Yazı

Dil Devrimi
Dil Devrimi 

Ahmet Mocan

Artık Kurtuluş Savaşı başarıyla sonuçlanmıştır. Atatürk, bir konuşmasında Kurtuluş Savaşı’nı şöyle değerlendirir:

 “Zafer, bir fikrin istihsaline(üretilmesine) hizmet nisbetinde kıymet ifade eder. Bir fikrin istihsaline dayanmayan zafer payidar olamaz. O, boş bir gayrettir. Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeniş bir âlem doğmalıdır. Yoksa başlı başına zafer boşa gitmiş bir gayrettir.”
 Bir başka konuşmasında da Atatürk şöyle der:
 “Üç buçuk sene süren bu mücadeleden sonra, ilim bakımından, maarif(kültür) bakımından mücadelemize devam edeceğiz ve eminim ki bunda da muvaffak(başarılı) olacağız.”
 Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’na bitmiş gözüyle bakmıyordu. Ona göre esas savaş, savaş alanında elde edilen başarıdan sonra başlayacaktı. Bu savaş, toplumu her alanda değiştirme, çağdaşlaştırma savaşı olacaktı.
 Bu savaş da ancak köklü değişiklikler yapmakla gerçekleşebilirdi. Bu bakımdan Cumhuriyetin ilanıyla birlikte çeşitli atılımlar yapıldı. Halifelik kaldırıldı, eğitim ve öğretimde birlik sağlandı, yargı kurumları birleştirildi, şapka ve kılık kıyafet devrimi yapıldı, uluslar arası takvim, saat ve ölçüler benimsendi, tekkeler kapatıldı… Bunlar, çağdaş bir Türkiye için yapılanlardan bazılarıydı.
 Bu yeniliklere dil konusunda yapılacak atılımlar da eklenmeliydi. Çünkü bir toplumun gelişmesi, öncelikle dilinin gelişmişliğine ve zenginliğine bağlıdır.
 Cumhuriyet dönemine kadar halkla aydınlar arasındaki uçurumlardan biri de kendini dilde göstermişti. Aydınların dili ve halkın dili birbirinden ayrılmıştı. Aydınların dili, Arapça ve Farsça ile karışık, halkın konuşmadığı bir dildi.
 Öğretim dili, halkın diline dayalı olmadığı için halk, eğitim ve öğretimden payını tam olarak alamamaktaydı. Tanzimat’la başlayan halkın eğitilmesi çabası verimli olamamıştı. Toplumdaki okuryazar oranı düşüktü.
 Dil devrimiyle, halkın dili(konuşma dili) ve yazı dili arasındaki bağlantı kurulacaktı.
 Dil devriminin ilk adımı olarak 20 Ağustos 1928’de,Türkiye Büyük Millet Meclisi, uluslar arası rakamların kullanılmasını sağlayan bir yasayı kabul etti. Bu yasanın görüşülmesi sırasında harflerin de değiştirilmesini öne sürenler oldu. Bu konu basında da tartışılmaya başladı.
 Artık çoğunluk Latin harflerinden yanaydı; ama Arap harflerinin yeniden düzenlenmesini isteyenler de vardı.
 Rakamlarla ilgili yasanın kabul edildiği gün, Milli Eğitim Bakanlığı’nca resmen bir Dil Encümeni kuruldu.
 Encümen, 26 Haziran 1928’de Atatürk’ün başkanlığında toplandı. Birçok ulusun alfabesini inceledi, Türkçe harfleri seçerek niteliklerini saptadı. Bütün bunları aydınlatan bir rapor düzenledi.
 Bu rapordan sonra, basında yeni alfabeyi tanıtan dizi yazılar yayımlandı.
 Durumun yavaş yavaş olgunlaştığını gören Mustafa Kemal, 8 Ağustos 1928 gecesi, İstanbul’da Gülhane(Sarayburnu) Parkı’nda, CHP’nin düzenlediği halka açık eğlentide “Harf Devrimi”ni müjdeleyen bir konuşma yaptı:
 “ Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için Yeni Türk Harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel, ahenkdar, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeveler içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz. Lisanımızı muhakkak anlamak istiyoruz. Bu yeni harflerle behemehâl(mutlaka) pek çabuk bir zamanda mükemmel bir suretle anlayacağız. Anladığımızın âsârına(belirtilerine) yakın zamanda bütün kâinat şahit olacaktır. Ben buna katiyetle eminim, siz de olunuz.
 Çok işler yapılmıştır, ama bugün yapmaya mecbur olduğumuz, son değil, lakin çok lüzumlu bir iş daha vardır. Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik, milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki, bir milletin, bir heyet-i içtimaiyenin(toplumun) yüzde onu, yüzde yirmisi okuma yazma bilir, yüzde seksen doksanı bilmez, bu ayıptır. Bundan insan olanların utanması lazımdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir. İftihar etmek için yaratılmış ve tarihini iftiharlarla doldurmuş bir millettir. Milletin yüzde doksanı okuma yazma bilmiyorsa hata bizde değildir. Hata onlardadır ki, Türk’ün seciyesini(karakterini) anlamayarak birtakım zincirlerle kafamızı sarmıştır. Mazinin(geçmişin) hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları tashih edeceğiz(düzelteceğiz).
 Hataların tashih olunmasında(düzeltilmesinde) bütün vatandaşların faaliyetini isterim. En nihayet bir sene, iki sene içinde bütün Türk heyet-i içtimaiyesi(toplumu) yeni harfleri öğreneceklerdir.
 Milletimiz yazısı ve kafasıyla bütün âlem-i medeniyetin(uygar dünyanın) yanında olduğunu gösterecektir.”
 Mustafa Kemal’in bu söylevinden sonra alfabe seferberliği ilan edildi. 11 Ağustos 1928 günü Dolmabahçe Sarayı’nda ilk uygulama dersi yapıldı. Bu dersten sonra aynı yerde dil uzmanı İbrahim Necmi (Dilmen) tarafından iki konferansa daha verildi. Çeşitli tartışmalara sahne olan bu konferanslardan sonra Türk alfabesi bütün katılanlarca benimsendi.
 Başöğretmen Atatürk, Trakya, Karadeniz ve Orta Anadolu bölgelerine yaptığı gezilerinde, halka dersler verdi.
 1 Kasım 1928 günü açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan “Türk Harflerinin Kabulü ve Tatbiki Hakkında Kanun Tasarısı” aynı gün görüşülerek kabul edildi ve 3 Kasım 1928’de Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
 1 Aralık 1929’den itibaren gazeteler bütün yazılarını yeni Türk harfleriyle basmaya başladı ve 1 Ocak 1929’dan sonra hiçbir yazı Arap harfleriyle basılmadı.
 Okullarda öğretim yeni Türk harfleriyle yapılırken, halka yeni yazıyla okuma yazma öğretmek için ülke çapında halk dershaneleri açıldı. 1928 yılı Aralık ayı sonlarına doğru açılmaya başlanan ve “Millet Mektepleri” adı verilen bu dershanelere kadın-erkek pek çok yurttaş ilgi gösterdi. Dört yıl içinde bu dershanelerden mezun olanların sayısı bir buçuk milyona yaklaştı.
 Son olarak Dil Devrimi’ni somutlaştırmak adına şu örneği vermek istiyorum:
  Türkiye Cumhuriyeti anayasasının 26. maddesinin 1924 tarihli asıl metni (1928’de yapılan değişikliklerle birlikte) ve 1945 tarihli uyarlaması.
 1924 Metni:
 “Büyük Millet Meclisi kavainin vaz’ı, tadili, tefsiri, fesih ve ilgası, devletlerle mukavele, muahede ve sulh akdi, harb ilânı, muvazene-i umumiye-i maliye ve Devletin umum hesabı katî kanunların tetkik ve tasdiki, meskûkat darbı, inhisar ve mali taahhüdü mutazammın mukavelat ve imtiyazatın tasdik ve feshi, umumî ve hususî af ilânı, cezaların tahfif ve tahvili, tahkikat ve mücazatı kanuniyenin tecili, mahkemelede sâdır olup katiyat kesbetmiş olan idam hükümlerinin infazı gibi vazaifi bizzat kendi ifa eder.”
 1945 Uyarlaması:          
 “Kanun koymak, kanunlarda değişiklik yapmak, kanunları yorumlamak, kanunları kaldırmak, devletlerle sözleşme, antlaşma ve barış yapmak, savaş ilan etmek, devletin bütçe ve kesin hesap kanunlarını incelemek ve onamak, para basmak, tekelli ve akçalı yüklenme sözleşmelerini ve imtiyazları onamak ve bozmak, genel ve özel af ilan etmek, cezaları hafifletmek ve değiştirmek, kanun soruşturmalarını ve kanun cezalarını ertelemek, mahkemeden çıkıp kesinleşen ölüm cezası hükümlerini yerine getirmek gibi görevleri Büyük Millet Meclisi ancak kendisi yapar.”
Ahmet Mocan
 
Kaynaklar:
  • Emin Özdemir, Dil Devrimimiz, Türk Dil Kurumu Yayınları
  • M. Şakir Ülkütaşır, Atatürk ve Harf Devrimi, Türk Dil Kurumu Yayınları
  • İsa Öztürk, Harf Devrimi ve Sonuçları, Kültür Bakanlığı yayınları
  • Prof. Dr. Uriel Heid, Türkiye’de Dil Devrimi, IQ Kültür Sanat Yayıncılık


23 Kasım 2007  00:03:51 - Okuma: (609)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik