Yazı

PKK Harekâtı–3
PKK Harekâtı–3 

Asil S. Tunçer

PKK çok can aldı, almaya da devam etmekte.

ABD, PKK’yı resmen olmasa da açıktan destekler. Çünkü bu onun Ortadoğu projesine yönelik siyasetinin bir parçasıdır. PKK’nın çözümünü ABD ile işbirliğinde aramak büyük bir yanlıştır. Türkiye’nin bölgede çıkarlarına aykırı olarak gelişecek bir durum karşısında geçmişten gelen bazı müdahale hakları bulunmaktadır. Türkiye’nin bölgeye müdahale hakkı üç ana başlıkta toplanabilir: 1-Misak-ı Milli ile 1920’de sınırları çizilen Musul-Kerkük bölgesinde 2 milyona yakın Türkmen yaşamaktadır. Türkiye, Irak ve İngiltere arasında 1926 yılında Musul Anlaşması ile bölge Irak yönetimine (daha Türkçesi İngiliz Mandasına) bırakılmıştır. Dolayısıyla, Türkiye’nin bu bölgede tarihe dayalı bir hakkı mevcuttur. 2-1977’de açılan Kerkük–Yumurtalık boru hattı, Türkiye’nin ihtiyacı olan petrolün çoğunu sağlamaktadır. Bu boru hattı Türkiye için hayati öneme sahiptir.3-Kuzey Irak’ta yaşayan Kürtler, Türkiye’yi tehdit edebilecek bir oluşum içine girmeleri ve yasa dışı örgütlere destek vermeleri halinde, Türkiye’nin durumu kontrol altına alması güvenliği gereğidir.
 
90’lı yıllardan başlayarak günümüze kadar gelen Kuzey Irak bilmecesinde atılacak her adımın geçmişten gelen hakların yanı sıra ülke güvenliğinin de bir koşulu olduğu ve bununda gelecekte bölgeye yapılabilecek muhtemel bir müdahalenin temel gerekçesi olacağı şimdiden uluslararası kamuoyuna deklere edilmeli, Türkiye’nin bölge politikası kimsenin yanlış anlayamayacağı kadar açık ve net anlatılmalıdır. Irak’ın bizim nazarımızda çok stratejik bir önemi bulunmaktadır. Ayrıca, Türkiye’nin güvenliği ile siyasi, ticari ve ekonomik çıkarlarının korunması, Türkmenlerin geleceğinin garanti altına alınmasına da öncelikli konular arasındadır. Bölgeyi bir şekilde elde etmeye çalışan batılı güçlerin (ABD ve İngiltere) aksine Türkiye’nin bu bölgeyi yeniden kazanma gibi politikası olmamıştır. Türkiye Kuzey Irak’a, genel Irak politikası çerçevesinde ilgi gösterdiği gibi, mevcut durumun devamı için Irak hükümetleri ile de devamlı işbirliği içinde olmuştur. İzlenen bu politikalar PKK terör örgütünün ülkenin güvenliğini tehdit eden konuma geldiği 1980’lerden sonra değiştirilerek, özellikle 1990’larda yanlış ta olsa daha aktif bir Kuzey Irak politikası izlenmiştir. Bu politikanın temelinde ise, bölgede PKK ile mücadelenin yanı sıra gelecekte kendisi için tehlike oluşturabilecek bir (sözde) Kürt devleti oluşumuna engel olmak gelmektedir.
 
Ancak Türkiye belirlediği bu hedeflerin aksine bölgede Irak’ın egemenliğini tekrar tahsis edecek politikalar geliştirme yerine söz konusu (sözde) Kürt devletinin kurulmasına kadar gidebilecek gelişmelerin içinde olmuş, bu oluşumu engelleyici politikalar oluşturamamıştır. Bunda ABD’nin Ortadoğu politikası ile Türkiye’nin Ortadoğu politikasının farklı olması, ABD’nin, Kuzey Irak’ta Türkiye’nin hareket alanını daraltan karşı-politikalarının etkisi görülmektedir. Ayrıca, Türkiye bölgede şekillendirici bir politika izlemediği gibi müttefiklerine de uyguladığı politikanın gerekçelerini net ve açık bir şekilde anlatamamıştır. Bunun sonucunda da kendi kara ve hava sahası müttefik kılıfında bir işgalci güç (ABD) tarafından kullanılarak sakındığı (sözde) Kürt devletinin temelleri atılmıştır. Bu süreç, Körfez Savaşı’nın ardından ABD’nin bölgede bir güvenlik alanı oluşturması ile başlamıştır. Mayıs 1992’de yerel siyasi otoritenin tesisi için yapılan seçimlerin ardından Kuzey Irak’ta hukuken olmasa bile fiilen bir devlet oluşumu gündeme gelmiştir. Bölgedeki gelişmeler PKK terör örgütünün eylemleri ile sıkıntılı günler geçiren Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da yaşayan Iraklı Kürt kökenli Türk vatandaşlarımızın gelecek yaşamlarına direkt etki edebilecek bir potansiyele sahiptir. Bu nedenle bağımsız bir (sözde) Kürt devleti için yapılacak herhangi bir tedbirin kabul edilmesi ulusal güvenliğimiz açısından mümkün değildir.
 
Tüm bunların yanı sıra unutulmaması gerekli olan ana konu ise; Türkiye’nin bölgede yaşayan Türkmenlere olan asli görevidir. Türkiye, Irak’ın toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde belirlediği Türkmen politikası, geçmişten günümüze kadar gelen asimilasyon faaliyetleri ile Türkmen hareketini etkisiz, birliktelikten yoksun kalmasına neden olmuştur. Türkmenler izlenen asimile politikaları ile yoğun olarak yaşadıkları bölgelerden göç ettirilerek, Irak’taki mevcut Arap ve Kürt nüfusu içinde eritilmeye çalışılmış, kişi hak ve özgürlüklerinden yoksun yaşamak zorunda bırakılmışlardır. Özellikle Körfez Krizi sonrası Türkmen bölgelerinin güvenlik alanı dışında tutulması onları bir yandan Saddam’ın diğer yandan da Iraklı Kürtlerin baskısına maruz bırakmıştır. Şimdi ise işgal güçleri ve ABD yanlısı kurulacak yeni yönetimin baskısı altındadırlar.
 
Bu bakımdan biran önce, (sözde) Kürt Devleti’nin varlığının engellenmesi ve Türkmenlerin de eşit hak ve söz sahibi olacağı bağımsız bir Irak Devleti’nin kurulmasına, ABD çıkarlarına yönelik politikaların terk edilerek, TÜRKİYE çıkarlarının ön planda tutulduğu siyasete dönülmesine acilen büyük ihtiyaç vardır. Belirlenen öncelikli hedefleri gerçekleştirecek aktif bir Türk Dış politikasının oluşturulması çok elzemdir.
 
Bunun içinde tam bağımsız bir Türkiye ve onun çok bilinçli siyasetçilerine gereksinim duyulmaktadır. Memleket meselelerine çok hâkim ve bunu yurt dışı platformlar da diğer ülke meclislerinde çok rahat dile getirebilecek, en az yüksekokul mezunu ve yabancı dil bilen ulusalcı, demokratik ve çağdaş Türk vekillerine, aynı çizgide de yine idealist ve dürüst bürokratlara çok ihtiyacımız vardır.
 
Bazılarının dediği gibi “laiklik karın doyurmaz” sığ mantığıyla ve “ne olursa olsun ama AB ve ABD ile olsun” gibi peşkeşçi zihniyetlerle idare edilmek istemiyor artık Türk halkı… Aksine geleceğe bakabilen ve baktığında da en az 50 yıl sonrasını görebilen –ileri görüşlülük- sahibi devlet adamlarını bugün çok aramaktadır.  Mustafa Kemal ATATÜK gibi…


6 Aralık 2007  17:53:38 - Okuma: (961)  Yazdır




İstatistik