Yazı

Uyuşturucu Belası
Uyuşturucu Belası 

Özcan Nevres

Bu gün televizyonlardan birinde acılı bir anne uyuşturucu müptelası kızının ölümünden habersiz kızının kurtarılması için gözyaşı döküyordu.

Kadın kızını kurtarmak için evi dahil varını yoğunu satmış ama yine de kızını kurtarmaya yetmemiş. Kızı uyuşturucu yüzünden defalarca hapse girip çıkmış. Yetmiş defa hastaneye kaldırılıp tedavi altına alınmış ama hastaneden taburcu edilir edilmez yine uyuşturucuya başlamış. Ölümünden bir gün önce cezaevinden çıkmış ve doğruca bir arkadaşının evine gitmiş. Orada yaşamını noktalayan son eroini almış.
Anneye kızının ölüm haberi, kızını kurtarabilmek için katıldığı televizyon programında bildiriyorlar ve ardından suçlu kim tartışması başlıyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Kimi anneyi, kimi arkadaş çevresini suçluyor. Uyuşturucu piyasasını kökünden kazıma görevi devletin olduğu halde devlete dokunduran yok.
Geçmiş yılları düşünüyorum. Ne çocukluk ne de delikanlılık çağımızda şimdiki gibi uyuşturucu pazarlaması ve kullanılması bu denli yaygın değildi. Ne oldu da böylesine yaygınlaştı. Yasalar mı değişti? Yoksa yasa uygulayıcıları mı görevlerini yeterince yapmıyorlar mı? Öncelikle uyuşturucu ticareti yapanlar yakalandıklarında cezası yalnızca hapis olmamalıdır. Tüm mal varlığına el koyup edindikleri malların nasıl alındığı incelenmelidir. Öyle insanlar var ki o saltanatlarını nasıl yaşadıklarına akıl ermiyor. Adamın işi gücü yok. Ne şirketleri ne de ticarethaneleri var. Buna rağmen villaları ve altlarında son model arabaları var. Yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında. Adam küçük bir devlet memuru ama villaları, dükkânları ve daireleri var. Kimse bunlara bu mülkleri nasıl edindin diye soramıyor.
                                          ***
Bu nasıl basın? Ordumuz Güneydoğuda üzerine düşen görevi hakkıyla yaparken nedense basın büyük bir suskunluk içinde. Güneydoğuda ne olup bittiğini ancak televizyonlardan öğrenebiliyoruz. Bir de GKB nin İnternet sitesinden. Yazılı basından ancak çok kısa haberler oluyor. Önce Genel Kurmay Başkanlığının kendi web sitesinde yaptığı açıklamaya bakalım.  
  'Ƈ Aralık 2007 günü istihbari çalışmalar kapsamında, Hakkari ili Çukurca ilçesinin güneydoğusunda Irak hudutları içinde, 50-60 kişilik bir PKK'lı terörist grup tespit edilmiştir.
Söz konusu teröristler üzerine, bölgeye yakın durumda bulunan ateş destek vasıtaları ile yoğun bir uygulama yapılmıştır. Uygulama sonucunda terörist grubun önemli ölçüde zayiat verdiği, teknik vasıtalarla tespit edilmiştir. Bölgeye ihtiyaç duyulduğunda diğer unsurlarla da müdahale edilecektir.''
Bu açıklamayı dikkatle bir daha okuyalım. Ne diyor? Teknik vasıtalarla tespit edilmiştir. Kuzey Irak’a girmekten söz ediyor mu? Ordu aylardır Kuzey Irak’ta operasyon yapabilmek için hükümetten izin istiyordu. Hükümet elinden geldiğince savsakladı. Sonunda kamuoyunda oluşan baskı üzerine kış şartlarının en ağır olduğu dönemde işte size teskere. Alın güle güle kullanın dediler. Buna rağmen silahlı kuvvetlerimiz bu ağır kış koşullarında görevini gerektiği şekilde yapıyor.
Askerliğimi muharip olarak yapmadım. Teknik eleman olarak yetiştirildiğimiz için silah eğitimi almadık. Belki de bu nedenle askerlerimizin Kuzey Irak’a girmekten neden çekindiğini anlayamadım. Elindeki teknik ve vurucu güç olanaklarıyla kıstırdıkları PKK lıları çembere alıp tümünü imha etmeleri gerekmez miydi? Şüphesiz harekâtı yöneten komutanların ve kurmayların hedefi harekâtı tek şehit vermeden bitirmektir. Bu nedenle mi çembere alma girişiminde bulunmadılar? Yoksa çıkan teskerede kısıtlayıcı hükümler mi var? Bunu bilmemiz olası değil.
Daha sonraki yazımda ordumuza sataşan haddini bilmezlerin İnternet sitelerinde yazdıklarına yer vereceğim. İçimizdeki düşmanlarımızı iyice tanımamız için.
Özcan Nevres


14 Aralık 2007  10:41:33 - Okuma: (377)  Yazdır




İstatistik