Yazı

Dilde Geriye Dönüş mü Başladı
Dilde Geriye Dönüş mü Başladı 

Özcan Nevres

Yıllardır Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinin altı oyuluyor. Çok partili yaşama geçildiğinden beri bu durum sürüp gidiyor.

Derler ki Türkiye öylesine zengin bir ülke ki sata sata bitiremediler. Bu söz Atatürk’ün devrimleri için de geçerlidir. Yıllardır Atatürk ilkelerinin altını oymayı sürdürüyorlar ama bir türlü yok etmeyi başaramıyorlar. İşte en son örneği. Çevre ve Orman Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Cemal Nogay, bakanlık personeline ilginç bir yazı gönderdi. Yazıda "atama" yerine "tayin", "zorunluluk" yerine "mecburiyet", "katılmak" yerine "iştirak" gibi sözcüklerin kullanılması tavsiye edildi. Nogay, tartışmalara yol açan yazıyı, "Arapçalaştırma söz konusu değil, sadece Türkçe zenginliğini anımsatmak istedim. Türk diline olan kişisel ilgimden dolayı böyle bir tavsiye yazısı gönderdim" açıklamasını yaptı. Bu açıklamaya karşı bakınız Dil Derneği kurucularından Emin Özdemir nasıl bir değerlendirme yapıyor. "Bu yazı açıkça Atatürk'ün çizdiği Dil Devrimi'nden sapmayı talep etmektedir. Atatürk'ün ısrarla üzerinde durduğu Dil Devrimi'yle kazandırılan Türkçe sözcükleri geri plana atma çabası görülmektedir. Bu yazı, ölü sözcükleri yeniden hortlatma çabası olarak görünüyor."
Çağdaşlığı bir türlü içlerine sindiremeyenleri iş başına getirmenin doğal sonucu bu. Güzel Türkçemize ne oldu ki dilimize tam olarak yerleşmiş olan kelimeleri Arapça karşılıkları ile değiştirmek istiyorlar. Yıllar önce Ulus gazetesinde makale yazarken gazete yöneticilerine göre benim için Türkçemizi en iyi kullanan üç dört gazeteciden biri diyorlardı. Bu da benim için gurur kaynağıydı. Türk olarak her türlü yazımda, ister öykülerimde, ister günlük yazılarımda olsun en çok dikkat ettiğim Türkçe kelimeler kullanmaktır. Bu konuda da aşırıya kaçmamaya çalışırım.
Eğitim ve Türkçe konu edildiğinde içim burkulur. Zira Köy enstitüleri kapatılmamış olsaydı ne eğitimimizi ne de dilimizi bu denli yozlaştıramazlardı. Bu nedenle de bu konu her açıldığında yazık oldu benim ülkeme demekten kendimi alamam.
                                        ***
Bu yazımda da sağlığımızla oynayanlardan söz edeceğim yine. Zira para hırsı ile gözleri dönmüş insan müsvetteleri elerinden geldiğince sağlığımızı hiçe sayıyorlar. Devlet gerektiği şekilde denetim yapmadığından bu denetimsizliğin bedelini yine devlet ödüyor. Hani şu severek tükettiğimiz kırmızı et var ya. Meğer onun üzerinde ne oyunlar oynanıyormuş. Uzmanların söylediklerine göre kırmızı ette kullanılan bir madde yedi kilo eti tam on kiloya çıkarıyor. İşin ilginç yanı bu et pişerken de emdiği suyu bırakmaması. İşte bu etleri ve bu etlerden yapılmış kıymaları yiyenlerde kansere yakalanma riski olabildiğince yüksek oluyor. Peki, bu durumda ne yapacağız? Ömür boyu et yemeyecek miyiz? Elbette ki yiyeceğiz. Ama nasıl? Ya köylere gidip günlük kesim yapan kasaplardan alacağız. Ya da ortaklaşa kuzu veya dana alıp kestirip paylaşacağız. Komşum yaklaşık ayda bir celeplik yapan birinden kuzu alıp kestirmekte ve etini buzdolabına doldurup tüketmekte meğer ne kadar da haklıymış.
Bir televizyon muhabiri Antalya üzerinde helikopter ile uçmuş. On binlerce dönüm arazide kurulmuş olan seraları incelemiş. Daha sonra da incelemesini seraların içine girerek sürdürmüş. Bu seralarda yetiştirilen sebzelerin tümünde aşırı hormon kullanıldığını söylüyor ve soruyor. On beş günde salatalık yetişir mi? Gözlemlerine göre de sera yetiştiricileri bu yetiştirdikleri ürünleri yemiyorlar ve seralarının bir kenarında tamamen doğal yetiştirdikleri sebzelerden tüketiyorlar. Ah, ah diyor. Erman Toroğlu söylediklerinde ne kadar da haklıymışsın.  Bu haberden sonra bundan böyle kış sezonunda ne domates ve ne de salatalık yemeyeceğim. Nasıl olsa bahçemde yetiştirdiğim turplar, maydanozlar, dereotu, tere ve rokalar en az onlar kadar yararlı.
                                        ***
Aşırı yağışlar yüzünden Bulgaristan’daki barajlarda sular aşırı olarak yükselince Bulgarlar kapakları açmak zorunda kaldılar. Acil olduğu için de bu işi Türkiye’ye haber vermeden yaptılar. Gerçi haber verselerdi ne olacaktı? Bir yetkili alınan önlemler için iki tane zodyakımız var diyor. O geniş yörede o azgın sularda iki adet Zodyak ile ne yapılır bilemiyorum. İyi ki o bölgede askerlerimiz var. Zırhlı araçlarıyla selde çaresiz kalmışlara ulaşıp gerektiği şekilde yardım ediyorlar. Ya o bölgede askerlerimiz olmasaydı? Belli ki o insanların hali her zamanki gibi Allaha kalacaktı.
Özcan Nevres  


8 Aralık 2007  11:16:48 - Okuma: (526)  Yazdır




İstatistik