Yazı

Kudüs’teki son Osmanlı
Kudüs’teki son Osmanlı 

Asil S. Tunçer

—Alıntıdır—

Müthiş bir hâdise... Göz yaşartacak türden... 2004 yılında Frankfurt'ta hayatını kaybeden Merhum İlhan Bardakçı’nın 1972 Baharında, Kudüs’te yaşadığı çok ilginç bir olay ve unutulmaz bir hatıra…
 
Bardakçı anlatıyor:
 
''Mevki, Kudüs... Mekân, Mescit-i Aksa… Tarih, 21 Mayıs 1972 Cuma… Ben ve
gazeteci arkadaşım rahmetli Sait Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin
yardımıyla bu mübarek makamı dolaşıyoruz. Kudüs Kapalı Çarşısı'nda rüzgâr
gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid-i Aksâ'nın önüne  kavuşturur. Mi’râc mucizesinin soluklanıldığı ilk Kıble'mize yani… Hemen oracıkta, ilk avlu vardır ki, hâlâ bizim lakabımızla anılır: ‘12 bin Şamdanlı Avlu’ derler oraya. Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs'ü Osmanlı Devleti’ne katmıştır da, ortalık kararmıştır. Yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve bütün ordu beraber. Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan... O isim oradan kalmadır. Sekiz-on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes Mescit’in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız... Onu o merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın bir boy... İskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip giysi... Palto? Hayır. Kaput, pardösü veya kaftan? Değil… Öyle bir şey işte. Başındaki, kalpak mı, takke mi, fes mi? Hiçbirisi değil. Oraya dimdik dikilmiş… Yüzüne baktım da ürktüm… Hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi… Yüz binlerce çizgi, kırışık ve kavruk bir deri kalıntısı. Yanımda İsrail Dışişleri Bakanlığı Daire Başkanı Yusuf var. Bizim eski vatandaşımız, İstanbullu...”
 
—“Kim bu adam?" dedim.
 
Lâkaydiyle omuz silkti: “Bilmem, bir meczup işte. Ben bildim bileli, yıllardır burada dururmuş. Çakılı gibi, hâlâ duruyor ya... Kimseye bir şey sormaz, kimseye bakmaz, kimseyi görmez…”
 
Kan mı çekti nedir? Nasıl, neden, niçin, hâlâ bilmiyorum. Yanına vardım ve…
 
—“Selâmünaleyküm baba…" dedim.
 
Torbalanmış göz kapaklarının ardında sütreleşmiş gibi jiletle çizilmişçesine donuk gözlerini araladı; yüzü gerildi ve o canım Anadolu Türkçemizle cevap verdi:
 
—“Aleykümselâm oğul...”
 
Donakaldım, ellerine sarıldım, öptüm öptüm öptüm...
 
—“Kimsin sen baba?” diye sordum.
 
Anlattı ki, ben de size anlatacağım. Ama evvelâ biliniz. Osmanlı çökerken, biz Kudüs'ü 401 yıl 3 ay 6 günlük bir hâkimiyetten sonra bırakırız. Günlerden 9 Aralık 1917 Pazar günüdür. Tutmaya imkân yok… Ordu bozulmuş, çekiliyor, Devlet, zevalin kapısında… İngiliz girinceye kadar geçen zaman içinde yağmalanmasın diye oraya bir artçı bölük bırakırız. Âdet odur ki, kenti zapt eden galip, asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmaz.
 
—“Ben…” dedi, “Kudüs'ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğündenim...”
 
Sustu. Sonra, elindeki silâhın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi zımbaladı:
 
—“Ben, o gün buraya bırakılmış 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan'ım…”
 
Yarabbi! Baktım, bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı, öpülesi sancak gibiydi... Ellerine bir kere daha uzandım. Gürler gibi mırıldandı:
 
—“Sana, bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi?”
 
—“Elbette…” dedim: “Buyur! De hele...”
 
Konuştu:
 
—“Memlekete avdetinde (dönüşünde) yolun Tokat Sancağı'na düşerse... Git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (Önyüzbaşı) Musa Efendi'yi bul. Ellerinden benim için bûs et (öp). Ona de ki...”
 
Sonra, kumandanı olduğu takımın makinelisi gibi gürledi:
 
— “O’na de ki, gönül komasın… Ona de ki; 11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Tekmilim tamamdır kumandanım, dedi dersin...”
 
Sonra yine dineldi, taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından, dört bin yıllık Peygamber ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi. Ufukları gözlüyordu. Nöbetinin başında idi. Tam 55 yıl (hadise 1972’de geçiyor), kendisini unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen, devletine küsmemişti…
 
(Kaynak: Zafer Dergisi, Sayı: 345)


10 Aralık 2007  11:30:41 - Okuma: (978)  Yazdır




İstatistik