Yazı

Edebiyat Âleminden II
Edebiyat Âleminden II 

Ahmet Mocan

16. Abdülhak Şinasi Hisar çok nazik bir insandır. Hiç kimseye “sen” diye hitap etmez. Kardeşiyle bile “siz” diye konuşur. Süleyman Nazif, Abdülhak Şinasi’nin ağzından hiç “sen” lafının çıkmadığını bildiği için, biraz şaka olsun diye der ki: — Sen her zaman Paris’e gidersin. Acaba orada “Sen Nehri”ne de “Siz Nehri” mi diyorsun?

17. Bir dönemin çok tutan mizah gazetelerinden “Akbaba”yı çıkaran Yusuf Ziya ve bacanağı Orhan Seyfi, İbnülemin Mahmud Kemal’e giderler. Ona, İstanbul semtlerinin adlarına göre, buralarda kimlerin oturması gerektiğini sorarlar. İbnülemin, bir süre sonra listeyi hazırlayıp Yusuf Ziya’ya verir. Listede şunlar yazar:
Kasaplar: Etyemez’de; arabacılar: Ahırkapı’da; sebzeciler: Bostancı’da; kebapçılar: Şişhane’de; fırıncılar: Unkapanı’nda; turşucular: Sirkeci’de; elmacılar: Elmadağı’nda; badanacılar: Kireçburnu’nda; fındıkçılar: Fındıklı’da; halıcılar: Halıcıoğlu’nda; çiçekçiler: Çiçekpazarı’nda; tiryakiler: Çubuklu’da; dervişler: Erenköy’de; körler: Göztepe’de; bebekler: Sütlüce’de; Arnavutlar: Arnavutköy’de; zenciler: Kuzcunguk’ta; sünnetçiler: Cerrahpaşa’da; kandilciler: Kandilli’de; öksürenler: Ihlamur’da; borçlular: Selamsız’da; tesbihçiler: Mercan’da; haremağaları: Harem’de; sütnineler: Bebek’te; dilsizler: Bülbülderesi’nde; sevdalılar: Kuşdili’nde; sarhoşlar: Küfeciler’de; sabırlılar: Eyüp’te; kabadayılar: Tozkoparan’da; kürkçüler: Ayazpaşa’da; sülükçüler: Büyükdere’de; hâkimler: Kadıköy’de; talihsizler: Güngörmez’de; mezar bekçileri: Türbe’de; günahkârlar: Azapkapı’da; enfiyeciler: Akıntıburnu’nda; maliyeciler: Defterdar’da; dilberler: Vefa’da; baştan çıkanlar: Yerebatan’da; doktorlar: Hekimoğlu’nda; paşalar: Paşabahçe’de; köseler: Kabasakal’da; caniler: Zindankapısı’nda; şık beyler, hanımlar: Moda’da; hafifmeşrep kadınlar: Yaşmaksıyıran’da; hayvan sahipleri: Samanpazarı’nda; medeni eşkıyalar: Boğazkesen’de; haneberduşlar: Kalender’de
18. Nef’i sert yaradılışlı, sözünü esirgemeyen bir şairdir. Hicvettiklerinden Tâhir Efendi, Nef’i’ye köpek der. Bu sözü duyan Nef’i şu dörtlüğü söyler:
 “Tâhir Efendi bana kelp demiş
   İltifâtı bu sözde zâhirdir
   Mâlikî mezhebim benim zirâ
   İ’tikâdımca kelp tâhirdir.”
   [Tâhir Efendi bana köpek demiş. Bu sözüyle bana iltifat etmiştir. Çünkü ben Mâlikî mezhebindenim. İnancıma göre köpek temizdir.
   [Tâhir, temiz demektir.]
19. Seyranî, gözleri kör olmuş bir dostuna rastlar. Arkadaşının hatırını soran Seyranî, şu cevabı alır:
— Ne bileyim, bende dünyayı görecek göz kalmadı.
Seyranî dostunu teselli edercesine şöyle der:
—Üzülme, zaten dünyada da bakılacak yüz kalmadı.
20. Yeni neslin şair ve ressamlarından biri Yahya Kemal’e sorar:
— Ne dersinin üstad, resim mi yapayım, şiir mi yazayım?
Yahya Kemal beklemeden cevap verir:
-Resim yap, resim!..
-Fakat siz benim tablolarımı görmediniz ki?..
— Tablolarını görmedim ama şiirlerini gördüm.
21. Hüseyin Cahit Yalçın, Suriye’de bulunduğu yıllar oradan ayrılmadan önce dostlarından birine sorar:
— Türkiye’ye niçin gelmiyorsunuz?
— Azizim Hüseyin Bey, Türkiye’yi baştan başa gezmek istiyorum; fakat Türkçe bilmiyorum. Bildiklerim de bir iki sözü geçmiyor.
Hüseyin Cahit merakla sorar:
— Mesela neler biliyorsun?
— Nasılsınız endim, evet efendim, emredersiniz efendim, Allah ömürler versin efendim, arz-ı hürmet ederim efendim, teşekkür ederim efendim, baş üstüne efendim gibi…
Hüseyin Cahit, adamın sözünü keserek şöyle der:
— Yeter dostum! Sen bunları yerinde kullanırsan bizim memlekette hiç zorluk çekmeden yükselebilirsin!  
22. Bir gazetenin yetkilisi Ahmed Rasim’den yazı yazmasını ister. Ahmed Rasim:
— Yazılarım uzun mu olacak, kısa mı? diye sorar.
Gazetenin yetkilisi buna bir anlam veremez. Ahmed Rasim açıklama yapar:
— Eğer uzun olacaksa beş, kısa olacaksa on lira isterim.
[Az sözle çok şey anlatabilmenin zorluğuna dikkat çekiyor.]
23. Şair Nâbî’nin padişaha yakınlığını çekemeyen bazı şairler, onu imtihan etmek amacıyla biri Arapça, biri Farsça, biri de Eski Türkçe olan ve “nereye?” anlamına gelen:
— Eyna, kücâ, kancerü? diye sorarlar.
Nâbî:
— Fevki, bâlâ, yukaru! diyerek üç ayrı dilde “yukarı” anlamına gelen cevabı verir ve yoluna devam eder.
24. Titizliği ile meşhur olan Sadrazam Ali Paşa, Namık Kemal’i şair ve vatanperver olarak sever, ama siyasi görüşü ve faaliyetlerinden dolayı da eleştirir. Namık Kemal’in siyasi alandaki isteklerini Avrupalıların ekmeğine yağ sürecek, bunun yanında Osmanlı Devleti’ni de yıpratacak istekler olarak değerlendirir.
Ali Paşa, onun hakkındaki bu iki zıt görüşünü ifade etmek için de:
— Namık Kemal’i asmalı, sonra da oturup ağlamalı! der.
25. Çok kitap okuyup aynı zamanda yazmayı da seven Prof. Dr. Kâzım İsmail; “İlim satırda değil, sadırda(göğüste) olmalıdır!” diyen ve okumayı sevdiği halde yazmayı hiç sevmeyen Prof. Dr. Mükremin Halil için:
— Herkes kitap okur, o kütüphane okur! der.
Ahmet Mocan
 


30 Aralık 2007  01:14:30 - Okuma: (1072)  Yazdır




İstatistik