Yazı

Uruguay’dan ABD’ye-3
Uruguay’dan ABD’ye-3 

Asil S. Tunçer

Uruguay’dan ABD’ye-3

21) 16 Kasım 2000; İtalyan Meclisi’nin kararı: İtalyan Meclisi, Avrupa Parlamentosu’nun raporunda yer alan aşağıdaki konuları not etmiştir: “Türkiye Hükümeti’ni ve TBMM’yi, Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından önce Ermeni azınlığa karşı gerçekleştirilen (sözde) soykırımın tanınmasına ve Ermenistan’la arasında normal diplomatik ve ticari ilişkilerin yeniden tesis edilmesi ve halen yürürlükte olan ambargonun kaldırılması amacıyla, Ermenistan ile diyalog başlatmaya davet eder”, (Milliyet, 18 Kasım 2000).
 
22) 24 Kasım 2000; İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın mektubu: 27 Ocak 2001’de tüm dünyada resmi olarak düzenlenecek (Sözde) Soykırım Kurbanlarını Anma Günü’nde, II. Dünya Savaşı yıllarında meydana gelen Nazi zulmüne ve yakın tarihte meydana gelen olaylara yer verileceği ifade edilmiştir. Ermeni lobisinin, Ermenilerin de anılması isteği kabul edilmemiştir. ABD’de 24, Kanada da 2, Avustralya’da 1 eyaletin senato veya meclislerinden (sözde) Ermeni soykırım iddialarının kabul edildiğine dair kararlar çıkmış veya bildiriler yayımlanmıştır.
        
23) 18 Ocak 2001; Fransa Ulusal Meclisi’nin kararı: Alınan kararda “Fransa ‘1915 Ermeni (sözde) soykırımını’ tanır” ifadesi yer almaktadır.
        
         Bilindiği gibi, Türkiye’nin başına gelen işgal felaketi, II. Dünya Savaşı’nda, Fransa’nın da başına geldi ve Vichy’de bir sözüm ona bağımsız kısım kaldı, Fransa’nın gerisi Alman işgaline girdi. İşgal altındaki Fransa’ya General De Gaulle, şöyle tarif etmiştir:
        
Düşmanla işbirliği, değişik siyasi kararlar, inzibati ve bazen askeri operasyonlar, idari tedbirler, propaganda yazıları ve nutukları yollarıyla sadece milli itibarı küçültücü bir görünüme girmekle kalmamış, aynı zamanda, yığınla Fransız’ın zulme uğraması yol açmıştır. Menfaat grupları tarafından alkışlanan bazı resmi görevlilerin ve bir muhbirler ordusunun yardımıyla, 60.000 kişi idam edilmiş, ancak 50.000’i hayatta kalabilecek 200.000 kişi sürgüne gönderilmiştir. Ayrıca direnişçilikle suçlanarak Vichy Mahkemeleri tarafından kadın ve erkek 35.000 kişi mahkûm, 70.000 şüpheli enterne edilmiş, 35.000 memur görevden, 15.000 subay ordudan uzaklaştırılmıştı. Şimdi, bunun birikmiş kızgınlığı açığa çıkmıştır. Şüphesiz, hükümetin soğukkanlılığını koruması gerekiyordu; ancak, bu kadar cinayetin üzerine bir sünger çekmek, korkunç bir apsenin devamlı şekilde ülkeyi zehirlemesine müsaade etmek olurdu. Adaletin yerine getirilmesi elzemdi.”, ( Cumhuriyet, 20 Kasım 2001).
        
“Ortaya çıkmış” dediği kızgınlık, General De Gaulle’ün kurtuluştan sonra, işbirlikçileri yakalanıp öldürülmeye başlanmasıydı. “Hükümetin, duruma hâkim olması” demesi de o yüzdendi. General De Gaulle, “hükümet, adaletin yerine getirilmesi” sözüyle de, ne yapıldığını, yine hatıratında şöyle yazıyor: “60.000 suçlu tutuklanıyor. Bunlardan 39.000’i hapis cezasına mahkûm oluyor, 2071’i idama mahkûm oluyor”.
 
İdama mahkûm olanlardan 768’inin infaz kararını De Gaulle onaylamış ve karar infaz edilmiş, 800.000 kişilik görevliler kadrosundan 20.000 kişi temizleme komisyonlarına havale edilmiştir. Bunlardan 14.000 kişi, Danıştay yolu açık olmak üzere, inzibati cezalara çarptırılmış, 5.000 kişi de işten atılmıştır. Ayrıca yönetimin başındakileri muhakeme etmek üzere özel bir mahkeme kurulduğunu da biliyoruz. Mareşal Patten, Başbakan Lavall, Amiral Esteven, General Derns ve Vichy Devleti’nin Genel Sekreteri Josef Darvant, bu mahkemede yargılanıp idama mahkûm edilmişlerdir. Askerlerin idam cezasını, General De Gaulle müebbet hapse tahvil etmiştir.
        
Fransa’da bu yapılmışken, İstanbul işgal altındaydı ve işgal kuvvetleriyle işbirliği yapan türlü masum insanları ihbarlar yoluyla işgal kuvvetlerine bildiren kişiler, Fransa’dakilerden daha az hain değildi. Ama Türkiye, kurtuluştan sonra bunların hiçbirinin kılına dahi dokunmamıştır. Bizim İstiklal Muharebeleri bitip Lozan Anlaşması yapıldıktan sonra yaptığımız yegâne husus, Türkiye’nin hanedandan 150 kişiyi sınır dışı etmesi olmuştur.
 
Fransa Meclisi’ndeki bu müzakerelerden ve alınan karardan sonra, Türkiye’nin yapması gereken asıl iş, General De Gaulle’ün yazdıklarını Fransız Vekillere hatırlatarak, Fransız Milletvekillerine, senatörlerine, hükümet üyelerine, ilgililere birer mektup göndermekti. Bunu yapabilecek en salahiyetli ve en kolay yapabilecek kişi, Paris’teki Türk Büyükelçisi idi ama ne yapıldı; Türkiye Paris’teki büyükelçisini çekti. Yani büyükelçi en lazım olduğu bir dönemde Paris’te değil Ankara’daydı.
 
24) 10 Ekim 2007; ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu kararı: Başkan Nancy Pelosi başkanlığında toplanan komisyonda 106 no.lu yasa taslağını 21’e karşı 27 oyla kabul ederek, Genel Kurul’a gönderiyor. Yani 6 oy fazlayla tasarı komisyondan geçerek ve bir üst kurula sevk ediliyor. Başkan Bush’un tüm ısrarlarına rağmen Demokrat Partililerin çabalarıyla tasarı kabul görüyor.   
(Sözde) Ermeni yasa tasarıları incelendiğinde, bunların yoğun olarak ABD ve Fransa’da gündeme geldiği anlaşılmaktadır. Bunun sebebi, Sovyet-Ermenistan’ından sonra Ermeni nüfusunu yoğun olarak ABD’ye ve Fransa’ya yerleşmiş olmasındandır. Ermeniler, Amerikan toplum nüfusunun çok ufak bir kısmını teşkil etmelerine rağmen toplum hayatında sayılarına oranla çok daha önemli mevkilere erişmişler, ekonomik olarak üstünlüğü ele geçirmişlerdir. Özellikle Ermeni cemaat ve teşkilatlarının yürüttüğü faaliyetler, (sözde) soykırım meselesinin Amerikan gündemini meşgul etmesini kolaylaştırmaktadır.
 
Kaynak: Asil S. TUNÇER, A.B.D.’de Ermeni Diasporasının Çalışmaları, (Yayınlanmamış) Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, AİİTE, İzmir, 1996.


26 Kasım 2007  00:13:46 - Okuma: (887)  Yazdır




İstatistik