Yazı

Kuzey Irak çıkmazı–2
Kuzey Irak çıkmazı–2 

Asil S. Tunçer

Çankaya Irak’taki gelişme ve öngörülere karşılık olarak, “Türkiye’nin durumu çok önemli, Irak ve Ortadoğu’daki her türlü gelişme Türkiye için önem taşır.

Irak’ta meydana gelen gelişmeler Türkiye’nin çıkarlarına aykırı olmamalıdır. Türkiye potansiyel değişikliklere karşı ilgisiz kalamaz. Aksine, barış yönünde veya savaş yönünde oluşacak değişikler konusunda söz söyleme hakkına sahip olmalıdır. Irak’ta meydana gelen önemli bir değişiklik Türkiye’nin güvenliğine aykırı olmamalıdır, bu en temel şartımızdır. Bunu Türkiye’nin krizde rol oynadığını ortaya koyarak yapabiliriz. Eğer Türkiye bir kenara çekilirse ve rol oynamaktan kaçınır ise konuşma hakkına sahip olamaz” demekteydi. Bu çerçeve içinde Türkiye, krizin başlamasıyla birlikte Irak-Türkiye petrol boru hattını kapattı ve bir bakıma savaş sırasında izleyeceği politikaları göstermiş oldu.
 
Hükümetin Cumhurbaşkanı’nın uyguladığı bu politikalar sadece muhalefet tarafından eleştirilmiyor, Hükümet içi muhalefeti de harekete geçiriyordu: “Ülke mekanizmasını elinde bulundurduğuna inananlar veya gerçekten kontrol edenler, sadece kendi inandıkları problemleri çözmeye kalkışmamalıdırlar. Türkiye açık bir tehdit olmadıkça savaşa girmemelidir” ve “Türkiye, ABD’nin uydusu gibi hareket etmektedir. Türkiye krizin başında pozitif bir tavır takınmıştır; bu da BM. Kararları ve uluslararası yaptırımlar sonucuydu. Başbakan, Türk dış politikasını krizin başlangıcıyla beraber ABD Başkanı George Bush’a endekslemiştir. Tüm dünyaca ve Türk halkı tarafından bilinir ki, Türkiye bağımsız bir ülkedir ama Körfez Krizi sırasında ABD’nin bir uydusu gibi hareket etmiştir” tarzında dile getirilen haklı eleştirilerle Hükümetin de içinde ne kadar farklı görüşlerin olduğu gözlerden kaçmıyordu.
 
 ABD, 2000 yılından itibaren aldığı Saddam’ı devirme kararı çerçevesinde Kuzey Irak’a yönelik faaliyetlerini artırdı. Zaman geçtikçe Türkiye’nin bölgedeki etkisi hızla azalmaya, buna karşılık Amerika’nın etkisi artmaya başladı. Bundan cesaret alan Barzani “Kerkük Kürtlerindir”, “11 Eylül saldırılarından sonra dengelerin değiştiği ve artık federasyon hakkını elde etme zamanlarının geldiği” yönünde açıklamalarda bulunarak, ABD’nin de desteğiyle Türkiye’nin harekât alanını daraltmaya başladı. 20.yüzyılın sonlarına doğru Kuzey Irak’ta başlayan devletleşme süreci, içinde bulunduğumuz yüzyılda yeni bir ivme kazanmaya başlayacaktı. Türkiye bölgeye sadece PKK açısından bakmasının hatasını, ortaya çıkmasında katkısı olduğu Kürt hükümetinin izlediği politikalar ile görecek, çekiç gücün koruması altında örgütlenen Kürtler gerçek niyetlerini verdikleri Türkiye karşıtı demeçlerle göstereceklerdi. Yine bu dönemde Barzani ile Talabani’nin uzlaşarak bir anayasa taslağı hazırlamaları ve bu anayasada federasyonu öngörmeleri, Kerkük’ü gelecekte kurmayı planladıkları devletin başkenti ilan etmeleri ve devletleşme yolunda önemli bir mesafe kat etmeleri Türkiye’yi endişelendiren gelişmelerdi. Türkiye’nin asıl kaygısı ise, bu sürece ABD’nin ve müttefiklerin verdiği destekti.
 
ABD ise, Irak’ı Kürtleştirmek için uğraşmaktadır. Bugün Türkiye’nin elinde ne Kürt ne de PKK’ya karşı elinde oynayacak bir kartı bulunmakta, yanı başında gelişen olaylara seyirci kalmaktadır. Türkiye, ABD’nin Irak’ı işgaline karşı gerek hükümet ve gerekse muhalefet olarak farklı tavırlar sergilemiştir. Peki, bugün Ortadoğu’nun Jandarması durumunda bir ülke olması gereken Türkiye’nin Irak konusunda ki devlet politikası nedir? Türkiye kendi açısından mı yoksa Batıcı politikalarıyla mı hadiselere yaklaşmaktadır? Bu olayda bile basiretsiz saptamalar ve yanlış siyaset gözlene gelmekte, “Türkiye, Irak’ı neden ve nasıl kaybetti?” sorusunun yanıtı şimdi daha net verilebilmektedir. Türkiye kendi adına ve çıkarlarına siyaset yapmaktan aciz ve zavallı bir maşa ülke haline getirilmiş, Türk insanının da kafası karıştırılmıştır. Türkiye, Çekiç Güç’e destek vererek Türkmenleri yok sayar bir politika izlemiş, bölgesinde tüm komşularını riske atar bir ABD-sever rolü oynaya gelmiştir.
 
Türkmenlerin siyasi geleceklerine ilişkin Türkiye’nin Kuzey Iraklı muhatapları (PKK dostu Celal Talabani ve Türkmen kasabı Mesut Barzani) ile yapılan anlaşma sonrası harekete hemen geçildi: Bilânço, isimleri saptanabilen 657 Türkmen’e yapılan suikast ve idamdı. 36.paralelin altında kalan Türkmenler, Saddam’a üst bölgede kalanlar ise Barzani veya Talabani’nin insafına terk olunmuşlardı. Alım-satım, ticaret, kiralama ve gayrimenkul edinme, işe alınma ve işyeri açma gibi birçok ticari faaliyette sadece Türklere getirilen kısıtlamalar yüzünden bir türlü sosyal ve ekonomik gelişmesini tamamlayamayan Türkmenler, açıkça Irak’ta köleleştirilen halk olarak yaşamlarını bir şekilde sürdürmek zorunda kalmışlardı.
 
KDP Lideri Mesut Barzani, Türkmen düşmanlığı ve dolayısıyla Türkiye karşıtlığı siyasetine karşılık Türkiye’den çoğu zaman gördüğü destekle daha da palazlanıp Türkiye’ye daha fazla kafa tutan ve PKK’ya açık destek veren bir Kürt aşireti haline gelmiştir. Bugün Türkiye’nin izlediği yanlış Irak politikaların daha açıkçası Amerika’nın bölgedeki kendi çıkarları için geliştirdiği politikalarına alet olmasıyla birleşince, Sünni-Şii veya Arabî-İranî kavgasından galip çıkacak Kürtler ve kaybedecek Türkmenler: yani kazanan ABD ve kaybeden Türkiye olacaktır. Bu senaryo 1918 Mondros Mütarekesi maddelerine aykırı olarak Musul’u işgal eden İngiltere’nin yerini bıraktığı ABD’nin işgal ettiği Irak’ta asırlardır var olan Kürt-Türkmen ilişkileri ve dengesiyle yakinen ilgilidir. 
 
Dış ilişkilerinde hep ABD’nin stratejik ortağıymış gibi hareket eden Türkiye, aslında basit bir müttefiklikten ileri gitmeyen bu yakınlaşmayı biraz fazla abarttığından ya da ‘kraldan çok kralcı’ olma mantığıyla kendi çıkarlarını göz ardı eder derecede oluşturduğu Ortadoğu politikalarıyla Körfez’e değin uzanan bir hinterlandını da bir anlamda ihmal ediyordu. Hâlbuki Irak, hem dünyanın en büyük iki enerji kaynağından birini barındırması açısından hem de soydaşlarımız olan Türkmenlerin bu ülkede 3.asli etnik çoğunluk olmasıyla Türkiye için stratejik bir öneme sahipti.
 
Sürecek...


19 Aralık 2007  01:19:25 - Okuma: (946)  Yazdır




İstatistik