmeden çalıyor. Devlet uyanıncaya kadar da kendisi Üsküdar’ı geçiyor. 
 
Yine de bu saydıklarım devede kulak bile değil. Hırsızlıkların en kalitelilerini iktidara gelen partilerin bazı gözü açık elemanları yapıyor. Bu konuda adı çıkmamış parti yoktur. Birbiri ile anlaşan iki koalisyon partisinin, yekdiğerinin  pisliğini örttüğü gibi, kişiye  özel af yasaları çıkaran iktidarlar bile olmuştur.
 
Bir bilmece vardır bilirsiniz.”Tavuk mu yumurtadan çıkmıştır, yumurta mı tavuktan?” diye.
Bunu “Hırsızların bazısı mı memur veya siyasetçi oldular, yoksa memur ve siyasetçilerin bazısı, sonradan mı hırsız oldular.?” Diye sormak da mümkün.
Galiba ikincisi. Zira “Benim memurun işini bilir.” diyen kişi bir Cumhurbaşkanıydı!
Suçu açığa çıkınca “Abi bir yolu yok mu?” deyip kendi memurunu baştan çıkaran da vatandaş.
 
Acı fakat başka bir gerçek de şu ki, “Bir günün beyliği beylik. Bunun için vur patlasın, çal oynasın”larla, alabildiğine satılan lüks ithal ürünleriyle, bu savurganlıklar devam ettikçe, ülkemizin burnu b.k tan kurtulmaz.  
 
Hele hele yurdumuzun müslümanlığı bir bez parçasına indirgeyen, Atatürk Devrimlerini yok etmek ve sonrasında rejimi kökünden sarsmak için gelip, yurdumuzu gırtlağımıza kadar borca sokan, sonra da yurdumuzun zenginliklerini bir mirasyedi gibi haraç mezat satan, insanlarımızı dilenci haline getirip, fakirlere yaptığı yardımla övünen,  devletin valilerini, kaymakamlarını, devletin sadakasını dağıtan memurlarla bir düzeye indiren,;
AB’ye girmek uğruna Türkiye Cumhuriyetinin itibarını, kapitalizmin ve yepyeni sömürgecilerinin (GLOBALLEŞMENİN) ayaklarının altına atan;
BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) denen bir belâyı İslâm âleminin içine bir hançer gibi sokmaya hevesli bu iktidar gitmedikçe, Türkiye, Atamızın istediği, çağdaş uygarlık düzeyine gelemez.
 
İnşallah yakın zamanda, bazı milletvekillerinin bu ve daha nice gerçei görür, parti demokrasisini işleterek, dizginleri eline alır veya bu partiden ayrılıp, zararın neresinden dönsek kârdır der. İşte o zaman kaldığımız yerden tekrar başlarız.
Bu olmazsa,Sivil Toplum Örgütleri ve Atatürkçülerin yaratacağı demokratik bir dip dalgası, güvenilir sivil ellerde bir yolunu bulur, bu iktidarı silip götürür, ama yerine Atatürk Devrimlerini sözde değil, özde benimsemiş bir veya birkaç parti iktidara gelecekse....
İşte o zaman önce Türkiye’yi kalkındırır, sonra da gururla her yılbaşında gönlümüzce coşar, eğlenebiliriz.


8 Ocak 2008  22:53:45 - Okuma: (748)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik