Yazı

Şiddet ...! ( l )
Şiddet ...! ( l ) 

Ümran Songun

Sevgileri hep geride bıraktık biz.

Geride bıraktıklarımıza dönüp de bakmadık. Hep ileri dediğimiz anda bile bir adım gerisinde kaldık hayatın. Bizden sevgi bekleyenlerin yıkılmışlıklarını, kırılganlıklarını görmezden gelerek vurduk ama duymadık. Bütün canlı varlıklardaki özel güzellikleri görmeyi ihmal ettik. Kahkahasız ve sevgisiz geçen bir günün içinde yaşamın olmayacağını görmezden geldik. Sevgilerin altında hep bir şeylerin gizlenmişliği dolandı beyinlerimizde. Buruşmuş çarşafların üzerinde şiddeti doğurduk utanmadan, yorulmadan...
     
       Şiddet veya saldırganlık canlıların doğasında var belki. Ancak önemli olan bu duyguların ortaya çıkmasını oluşturan nedenlerin neler olduğudur. İlkel insanlarda ve hayvanlarda bu olguyu daha açık izleme şansımız var. Öncelikle ilkel insanlar ve hayvanlar karınlarını doyurmak ve kendilerini savunmak için şiddete baş vuruyorlardı. Diyebiliriz ki insanın insanla ilişkisinden önce insanın şiddeti doğaya karşıydı. Daha sonra doğal seleksiyonun bir sonucu olarak insanın insana şiddet uyguladığını gördük. Ve savaşları yaşadık. Yani güçlüler, güçsüzleri hep yok ettiler. İçinde bulunduğumuz yüzyılda şiddeti oluşturan etmenleri incelediğimizde çok açık olarak ortaya çıkan bazı şeyler var. Ve denilebilir ki şiddet şiddeti doğuruyor ve şiddet insan ona ihtiyaç duyduğu zaman ortaya çıkıyor. Tıpkı ağlamak, gülmek, susamak, acıkmak gibi...
       
        Şiddetin de farklı çeşit ve boyutları var. Uzmanlar şiddet türlerini kendilerince belli sınıflara ayırmışlar ve şiddeti Kozmik (canlıların varlıklarını sürdürmek için uyguladıkları şiddet) , Püsküren ( aniden, düşünmeden yapılan cinnet boyutunda şiddet), Eğiten (eğitmek terbiye etmek için uygulanan şiddet), Sindiren (güç ve iktidar için uygulanan şiddet), Çıkarcı (gasp, şantaj, ırza geçme gibi unsurları barındıran şiddet) olmak üzere beş grupta toplamışlardır. İlk çağlardan günümüze kadar insan davranışları incelenmiş ve çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. İnsandaki yıkıcılığın, şiddet ve savaşın kökeni çerçevesinde “insan insanın kurdu mudur?” sorusu akla geliyor.
 
         İnsanın diğer doğadaki canlılar gibi saldıran davranışlarda bulunmaya eğilimli kılan bir saldırganlık içgüdüsüyle doğduğu doğrudur. Ancak beynimizdeki bir sınır insan ile hayvan arasındaki farkı ortaya çıkarır. Şiddet hastalık boyutunda ise o merkez iptal olup çalışmaz. Beyindeki o merkezin iptal olması insanı hayvanlaştırır. Ve o insan şiddet uygularken kendini kaybeder, gözü hiçbir şey görmez, adeta canavarlaşır. O esnada beyin serotanin salgılar. Hırsını alana kadar, uyguladığı şiddetin farkında değildir. Bir de o insanda psikopatlık geni varsa yaptığı işi yarım bırakmaz, işi bittiği zaman beyni mutluluk hormonu salgılar. Uyguladığı şiddetten zevk alır. Aslında    beni ürperten şiddetin bilimsel boyutu değil. Hiç bir şiddet türü ile bağdaştıramadığım bir başka boyutu. Belki bu konuyu saptırıp şiddeti farklı boyutlara taşıyacağım...
 
       Küçük on üç yaşlarında bir kız çocuğu hayal edin. Saçları omuzlarını biraz geçecek kadar uzun ve siyah. Üzerinde kırmızı renkli ve kolları beyaz çizgili bir eşofman üstü var. Altında siyah kilodundan başka bir şey yok. Ve yerde yatıyor. Kolları ile yüzünü ve kafasını korumaya çalışıyor. Etrafını sarıklı, takkeli, cüppeli, ceketli, şalvarlı, kumaş pantolonlu kendinden belki otuz, kırk yaş büyük erkekler sarmış. Spor ayakkabılar, lastik ayakkabılar ve kösele ayakkabılarla tekmeleniyor. Bacakları tekmelenmekten morarmış. Korkudan ve acıdan altına kaçırmış. Yüzü gözü kan içinde. Biçare çocuğu tekmeliyor ve taşlıyorlar. Saçarından tutup başını yerdeki sivri taşa vuruyorlar. Açılan bacaklarını eteğiyle örtüp tekrar tekmeliyorlar. Çevredekiler, o büyük teknolojinin yarattığı son model cep telefonları ile olayı kare kare filme alıyor. Ve arkadan fon müziği olarak da sanıyorum Arapça Kur’an okunuyor. Tekrar açılan bacaklarını örtüyorlar. Ve kızcağız pes ediyor sonunda, başını koruduğu kolları da iki yana düşüyor . Bir an da bana çığlık attıran bir şey oluyor. Kocaman bir taşı çocuğun başına atıyorlar. Yetmiyor taşı yerden alıp tekrar başına atıyorlar. Kafasının bulunduğu nokta kan gölüne dönüşüyor. Cansız vücut birkaç kez daha tekmeleniyor. Ve ortam sakinleşiyor.
      Bir sabah bana a mail olarak gönderilen bu görüntüleri izlerken göz yaşlarımı tutamadım ve günlerce etkisinden kurtulamadım. Şiddetin hangi boyutudur bu olay? Eğiten şiddetse böyle eğitim olmaz olsun. Püsküren şiddetse küçücük kız çocuğunun yaptığı ne olabilir ki onlarca kişiye cinnet geçirtsin? Karşımdaki insana atılan bir tokat bile tüm hücrelerimi titretirken ve hiçbir canlıya bir tokat dahi atamazken böyle bir şiddeti nasıl yapabilir insanlar. Kendini korumaktan aciz, güçsüz küçücük bir çocuğa uygulanan bu şiddet hangi teori ile açıklanabilir?
                         Devam edecek...


17 Aralık 2007  18:55:02 - Okuma: (1314)  Yazdır




İstatistik