Yazı

Bravo Fazıl Say
Bravo Fazıl Say 

Özcan Nevres

Nasıl ki Kurtuluş Savaşımızın fitilini Giritli Osman Nevres (Hasan Tahsin) Yunan askerlerine sıktığı ilk kurşunla ateşlediyse, Atatürk devrimlerini yok etmeyi amaçlayan gericilere karşı Fazıl Say’ın çıkışı aynı etkiyi yapacaktır.

Bu nedenle Sayın Fazıl Say’ı yürekten kutluyorum. Yıllardır Atatürk ilke ve devrimlerine karşı sürdürülmekte olan karşıtlık oy kaygısıyla iktidarlar tarafından sürekli desteklenmiştir. Bu desteklemeler sonucunda ülkemizin geldiği içler acısı durum açıkça görülmektedir. Bu kötü gidişe ise türban simge olmuştur. Türbanlıların giderek olabildiğince artmış olması Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı olanları endişelenmelerindeki haklılığı açıkça göstermektedir. . 
Hemen hemen her gün televizyonlarda izlemekteyiz. Sözüm ona tarikat şeyhlerinin yarattıkları rezillikleri aklı başında olan hiçbir insan görmemezlikten gelemez. Bırakınız tarikat şeyhliğini, aklı başında olan hangi gerçek dindar bir kadının hastalığının tedavisi için şeyhiyle cinsel ilişkiye girmesini kabul eder. Beyinsizlerin dışında aklı başında olan hangi insan kabul edebilir bunu?
Türbelerle ilgili haberleri televizyon kanallarında çok sık izlemekteyiz. Hele bir tanesi var ki belleğimden hiçbir zaman silinmedi. Kadınlar çıldırmış gibi göbek atıyorlardı. Al sana bir göbek ver bana bir bebek diye. Sanki o türbenin için de ( şayet varsa) yatan kişiye ait iskelet söylenenleri duyacakmış gibi. Kimi de çıkıyor. Bende olağan üstü güçler var. İstisnasız tüm hastalıkları bir dokunuşumla tedavi ediyorum diyebiliyor. En son örneği Songül Karlı’dır. Tıp profesörü soruyor. Mademki sende böyle olağan üstü güç vardı da neden kendini tedavi etmedin de ameliyat oldun? Yanıtı sanki cebinde hazır bekliyordu. O günlerde olağan üstü bir güce sahip olduğumu henüz fark etmemiştim. Yalan dolan ne kadar bol ise inananı da o kadar çok oluyor.
Songül Karlı önce tedavi ettiği hastalardan para almadığını söylüyor. Ama halka hizmet için büro açtığımda alacağım diyor. Hiçbir tıbbi eğitim almamış olan bir insan hangi hakla ve nasıl oluyor da hasta tedavi etmek için büro açabilecek. Buna hangi makam izin verecek? Para alma konusunda iyice sıkıştırıldığında ise birden saldırgan oluyor ve gözleri dönmüş durumda haykırıyor. Siz burada bulunduğunuz için para almıyor musunuz? Kıyaslamaya bakın hele. Eğitimsiz biri profesörlüğe ulaşmış bir bilim adamı ile kendisini kıyaslayabiliyor. Neden? Nedeni kendisine inanan saflar olması nedeniyle olağan üstü gücüne kendisi de inandığı için.
Peki, bu olağan üstü gücünü ne zaman öğrenmiş? Ameliyat olduğunda. Zira ameliyat olduğunda ölmüş, bulutlar üzerinde uçtuktan sonra yeniden yaşama dönmüş. Bu kadarına da pes doğrusu. Ben de safra kesesi ameliyatı olmuştum. Narkozun etkisiyle bilincimi kaybederken gözlerimin önünde yoğun bir sis oluşmuştu. Tıpkı bulut gibi. Tam o sırada bulutların içinde iki kafa göründü. Biri erkek diğeri ise kadındı. Bunun ölüp dirilmekle hiçbir ilişkisi yoktu. Zira o iki kafa ameliyatıma başlamak üzere ameliyat odasına giren doktor ve yardımcısı hemşireye aitti. Açıkçası böyle bir görüntü hiçbir hastaya olağan üstü bir güç kazandıramaz. Hadi kendileri saflıları yüzünden inanıyorlar. Bari aklı başında olan insanlar inanmasınlar. Ne yazık ki inananlar oluyor ve inandıkları için de tıbbi tedavilerinden vazgeçip yalan dolana saplanıyorlar ve bedelini yaşamları ve cüzdanları ile ödüyorlar.
İnsanların bu gibi şarlatanlara itibar etmelerine neden olan etkenler nelerdir? Hastanelerde karşılaştıkları zorluklar mı? Onları bu yola iten bazı Hipokrat yeminini unutmuş olan ya da yok sayan hekimler mi? Özellikle Devlet hastanelerinde çalışan hemşireler adeta diktatör. Bir şey sorduğunuza pişman etmek adeta görevleri. Hastalara olan ilgisizlikleri de cabası.
Geçtiğimiz Cuma günü Silivri Devlet Hastanesindeki dahiliye uzmanından birine randevu aldım. Randevu saati 12.54 Sıra numaram ise 33. Arada gelmeyenler olur diye saat 11.55 de muayenehanenin önündeydim. Tam o sırada doktorun dışarıya çıktığını gördüm. Sıramın otuz üç olduğunu söyledim. Sıran geçmiş dedi. Nasıl olur dedim. Randevu saatim on iki elli dört. Tamam, işte geç kaldın dedi. Muayene sıramı nasıl geçirmiş olabilirim. Muayene saatime daha tam elli dokuz dakika var. Hemşire yemeğe gitti. Ben de Cuma namazına gideceğim dedi. Cuma namazı insan sağlığından çok mu önemli dedim. Yanıt vermeden gitti. Biri işte bak başhekim geçiyor. Onunla konuş dedi. Seslendim. Elimdeki sıra etiketine baktı. Onun Cuma namazına gitmesi beni ilgilendirmez. Eğer saat on iki elli dörtte sizi muayene etmezse bana gel dedi. İnat bu ya. Girdiğim tartışmaya rağmen o doktora mutlaka muayene olmaya karar verdim. Saat bire geldiğinde kartımı hemşireye uzattım. Doktorunuza selam söyleyin.  Gereken yapılacaktır dedim. Hemşire hemen telefon açtı. Ayakta durmakta zorlanan iki hasta vardı. Önce onları alın dedim. Onların tahlil sonuçları gelmedi. Siz şöyle uzanın dedi. Muayene ettikten sonra ilaçları yazdı. İlaçların biri nabız atışını azaltan bir ilaç. Oysa benim nabzım olabildiğince düşüktür. Elli sekiz ile atmış iki arası seyreder. Peki, ben ilacın prospektüsünü okumadan kullanmaya başlasaydım ne olurdu? Mevta mı ederdi beni?
Şüphesiz inadımın bedelini çok ağır ödeyecektim. Neyse ki yaşayacak günlerim daha varmış ki bu vartayı da atlatmış bulunuyorum. Yarın yine Devlet Hastanesine basit bir hazımsızlık olan sağlık sorunum için gideceğim ama Silivri hastanesine değil. Bu kez Büyükçekmece Devlet Hastanesine gideceğim. Orada bu sağlık sorunumun halledileceğine inancım tamdır. Şartlar ne olursa olsun. Sağlık sorunlarım için gideceğim yer tıp merkezleridir. Şarlatanların büroları değil.
Özcan Nevres       

17 Aralık 2007  18:58:00 - Okuma: (507)  Yazdır




İstatistik