Yazı

Kuzey Irak çıkmazı–3
Kuzey Irak çıkmazı–3 

Asil S. Tunçer

19 Mart 2003’te, “Saddam’ın dikta rejimini sona erdirip yerine demokrasiyi getirmek” sloganıyla Irak’ı işgal eden ABD, 13 Aralık 2003’te Tikrit yakınlarında saklanan Saddam’ı yakaladı.

Sistani yönetiminde yeni bir Amerikan güdümlü yönetim işbaşına getirilerek, işgal altında bir yeni Irak Devleti kurulmaya çalışıldı. İşgal hala sürmekte ve bugün Irak, etnik guruplar arası çatışmalarla karışık, aynı zamanda işgal güçlerine karşı oluşturulan direnişle beraber bir iç savaşa sürüklenmektedir. Özellikle bölgede 11 Eylül saldırıları ardından ABD’nin politikalarında yaptığı değişikliklerle yaşanan yeni gelişmeler sonrasında Irak gerek ülke ve gerekse dünya gündemine ilk sırada oturdu. Devrik Lider Saddam Hüseyin’in 30 Aralık 2006’da idam edilmesiyle ortaya çıkan çarpıcı durum ve Türkiye’ye etkileri açısından daha çok önemli bir hale gelmiştir.

Iraklı Kürtler, Arapların can düşmanı İsrail ile de iyi ilişkiler kurma çabasındadırlar. ABD’nin de istediği budur. Önce Arapların suyu ısıtılacak ki Saddam’ın idamı bunun ilk adımıdır; ardından Saddam’ı asan Şiiler ve dolayısıyla İran ve nihayetinde Türkmenleri kaybederek Irak’ı ve tüm Ortadoğu hinterlandındaki stratejik önemini kaybeden Türkiye’ye sıra gelecektir. Irak’ta bugün izlenen politika yani Sünni-Şii çatışması; bu çatışmadan Kürtler dolayısıyla Kürtleri destekleyen ABD karlı çıkacak; aksine İran, Suriye ve Ürdün başta olmak üzere Arabistan ve Kuveyt’i takip eden bir zincirle tüm Arap dünyası zarar görecektir. Türkmenler ve dolayısıyla Türkiye de kaybedecektir. Eğer Türkiye, Barzani ile Talabani’ye kırmızı pasaport vereceğine Türkmenlere destek çıkıp, Saddam’la işbirliği kurabilseydi bugün Irak işgal edilmezdi, Kuzey Irak’ta temelleri atılan ve Türkiye’nin Güneydoğu’sunda kurulacak bir olası Kürt devletine basamak teşkil eden oluşuma engel olunurdu ve PKK’yı da daha kolay bertaraf edebilmenin yolu açılırdı. Çünkü Saddam da Kürt-sever değildi ve bölgede herhangi bir askeri ve siyasi ama legal ama illegal hiçbir oluşuma müsaade etmezdi; Saddam ile karşılıklı çıkar-denge siyaseti neticesinde bu yapılabilirdi. Saddam ile anlaşmak ve ona söz geçirmek sonuçta ABD’den daha kolay olurdu.

Türkiye bunu yapmadı, yapamadı; ABD, Türkiye’nin Saddam la yakınlaşmasına izin vermedi; haklıydı kendi açısından böyle olması gerekiyordu. Peki, Türkiye’nin bölgedeki çıkarlarının tam tersine olan ABD ve bölgede sürdürdüğü politikaları ile Türkiye ve ulusal çıkarları nasıl oluyor da örtüşüyor, ABD ile Türkiye hangi amaca yönelik müttefik ve stratejik ortak oluyor? .Türkiye’yi idare edenler de ikide birde “stratejik müttefik” lafını telaffuz ediyorlar? Bunu anlamak mümkün değil. Türkiye izlediği yanlış politikalarıyla bir anlamda hem kendi hem de Ortadoğu’nun fitilini de ateşlemiştir. Nasıl mı? Irak’taki Amerikan varlığı bölgede İsrail’in elinin daha güçlenmesine, Türkiye’nin stratejik önemini kaybetmesine ve jandarma ülke konumundan çıkmasına, rolünü ABD’ye kaptırmasına, Avrupa Devletleri açısından ise Türkiye maalesef ABD’nin maşası bir ülke durumuna geldiğinden, AB’ye alınmasının gereksizliğine meydan verilmiştir. Çünkü Türkiye, kendini bir Avrupa ülkesi görme eğiliminden daha çok ABD’nin çıkarlarına hizmet eden bir uydu devlet olma eğilimine geçmiş ve Avrupa konjöktüründeki yerini ve önemini kaybetmiştir. Bölgede bundan sonra ABD-İngiltere ve İsrail-Irak Kürt Devleti dörtlüsü vardır ki bunlara “Cehennemin Dört Atlısı” adını bile yakıştırmak abes olmaz. Bu oluşum her yeni tehlikeli siyasete, her türlü yeni askeri güç denemesine ve yeni uydu devlet oluşumlarına çok açık bir koalisyondur. Buradan Türkiye’nin Güneydoğusunda bir Kürt devletinin kurulmasından tutuverin de, İsrail kontrolünde “vaat edilmiş topraklar” a kadar uzanan yeni bir harita ortaya çıkabilir.

Sanki demokrasinin kılıcıymış gibi, ta kalkıp Amerika kıtasından buraya gelip ‘Orta-lığı’ yani Orta-doğu’yu karıştıran ABD’ye karşı Ortadoğu’nun Jandarması diye bilinen Türkiye’nin sesini yükselterek “sana be ne kardeşim, sen kim oluyorsun? Ortadoğu’nun muhtarı mı?” diye sorması gerekliydi. Bugünkü haliyle gelinen nokta, (Kuzey) Irak ile başlayan ve (Güney-Batı) İran ile sürecek olan bir BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) ve de bu üçlü sacayağı projesinin gelecekteki ayağı olan Türkiye’nin Güneydoğusunu tehdit eden (Kuzey Kürdistan) sancısıdır. Türkiye’de gelecekte Güneydoğu’da bir (sözde) Kürt Devleti kurulması an meselesidir. Bu süreç hem İran’ın hem de Türkiye’nin sonunu hazırlamaktadır.

Bu dönemde Türkiye’nin çok çabuk davranıp İran’ı uyarması ve işbirliğine gitmesi ve ABD’ye karşı İran-Türkiye-Irak ve Suriye savunma hattı oluşturulması gerekirken ne yazık ki bu başka birtakım sebeplerden de ötürü oluşturulamamıştır. Sadabat Paktı ve Bağdat Paktı ile bölgede işbirliğinin önemine dikkat çeken zamane hükümetlerinin yerini alan Amerikancı hükümetler ve ABD’nin bölgeye biçtiği rolü eksiksiz yerine getiren basiretsiz yönetimler bu dayanışmayı gösteremedikleri ve bu gibi ittifakları sürdüremediklerinden bugün gelinen böl-yönet ve yok et siyasetine alet olmayı sürdürmektedirler. Buna, İran’ın uzlaşmaz tavırlarını ve hiçbir zaman Irak’ta söz sahibi bir Türkiye istememesini eklemek gerekir. Türkmenlerden dolayı Irak’taki üçüncü büyük nüfus üzerinde güç kazanacak bir Türkiye daha az Şii nüfusa oranla İran’ınkinden daha fazla eli güçlü bir ülke konumuna gelecek Türkiye’nin kendi çıkarlarına ters düşeceğini bilmiş, o da Türkiye’ye karşı Kürtlere özetle Kuzey Irak’taki Kürt-PKK ittifakına oynamıştır. Yalnız, bu ittifak aynı zamanda anti-Saddam bir hareket demek olup bölgede ABD egemenliği de demektir.

Bunun sosyolojik psikolojik tahlilleri gizliden gizliye yapılmaktadır Televizyonlarda sürekli güneydoğu coğrafyalı ve sosyolojili filmler oyna(tıl)makta, Kürt ve Kürtçe altyapılı türküler okunmakta, arada sırada Güneydoğu’nun başkenti Diyarbakır lafları telaffuz edilmekte ve Avrupa Birliği’nden bölgeye fonlar akmaktadır. Kuzey Irak merkezli bir Kürt Devleti’nin kuzeyi aynen Türkiye’nin Güneydoğusu olacaktır. Bu bölge bir bütün coğrafya olarak tasarlanmaktadır. Bu tasarlanan bölgenin içinde Türkiye’nin de toprakları vardır. İşte budur Büyük Ortadoğu Projesi, (BOP).

Sürecek…


24 Aralık 2007  09:34:39 - Okuma: (1153)  Yazdır




İstatistik