Yazı

Doğru nedir?
Doğru nedir? 

Ümran Songun

Tanrı yeri ve göğü yarattı ve yeryüzünü dağlar, tepeler, dereler, denizler... olarak şekillerle donattı.

Yeryüzünde her çeşit canlı varlık türetti. Tüm bunları altı günde yaptı ve 7. gün kendi suretine benzeyen insanı yarattı. İnsanın yere göğe ve tüm canlılara egemen olmasını istedi. Tanrı Adem’i topraktan yarattı. Burnuna yaşam soluğunu üfledi ve böylece Adem yaşayan ilk insan oldu.
  
      Tanrı Aden’ de bir bahçe yaptı. Yarattığı Adem’ i o bahçeye koydu. Bahçede her çeşit meyve vardı. Bahçenin tam ortasında “ Yaşam ağacı ile iyi ile kötüyü bilme ağacı vardı” Tanrı sadece “iyi ile kötüyü bilme ağacının” meyvesinden Adem’in yemesini istemiyordu.
        
        Tanrı yerdeki ve gökteki bütün canlıları topraktan yarattı. Yarattığı bütün varlıkların isimlerini Adem’in koymasını istedi. Ve her bir canlıya, Adem isim verdi. Fakat Adem’e bir yardımcı gerekiyordu. Onun yalnız kalmasına tanrının gönlü razı olmadı. Adem’ in kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapattı ve o kaburga kemiğinden bir kadın yaratıp Adem’e getirdi. Adem kendi etinden, canından yapılmış olan kadını çok sevdi ve ona bütün insanların annesi ve İbranice “yaşam” anlamına gelen Havva adını verdi. Adem ve karısı çıplaktılar ve utanç nedir bilmiyorlardı.
 
        Tanrının yarattığı hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına sordu:
      “ Tanrı bahçedeki meyvelerden yemeyin mi dedi?”
 kadın:
      “ Bahçedeki meyvelerden yiyebiliyoruz. Tanrı sadece bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin ve ona dokunmayın yoksa ölürsünüz dedi.”
Yılan:
       “Kesinlikle ölmezsiniz. Çünkü Tanrı biliyor ki o ağacın meyvesini yediğiniz zaman iyi ile kötüyü, yanlışla doğruyu bileceksiniz. Gözleriniz açılacak ve tanrı gibi olacaksınız.”
 
       Kadın yılana inandı. Çünkü henüz iyi ile kötüyü bilmiyordu. Ağacın meyvelerinin yenecek kadar olgun olduğunu gördü ve bilgelik kazanacağı için de mutluydu. Meyveyi koparıp yedi ve meyveden yanındaki kocasına da verdi. O da meyveden yedi. Birden çıplak olduklarını anladılar. İncir ağaçlarının yapraklarını dikip kendilerine giysi yaptılar.
 
      Bir süre sonra tanrının sesini duyup ağaçların arkasına gizlendiler. Tanrı Adem’e “ Neredesin?” diye seslendi.
    Adem:
      “ Bahçede sesini duyunca korktum ve çıplaktım bu nedenle senden gizlendim” dedi.
     Tanrı:
       “ Çıplak olduğunu sana kim söyledi?” diye sordu. “ Yoksa sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan meyve mi yedin?”
    Adem:
        “ Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesinden bana verdi ve ben de yedim” diyerek yanıtladı. Tanrı kadına:
        “ Nedir bu yaptığın?” diye sordu.
     Kadın:
         “ Yılan beni aldattı, o yüzden ben o meyveden yedim” diyerek karşılık verdi.
Tanrı yılana:
        “ Bu yaptığından dolayı bütün hayvanların en lanetlisi sen olacaksın. Hayatın boyunca yerde sürünüp toprak yiyeceksin. Kadınla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Kadının soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.”
 Tanrı kadına:
         “ Çocuk doğuracaksın ve doğururken çok acı çekeceksin. Kocana istek duyacaksın ve seni o yönetecek.”
Tanrı Adem’e:
         “Karının sözünü dinlediğin ve meyvesini yemeni istemediğim ağaçtan yediğin için toprak lanetlendi. Hayatın boyunca emek vermeden yiyecek bulamayacaksın. Toprak işlemediğin sürece sana diken ve çalı verecek. Yaban otu yiyeceksin. Toprağa dönünceye dek, ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü sen topraksın ve topraktan yaratıldın ve yine toprağa geri döneceksin.” dedi.
 
         Tanrı Adem’le karısı için deriden giysiler yaptı ve onları giydirdi. Artık İyi ile kötüyü bildikleri için bahçedeki yaşam ağacına uzanıp onun meyvelerinden almalarına ve ölümsüz olmalarına izin vermedi ve onları Aden bahçesinden çıkardı. Ve böylece insan oğlunun büyük yaşam savaşı başladı.
 
       İyi ve kötüyü ayırt edebilen canlılarız. Ama her nedense iyi ve kötü, doğru ve yanlışın toplumdan topluma, kültürden kültüre ve dolayısıyla kişiden kişiye değiştiğini gözlemliyorum. Biz insanlar mitolojik hikayeleri severiz. Bu nedenle yazıma iyi ve kötünün , doğru ve yanlışın doğduğu noktadan başladım. 
 
     Adem, Havva ve yılan kendilerince doğru olanı yaparken tanrıya göre yanlış olanı yaptılar. O halde Tanrı Aden bahçesine “ iyi ve kötüyü bilme ağacını” koymamalıydı. “Yaşam ağacı” onları ölümsüzleştirirken meyvesinin yenmesi istenmeyen ağacın orada ne işi vardı? Diye düşünmeden yapamıyorum. Hani her şeyin bir başlangıcı vardır ya belki de bu günlere kadar gelebilmemizin nedeni o ağacın orada olmasıdır. Neyse o tanrının bileceği bir şey...bir bildiği vardır elbet.
 
    Günlük hayatta insanların birbiri ile olan ilişkilerini gözlemliyorum ve iletişimlerini izliyorum. Sitede yazarlarımızın yazılarını ve haberleri okuyorum. Yazılan haber ve yazılar kadar yapılan yorumların da önemi var. Her haber, her makale birer emekse önce o emeğe saygı duyulması gerekiyor. Tabi yazanın ve haber yapanında okuyucularına saygısı olması gerek. Çünkü önder olmak kolay değil. Önder; önce nereye gittiğini kendisi bilecek ki önderlik yaptığı insanlara yardımcı olup onlara yol gösterebilsin.
        Yorumları okuyorum. İnsan yazmaktan, yorum yapıp görüşünü bildirmekten ürküyor. Görüş bildirmiyor adeta, sözle dövüyorlar birbirlerini. Üzülüyorum. Herkes diğeri gibi düşünmek ve onun gibi yaşamak zorunda değil. Her yazılan ya da her söylenen sözün doğru olması da gerekmiyor. Sadece söylenen sözlerin, yazılan makalelerin bize verdiklerini almak önemli.   Görüyorum ki herkes haklı, herkes her şeyi biliyor ve herkes doğruyu söylüyor. Ve düşünüyorum “ doğru nedir ve ne değildir?” diye. Birinin diğerini yargılamaya hakkı olduğunu sanmıyorum. Kişisel itişmeler toplum olarak bizi bir yere götürmez.
           Eğitim ailede başlar ve çocuk en yakınındaki anne ve babasının davranışlarını hafızasına kaydeder. Siz çocuğun hiç bir şey anlamadığını sanırsınız ama o büyüdüğünde o sizin bir kopyanız olur. İkinci eğitim yeri okullarımız ve dolayısıyla, çocuklarımıza örnek olan öğretmenlerimizdir. Yani bu gün yetişen gençlerimiz sadece bizim eserimizdir. Ve şu an onlar teknolojiyi doyasıya yaşıyorlar ve her biri birer bilgisayar çocuğu. Yani koca bir gün bilgisayarın başındalar ve yazdıklarımızı onlarda okuyor ve bizleri örnek alıyorlar. Demek ki teknolojinin getirdiği internet de üçüncü eğitim yeri oluyor. 
        Her geçen gün insanlar biraz daha, biraz daha birbirinden uzaklaşıyor. Pervasızca birbirlerini yargılıyor. Herkes kendini komple bir insan olarak görüyor. Her şeyi ile dört dörtlük olduğumuzu sanmıyorum.   Herkesi olduğu gibi kabul etmeli ve onu anlamaya çalışmak için çaba sarf etmeliyiz diye düşünüyorum. Çünkü ben doğruyum ben doğruyu biliyorum diye bir şey yok. Herkesin kendi doğrusu var.
        Bu konuyu toplumsal boyutta düşünecek ve örnek verecek olursak: Yaşadığımız toplum “kızlık bekaretine” önem verir. Bir erkek bekareti olmayan bir kızla evlenmez. Ama bu olay farklı kültürlerde garip ve yanlıştır. Evleneceği kız bakire ise bundan kuşku duyar ve bunu normal karşılamaz. Onunla evlenmekten vazgeçer. Burada doğru nedir?
       Farklı kültürler için yanlış olan nüfus cüzdanında dinin yazılması, bizim toplumumuzda doğru olarak algılanmış ve nüfus cüzdanlarımıza dinimizin ne olduğu yazılmıştır.
     
 
      Yani yanlış ve doğru kavramları soyut olarak düşünüldüğünde toplumdan topluma ve kişiden kişiye değişir. Somut bilimlerde doğru ve yanlış vardır. İki çarpı iki eşittir dört (2x2=4) eder deriz. Ve bu herkes için böyledir. Aksini söyleyen iki çarpı iki eşittir üç eder diyen olmaz.   2x2=4 her zaman doğrudur. 2x2=3 ün her zaman yanlış olduğu gibi.
 
       Soyut bilimlerde doğru yoktur “ Tolere” etmek vardır. Yani iki görüşün kendi beyinlerinden çıkan bazı şeyleri feda ederek birbirilerine yaklaşmaları gibi. Ya da daha basit bir anlatımla biri doğrudan, diğeri eğriden ayrılarak ortada bir yol bulabilmeleri ve uyumu yakalayabilmeleridir.. İnsanların birbirlerine yaklaşımları toleransları (hoşgörüleri) kadardır. Yani insanların ortak doğrularının çokluğu onları birbirlerine yakınlaştırır. Dürüstlük, ilgi, hoşlanma, iyilik.. ve sevginin doğru ile pozitif bir ilişkisi vardır. Yani farklı insanları birbirine yakınlaştıran kendi doğrularının ortak paydalarıdır diyebiliriz. Ya da Doğrularının çokluğu insanlar arasında çekim kuvveti oluşturuyor da denebilir.
 
     İşte tüm bu saydıklarımız toplumda sağlıklı bir bireyin tanımı değil midir? Daha fazla ne isteğimiz olabilir ki böyle bireylerin çoğalmasından başka!!!   
                                                                  Sevgilerimle...


15 Kasım 2007  01:24:32 - Okuma: (2398)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik