Yazı

Kuzey Irak çıkmazı–4
Kuzey Irak çıkmazı–4 

Asil S. Tunçer

Saddam’sız bir Irak Türkiye’nin işine yaramaz.

Bunun yaşanmaması içindir ki bölgede çok acil işbirliği ve dayanışma sağlanmalı; bu nokta da Türkiye, İran ve Suriye ittifakı acilen yapılmalıdır. Çünkü Suriye aynı tehlikeyi yönetiminin işbaşında olmasından atlatmış, İran ise ABD’nin Irak’taki Şiilere hoş görünme geçici politikası sürecinde (özellikle anayasa görüşmeleri esnasında ABD güdümlü (Kürt) anayasasının kabul edilmesi için gerekli Şii oyları toplayabilmek için) kurtulmuştur. Görünürde hâlihazırda üçe bölünmüş gözüken Irak, hızla daha küçük federasyonlara, manda devletçiklere doğru yol almaktadır. Federal yapı ve eski anayasadan çok uzak bir deyim olan ‘coğrafik federasyon’ özellikle 4.madde de mevcuttur. Irak, bir sıçrama tahtası olarak kullanılmakta tüm Ortadoğu’nun farklı etnik ve mezheplere ait olduğu üniter yapısı göz önünde bulundurulursa eğer, bu çok büyük bir politikanın, Ortadoğu’yu parça parça edip yutma siyasetinin ilk hamlesi olduğu kolaylıkla görülecektir.
 
Türkiye’nin durumu zaten ortadadır. Üç ülke hemen politikalarını gözden geçirip Irak’ta ortak tavır almalı, ABD’yi dışlayacak bir tutum sergilemelidirler. Bu işbirliğine güneyde Suudi Krallığı, Kuveyt ve Ürdün’de davet edilmelidir. Saddam’ın hep savunduğu “Arap Birliği ve ABD’ye Karşı Ortak İttifak” sloganını işler hale getirmek işte bugün çok yerinde bir adım olacaktır. Çünkü Arap Dünyası ve Ortadoğu (İsrail hariç) şunu net bir şekilde görmelidirler: ‘ABD’nin girdiği bir yerde kan ve gözyaşı vardır’. “Irak’ı içinde bulunduğu bu durumdan karalı bir Ortadoğu Birliği (İsrail hariç) kurtarabilir hem de diğerlerine başka işgaller sirayet etmeden…
 
Bugün izlenen korkak ve pasif dış politikanın nedeni nedir? Adam ta nerden geldi ve burnumuzun dibinde bir rejimi devirip başkasını kurdu, biz elimizi kolumuzu bağladık oturuyoruz. Bundan 30 yıl önceki yönetimlerin daha duruş sahibi olduklarını ve sanki daha onurlu siyaset yaptıklarını yukarıdaki örneğe dayanarak söyleyebilir miyiz bunu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki; bugün gelinen noktanın bundan 30 yıl önceninkinden daha parlak olmadığıdır. I.Körfez Krizi olarak adlandırılan bu savaşta Türkiye, o günlerin deyimiyle “bir koyup üç almak” fikrinin peşine düştü; Gerçi üç koyup bir aldı, o da ayrı konu. ABD odaklı politikalarıyla tabiri caizse ‘gözünü kör, kulağını sağır’ etti ve savaştan büyük zarar gördü; görmeye de devam ediyor.
 
Arap nüfusa karşın Kürt nüfus prensibi, Irak’ta uygulanan çok belirgin bir politika olup bu politikanın bir benzeri Türkiye’de Türk nüfusa karşın Kürt nüfus denge politikası olarak zaten yıllardır uygulanmaktadır. Türkiye’de hızla çoğalan Kürt nüfus, tüm ekonomik planlamaları alt-üst eden bir niteliktedir. Bu yüzden Kürt nüfusundaki artış, Türkiye’nin en öncelikli sorunlarındandır. Bu, bugün bir sorun gibi karşımızda durmasa da Irak’a bakarak Türkiye’nin geleceğini gözlerimizde canlandırmak mümkündür ve ne derece ciddi bir sorun, tehlikeli bir siyasetin önemli bir parçası olduğu hemen anlaşılacaktır. Bugün kendini ABD’nin müttefiki olarak tanımlayan Türkiye Hükümetlerinin aslında gözlerini dört açıp asıl müttefikin kimlerin (Kürtler) olduklarını, ABD-Kürt açık ittifakını görmek zorundadırlar. Türkiye, kendini korumak için içine girdiği bir birliğin, NATO’nun kurucu üyeleri olan ülkeler ABD, İngiltere ve Fransa’nın Kürt destekli politikaları yüzünden tehdit altındadır. Bu sorunu NATO içindeyken ve elinde bazı kozları bulunurken çözmek zorundadır. Her denileni yapmamayı, kendinden her istenene boyun eğmemeyi yaparsa da karşılığında bir şeyler koparmayı daha henüz öğrenemeyen Türkiye, ileride çok büyük zorluklarla karşı karşıya kalabilir. Elindeki kartları iyi oynamak zorunda olan Türkiye, Irak’ta Türkmenlerin kaybettiği bir siyasi yapılanmadan kendinin de ileride zararlı çıkacağını çok iyi bilmelidir.  
 
Irak’a bugün olup bitenler aslında özetle Ortadoğu’nun petrol rezervlerine sahip olmak ve dünyanın çok önemli bu enerji hammaddesini kontrol ederek bir anlamda dünyayı kontrol etmek isteyen ABD’nin oynadığı bir oyunlar bütünüdür: Bu oyunda Türkiye’de dâhil hemen her ülkeye bir rol biçilmiş ve maşallah herkes de bu rolü yeterince iyi oynayarak oyunun en iyi şekilde sürmesine de yardımcı olmaktadırlar. Bu oyun yani siyaset, Irak’taki etnik gruplarla ilişkili olup onlara hamilik yapan ülkeleri de içine almaktadır. I.Dünya Savaşı’nda bölgede olan İngiltere bugün yerine ağabeyi ABD’ye bırakmıştır; ama destek olmayı da sürdürmektedir. Devir teslim yapılırken tüm bilgiler, stratejiler, bölge hassasiyetleri vs. bir bir görevi devralana aktarılmakta, her ayrıntıya çok dikkat edilmektedir. Azınlık ve mezhepler arasına nifak tohumları atarak bu grupları çatıştırmak, ardından da zayıf düşen bölge yönetimine askeri ve ekonomik olarak çullanmak birinci siyasettir. Bu filmi biz daha önce Hindistan da, Afganistan da ve Balkanlarda aslında çok kereler izledik.
 
Bu Osmanlı’nın hiç uygulamadığı aksine sakındığı bir yöntem olarak bize miras kaldığından mıdır nedir Türkiye’de bu tip ayak oyunlarından anlayan bir ülke değildir. Osmanlı coğrafyasının çok gebe olduğu işte bu etnik ve inançları çatıştırma, ortalığı karıştırma ve sonrasında gelip oraya yerleşme kolonyalizmi bu yüzden Türkiye’nin çevresinde yer alan tüm coğrafyaya çok özgün ve egemen bir siyaset biçimi olmuştur. Bu amaç ve siyasetle bu coğrafya ya el atan her emperyalist güç karlı çıkmaktadır. Zararlı çıkanlar ise bölge ülkeleri ve Türkiye’dir. Çünkü bu coğrafya dünyanın en önemli petrol, doğal gaz gibi enerji kaynaklarına da sahiptir.
 
Dünyanın tüm savunma harcamalarının yarısını (2005’te 540 Milyar Dolar) tek başına yapabilen bir ABD’ye kimse sesini çıkaramamaktadır. Bugün dünya devletleri ikiye ayrılmıştır: ABD ve diğerleri. Eğer bunu ABD ve müttefikleri dersek, bu denge otomatikman ABD tarafına kaymaktadır.    20 Mart 2003’te başlayan ABD ve İngiltere’nin Irak’ı işgalinde, Kürtler işgal ordusuyla savaş öncesinde başlayan işbirliklerini var gücüyle sürdürerek, Kuzey ırak’ı ABD ordusuna açmış neredeyse sınırımıza dayanmasını sağlamışlardır. Bu dönemde Türkiye’den beklediği desteği bulamayan ABD ve işbirlikçileri Kürtler ile Türkiye’nin ilişkileri doğal olarak gerilmiş, buda PKK ve ÇUVAL olarak Türkiye’ye geri dönmüştür.      
 
Sürecek…

27 Aralık 2007  00:36:34 - Okuma: (885)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik