Yazı

Değerlerimiz Yok Edilirken
Değerlerimiz Yok Edilirken 

Özcan Nevres

Kaz dağlarının eteğindeki antik şehir Truva’nın önemini yazmıştım. Dahası bu bölge içinde korunması gereken başka antik yerleşim birimleri de var.

Kaz dağı eteklerindeki turizmin göz bebeği olmuş olan birçok belde var. Alplerden sonra oksijenin en bol olduğu yöre Kaz dağlarıdır. Oksijeni en bol belde ise Altınoluk’tur. Kaplıcaları ile Güre, yemyeşil doğasıyla Zeytinlik, denizin içinde kaynayan buzu aratmayan soğuk sulara sahip Akçay ve diğerleri turizmimizin göz bebeği durumundadırlar. Kaz dağlarında altın madeni için kazılar başladığında kalkan tozlar yalnızca bu yerleşim birimlerini etkilemeyecektir. Dışsatımımızın önemli ürünlerinden olan çam fıstığının üretildiği Kozak yaylasını da etkileyecektir.
Altın madeninin çıkarılması ile zengin olunacağını sananlar zahmet edip altın üretilen ülkelerin ne durumda olduklarını incelesinler. Altını o ülkelerde çıkarıp işleyenler zaten sanayisiyle, teknolojisiyle oldukça zengin olan ülkeler. Yani zenginlikleri başka ülkelerden elde ettikleri altından değil. Girdikleri ülkelerin kendileri için iyi bir Pazar olmalarından kaynaklanıyor.
Kaz dağında deniz seviyesinin yüz elli metre aşağısına kadar inen derin çukurlar açılıyor. Bu çukurlar açılırken delme aletlerinin körelmesini ve çamurla kaplanmasının önlenmesi için birçok kimyasal kullanıyorlar. Bazı köylerin içme sularında köpükler oluşuyor. Maden arama şirketi karşılarındaki insanları aptal, saf, her türlü bilgiden yoksun insanlar yerine koyup bakınız ne diyor? Delgi aletimizdeki çamurları yok etmek için kostik kullandığımızdan o köpükler oluşuyor. Korkmaya gerek yok. Kullanmakta olduğumuz KOSTİĞİN sağlığa hiçbir zararı yok. Yuh be. Olur ama bu kadarı olmaz. Sanki bizim halkımız kostiğin ne olduğunu bilmiyor. Halkımız bu denli asrileşmeye heveslenmeden önce sabunlarını evlerinde kendileri üretirlerdi. Genelde sabun zeytinyağının posasının kostik ile kaynatılması ile üretilirdi. Kostiğin kullanıldığı en önemli alan ise boyacılıktadır. Boya sökücüleri kostik ile üretilmektedir. Kostik değdiği her yeri cayır cayır yakar. Kostik bir yere uygulanırken kesinlikle ele temas ettirilmez. Peki, nasıl oluyor da bu denli yakıcı hasar verici bir madde insan sağlığı için zararlı olmuyor. Hangi saf, hangi aptal inanır buna. Bırakınız aklı başında olanların inanmalarını.
Altının topraktan ayrıştırılmasında kullanılan siyanürün etkisi ise kostik ile kıyaslanmayacak kadar farklıdır. Alman komutanlar savaş yenilgilerinin ardından ne olur ne olmaz diye yüzüklerinin içine yerleştirdikleri pirinç tanesi kadar siyanürle intihar etmişlerdi: Bu da siyanürün ne kadar etkili bir zehir olduğunun göstergesidir. Siyanür sanayide semente çeliği için kontrollü olarak kullanılır. Dileyen dilediği kadar siyanür satın alamaz.
Siyanür insanı ölüme nasıl sürükler? Eğer siyanür çok düşük dozda yani eser halde alınırsa etkilenen insanı olabildiğince halsizliğe düşürür. Sonunda kalbin durmasına neden olur. Siyanürlü ölümlerde şüphe çekecek bir durum olmaz. Dikkatsiz bir hekim kalp sektesi ve solunum yetmezliği raporu verir ve ölümü meşrulaştırır. Oysa tırnak diplerine dikkatlice bakmış olsa ölümün gerçek nedenini hemen anlardı. Zira siyanürün neden olduğu ölüm ancak tırnak diplerinden anlaşılmaktadır. Eğer o olabildiğince değerli alanlarımız altın madenine kurban edilirse yöre halkının tırnaklarında bir değişikliğin olup olmadığını dikkatle izlemelidir. En küçük bir değişiklikte hemen doktora başvuruda bulunmalıdır.
Yöre halkı altın madenine karşı çıkmak için büyük bir dayanışma içine girmişlerdir. Keşke zamanında Bergama’nın yürekli insanlarına hak ettikleri desteği vermiş olsalardı. Kaz dağı ile ilgili yapılan açık oturumda Bergama’nın eski belediye başkanı Sefa Taşkın’ın katılmamış olması bence Bergama halkının yöre halkına kırgınlığından kaynaklanmaktadır. Oysa zaman kırgınlık zamanı değildir. Birlik ve beraberlik zamanıdır. Bergama halkı kazandıkları deneyimleri mutlaka Kaz dağı yerleşimcileriyle paylaşmalıdırlar.
Özcan Nevres

12 Kasım 2007  00:06:18 - Okuma: (858)  Yazdır




İstatistik